Hükümet verdiği sözlere odaklanmalı

Yıllar içinde benimsediğim iki yaklaşım var.
Yıllar içinde benimsediğim iki yaklaşım var.
Kıbrıs sorununun çözümüne dair;
Her iki tarafın siyasileri, sorunu iç siyasete malzeme yaptığı sürece çözüm bulunamaz.
İki toplumun ortak olmadığı çözümün adı barış değil, anlaşma olur.
Ve kuzey Kıbrıs’a dair;
Siyasiler bir sonraki seçimlerde yine kazanan olmayı hedefledikleri sürece, olumlu anlamda değişen hiçbir şey olmaz.
Güçlü olması gereken toplumken, maalesef siyasiler daha güçlü.
Bunun elbette sebepleri var.
“Bu ülkede on yıl seçim olmazsa, bütün sorunlar çözülür”.
Böyle söylemişti birisi.
Siyasi kaygı olduğu sürece kimse sorunların ve sorunların kaynağı olan odakların üzerine gitmez.
Siyasetin her alanda, her yönde ve her kurumda etkin olduğunu daha öncede söyledim.
Kimse devletin üzerinde değildir, olmamalıdır, bunuda defalarca yazdım.
Özerkleşecek denen her kurumda, esas amacın siyasetin yön değiştirmesi olduğunu görüyoruz.
Polis sivilleşsin ama daha siyasallaşsın, kamu hizmeti kurumu farklı bir yapıya girsin ama yine siyasetin içinde olsun.
Kullananları adı ve makamı değişisin, içerik aynı kalsın.
DAÜ de yaşanan olayları iki taraflı görmeye çalışıyorum.
Siyaset bu noktadan öteye gitmemeli ama yine bu kurum içindeki yönetim yapısı da başına buyruk olmamalı.
Siyaset bir noktada ısrar ederse bunun arkası gelecek, her gelen siyaset, farklı düşüncelerle buradaki yönetimlere müdahale edecek.
Sırf koltukta kalmak için, yurt dışından bile baskı talep eden bir anlayışın da, bu yapılanlardan kalır yanı yok.
Hükümet ve hükümet ortaklarının odaklanması gereken daha önemli işleri var, verdikleri sözler var.
Hükümet programının bana göre en önemli maddeleri şunlardı;

1. Meclis İçtüzüğü, altı ay içerisinde, Meclis çalışmalarının etkinliğinin, verimliliğinin ve şeffaflığının sağlanması amacıyla değiştirilecektir.
2. Siyasal partilerin gelir ve giderlerinin Sayıştay’ın yardımıyla Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesini sağlayacak yasal düzenleme altı ay içinde yapılacaktır.
3. Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın altı ay içerisinde değiştirilmesi ve KKTC’nin tek seçim bölgesi olarak kabul edilmesi sağlanacaktır.
4. Siyasal Partiler Yasası değiştirilerek, partilerinden istifa eden milletvekillerinin bir sonraki seçime kadar bağımsız kalması, Bakan, Komite Başkanı olmasının ve yeni parti kurarak hükümete girmesinin engellenmesi sağlanacaktır.
Siyasi partiler en başta maddi harcamalar yönünden denetleniyor mu? Sayıştay bunun neresinde, görevini yapabiliyor mu?
Özellikle üç ve dördüncü maddelere dikkat çekmek gerek.
“Seçim ve halk oylaması yasası altı ay içinde değiştirilerek, KKTC tek seçim bölgesi olacak.”
Bugün herkesin, hatta yönetenlerin bile tıkandı dediği sistem, ancak tek seçim bölgesine geçilerek düzeltilebilir.
Vekil olmak için sadece belli bölgelere, ailelere, belli kişilere ve zümrelere ayrıcalıklar sağlamak yeterli, böyle olmamalı, bu zamanda bunu tartışmak bile gereksiz.
“Siyasal partiler yasası değiştirilerek partilerinden istifa eden vekillerin bağımsız kalması görev almaması ve parti kuramaması.”
Kimse bunun demokrasi ile bağdaşmadığını söylemesin.
Bu ülkede demokrasi ile bağdaşmayan neler var neler.
Her ülke kendi demokrasisi ile yönetilir.
Demokrasiniz belli bir kültüre ve olgunluğa erişmemişse, kişiye ve çıkara göre şekillendiriliyorsa, yarattığınız kural ve zorlamalar demokrasi sınırınız olabilir.
Zorlanması gereken bu, yönetim kadroları sadece kendi ve partilileri için çözümler bulmamalı, her sorunu bir bütün olarak benimseyip, çözümleri de bütün olarak yaratıp, genele yaymalı.


Bu haber 548 defa okunmuştur

:

:

:

: