Müzakereler bitmez, demek ki Eroğlu aday, kabine değişikliğinde amaç…

Çok düşündüm, o kadar hızla gelişen olaylar yaşanıyor ki, gündemi sabitlemek mümkün değil.
Çok düşündüm, o kadar hızla gelişen olaylar yaşanıyor ki, gündemi sabitlemek mümkün değil.
Yazıya nereden başlamak gerek?
Bir Türkiye’de yaşananlara odaklanıyorum, bir Kıbrıs sorununda gelinen son noktaya, bir anda iç siyasetteki sıcaklığa kapılıyorum.
Söylediğim gibi gündemimiz sabit değil, her an başka yerlerde olabiliyoruz.
Müzakere süreci çöktü mü? Bitti mi yani, buraya kadar mı?
Ciddi sorunların yaşandığı ve bir kriz olduğu ortada.
Yapılan müzakereyse bunlar tabi ki normal, önemli olan süreci canlı tutarak, sonuca odaklanmak.
Bu sürecin bitmesine izin vermezler, bitmemeli de zaten.
Yaşanan olaylara baktığımızda, ülkenin geldiği noktayı sorguladığımızda, çözümün ne kadar zorunlu olduğunu görüyoruz.
Kimse içinde olduğumuz durumu kabullenemez, bir kırk yıl daha bu şekilde bir yaşamın sürmesini savunamaz.
Bu ülkenin hiçbir şeyi bizimle değil, kötü olan bu.
Sahiplenmedik bir şekilde, ne sokaklar bizim, ne kurumlar, ne kararlar, sanki de seyirciyiz sadece.
Aktör olmak mesele ama figüran bile olamadık.
Tutulan kırk yıllık köşe başları mı, yoksa köşe başlarındaki çıkarlar mı daha önemli.
Yani mesele “olmak ya da olmamak”.
Güneyin tavrı zaten en başından belliydi.
Zamana oynamak, süreci uzatabildiğince uzatmak.
Son yaşanan gelişmelerde bunun bir parçası gibi.
Peki, ne oldu da Türkiye savaş gemisi gönderdi?
Sondaj çalışmaları şimdi mi başladı?
Gerçekten çözüm isteyen bir Türk tarafı varsa “napalım onlar kaçtılar” dememeli.
Yıllardır savunduğumuz haklarımız almak, belirsizliği ortadan kaldırmak, istikrarlı bir düzene geçmek için gidilen yolda emin adımları, arzulu, istekli atmak zorundayız.
Bu süreç, bizdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi için bir yerde duracaktı.
Bugün olmazsa, yarın bir ara verilecekti.
Bugüne kadar bir ilerleme oldu mu? Konu bundan ibaret.
İnanın Kıbrıs kimsenin umurunda değil, önceliği değil, hayat kendi kargaşası içinde her yerde ayrı önceliklerle devam ediyor.
Yaşananları göreceğiz.
Kudret Özersay müzakerecilik görevinden alındı.
Aslında Cumhurbaşkanı adayı olarak, adaylığını açıklamadan önce istifa etmeliydi.
Görevden alınması normal, çünkü Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun koltuğuna aday, yani Eroğlu’nun yapamadıklarını yapacağını iddia ediyor, benim farkım var o yüzden adayım diyor.
Cumhurbaşkanı Eroğlu, kendi yerine aday oldu için müzakerecisini görevden almışsa, demek ki adaylık konusunda kararını verdi ve aday.
Müzakere sürecinde sıkıntı varken, bu adım zamanlama olarak bana göre doğru, çünkü yaşanacak bir gelişmeydi.
Esas mesele müzakere süreci tekrar başlarsa, bu görevi kim sürdürecek, nasıl bir kimlik kalınan yerden devam edecek.
Amaç sırf müzakere masasında olmaksa, orada kimin olduğu önemli değil.
Kabine değişikliği içinde bir şeyler söylenebilir.
Söylemekten öte bazı sorular sorabiliriz.
Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu, bu görevinden istifa etmişti.
Bayramdan sonraki ilk iş günü yeni Eğitim Bakanının açıklanacağı söylenmişti.
Sadece Eğitim Bakanıyla kalınmadı.
Kabinenin DP-UG kanadı, Serdar Denktaş dışında değişti.
Peki, amaç ne? Bu değişiklikler ilgili Bakanların başarısızlığı, bir şeyleri yanlış yapmaları, görevlerini yerine getirirken bazı hatalar yapmalarından dolayı mı?
Yoksa parti içi dengeler, kimsenin küsmemesi, herkesin Bakan olarak, bir yerde memnun edilmesi mi?
Kıbrıs ve çevresi cadı kazanı gibi kaynıyorken, öncelik bunlar ve sonuçlarına hazırlanmak olmalıydı.
Ama bizim önceliklerimiz her zaman böyle, iç siyaset ve dengeler.
Bu değişiklikler hükümete ne kazandıracak, hizmetler ivme mi kazanacak, topluma olumlu olarak yansıyacak mı, önemli olan bunlar, yoksa isimler değişmiş, ne fark eder?
Bu değişikliklerde, amaç ve gerekçeler anlatılmalı, kamuoyu ile paylaşılmalı.
Gündem bunlarla şekillendi.
Yorumlamaya, konuşmaya ve konuşturmaya devam edeceğiz.
Şimdilik söylenecek tek şey “Hayırlı olsun.”

Bu haber 527 defa okunmuştur

:

:

:

: