Türk ve Rum kayıp yakınları affetmeye hazır

Kıbrıs’ta kimse masum değil.
Kıbrıs’ta kimse masum değil.
Kıbrıslılar da, dışarıdan gelen üçüncü ülkelerde, bu sorunun bir yerden içinde.
Herkesin çıkarları var ve herkesin önceliği bu çıkarları.
Ve bu çıkarlar kırk yıldır kurulan “mevcut durumun” devam etmesi için korunuyor.
Her şey çıkar mı, kazanç mı, bu uğurda yapılanlar yetmedi mi?
Her zaman söylerim, Kıbrıs’ta işin esası, çözmekten çok barışmaktır.
Barışmak için yüzleşmek, konuşmak, tartışmak ve hem hataları karşılıklı kabul etmek, hem de özür dilemek çok önemli.
Kolay mı, mümkün mü? Belki de değildir, elbette çok da zordur.
Ama bu iş, buradan beslenen siyasilere, ada üzerinde çıkarı olan üçüncü ülkelere bırakıldıkça sonuç ortada.
Ya çözülmeyecek, ya da başkalarının istediği gibi çözülecek.
Yıllar geçmiş ve iki toplum birbirinden uzaklaşmış, yeni nesillerin paylaştığı hiçbir şey yok.
İki farklı ülke ve iki farklı yönetim, çözmekten, barışmaktan, farklı beklentileri ve anlayışları olan iki halk.
Ekonomi veya başka çıkarlar çözümü anlamlı hale getirebilir.
Hepsinden daha önemli, çok daha insancıl, çok daha vicdani bir başka ortaklık var.
Belki çok insanı bağlamıyor, çok insan için bir anlamı bile yok ama iki toplumda da hala daha kanayan bir yaranın, bitmeyen acısı var.
Kıbrıs’a bugünkü şeklini veren olaylarda, çok insan hayatını, malını, akıl dengesini, maddi birikimini yitirdi.
Bunların yarattığı izler bir yere kadar geldi, hayatın devam eden gerçeği ile tüm bunlar bir noktada yatıştı.
Sadece bir olay, bir gerçek, bir ayrıntı bugün oldu tam olarak aydınlanmadı.
Bu ülkede yaşamanın dışında ortak bir nokta bu.
“Kayıp” söylemesi çok kolay, bir çırpıda, bir kelimeyle bitiyor.
Peki, anlamı, bu durumun acısını yaşayanlar için anlattıkları nelerdir?
İşte bunu, bu acıyı yaşayanlara sormak lazım.
Fuat Nalcıoğlu, Akdoğanlı, babası kayıp bir Kıbrıslı Türk, 1966 yılından buyana babasından haberi yok.
Çocuğuna “dedenin mezarı burası” diyemiyor.
“Babama kıyanları affettim. Onları Allah affeder mi, bilemem” diye ekliyor.
Maria Georgıadou, Değirmenlikli, annesi, babası, kız ve bir erkek kardeşi kayıp.
“Küçük Kaymaklı da Türk arkadaşlarım var. Sık sık ziyaret ediyorum. Ailem kayıp, sadece yerleri belli olsa bana yeter” diye avunuyor.
PanayıotıPanayıotou, Mağusalı, kayınpederi ve arkadaşı kayıp.
O da şunları söylüyor;
“Çocuklarımı Muratağa ve Sandallara götürdüm. Oraları ziyaret ettik, dualar okuduk, çiçekler koyduk. Onlara gerçekleri anlatıyorum.”
Birbirini tanımayan ama aynı amaç için uğraşan, aynı acıyı çeken insanlar.
Bunlar bu ülkenin gerçekleri, bu acılar yaşanmış ve hala izleri var, korku var, güvensizlik var.
Kayıp ne demektir? Öldüğünü veya yaşadığı bilememek, her kapı çalınmasında bir umutla koşmak, bir mezar başında dua edememek, bir çiçek koyamamak, yerini dahi bilememek.
Bu acı durum Kıbrıs’ın her iki tarafında da var.
Acının azı veya çoğu yok, acı aynı acı.
Kıbrıs’ın en karanlık yüzü, barış için, çözüm için, insanlık için, bu karanlığın aydınlanması şart.
O dönmelere ait çok insanın bilgisi var.
Hatırlamamak, hatırlamaya çalışmamak, vicdanları rahatlatmaz.
Kıbrıs’ın kayıp yakınları affetmeye hazır, işin diğer kısmını ile Allaha havale etmişler.


Bu haber 702 defa okunmuştur
  • Hüseyin Hasan  Omorfo - 20.10.2014 Kayıplar konusu Kıbrısın en yakıcı sorunlarındandır bu sorun çözülmeden Kıbrıs huzur bulamaz
  • Hasan Arif  Girne - 20.10.2014 Kim ne suç işlediysa cezasını çekmezsa bundan sonra bu suçlar işlenmeye devam eder.
  • Fuat Nesip  Mağusa - 20.10.2014 Erçin bey sizi tebrik ederim 'kayıp'lar konusunu ve Kıbrıs sorununu çok iyi yorumlayan bir yazı oldu..

:

:

:

: