İhraç edilenlere af var mı?

Cumhuriyetçi Türk Partisi Girne Milletvekili Abbas Sınay, bir süre önce Milletvekilliğinden istifa etmişti.
Cumhuriyetçi Türk Partisi Girne Milletvekili Abbas Sınay, bir süre önce Milletvekilliğinden istifa etmişti.
Bu istifa Meclis’te oylandı ve kabul edilmedi.
Yani bir vekil istemekle istifa etmiş, vekillikten vazgeçmiş olamıyor.
Bugüne kadar böyle bir tecrübemiz olmadığı için bu anlamdaki eksikliği görememişiz.
Bir Milletvekilinin seçildiği partiden istifa edip, bir başka partiye geçmesinin engellenmesi için yapılması istenen, vaat edilen değişiklikler, demokrasiye, Milletvekilinin iradesine aykırı bulunurken, bir Milletvekilin kendi iradesi ile istifa etmesi demokratik yollarla olamıyor.
İşte bizim işimize geldiği gibi şekillenen demokrasi sözcüğüne kattığımız anlam.
Hadi bunu çözün şimdi.
Olay kapandı mı, bu istifa ortadan kalktı mı, istifanın gerçek nedenleri nelerdi, Sayın Sınay böyle olacağını biliyor muydu?
Ve bundan sonraki tavrı, yol haritası ne olacak?
Esas demokrasi göstergesi bundan sonra şekillenecek.
Ben bu görevi yapamıyorum, yapmak istemiyorum diyen bir vekil bu topluma nasıl verimli olacak.
Abbas Sınay ben yokum der ve Meclisi boykot ederse, oturumlara, çalışmalara katılmazsa, nasıl bir mekanizma çalışacak, sonuç nasıl olacak.
Anayasa da yapılması gereken değişiklikler bir kez daha ortaya çıktı.
Abbas bey partisel sıkıntılardan mı, yoksa vekillik göreviyle toplumsal fayda sağlayamadığından mı istifa etti, düşüncesi değişti mi, bunları açıklamalı.
Esas istifa sebebi toplumsal verimlilikse, bunun arkasında durmalı ve gereği için mücadele etmeli.
Bunun içinde açık, samimi, şeffaf ve gerçekçi olmalı.
“Siyaset toplumsal çıkarlar için yapılmıyor.”
Bu sözlerin sahibi UBP İskele Milletvekili Nazım Çavuşoğlu.
Toplumsal olmaktan, topluma mal edilmekten vazgeçilen o kadar çok şey var ki.
Önce ben, sonra toplum, önce bana ver, sonra toplumun geride kalanına, önce ben, sonra diğerleri anlayışı belleklerimize kadar işledi.
Bu durumda siyasetçinin de, siyasetten medet umanlarında işi zor.
Seçenle, seçilen arasında böyle bir bağ oluşmuş yıllarca.
Düzelir mi? Bu gidişle zor.
Ülkede işsizliğin, adam kayırmacılığın, torpilin ne noktalarda olduğunu bilmeyen yok.
Seçen bunlardan faydalanmak istiyor, seçilen için ise devletin olanaklarını dağıtmaktan, vaat etmekten başka verebileceği bir şey yok.
Bu her dönem, her siyaset ve her siyasi için geçerli.
Bilindiği gibi vatandaşlık ve af konusu gündemde, konuyla ilgili yapılan çalışmalar var.
Af olayıyla ilgili İçişleri Bakanımız bir açıklama yaptı ve KKTC’den suç işleyerek ihraç edilenlerin aftan yararlanamayacaklarını söyledi.
Bu noktada Nazım Çavuşoğlu’nun bir iddiası var.
“İçişleri Bakanlığı, hırsızlık suçundan hüküm giyip cezaevinden çıkan birini geri getiriyor af çıkmadan önce. Ki aftan bile yararlanamaz bu kişi. Ortağı da uyuşturucu kullanan birini geri getiriyor. Böyle bir siyasi anlayışa güvenebilir miyim? Önümüzdeki günlerde çıkacak olan aftan hiç faydalanmayacak olan birileri Bakanlar Kurulu kararıyla bugünlerde getiriliyor.”
İddia bu, yüz kızartıcı suçtan cezaevine girmiş ve ülkeden ihraç edilmiş iki kişiye af yasası çıkmadan ülkeye giriş imkanı sağlanmış.
Bu hem benzer olaylar içinde bir çelişki, hem çifte standart, hem de devleti küçük düşürücü, keyfi kararlardır.
Bir politika belirlenir ve herkes için aynısı uygulanır.
Devletin bir kurumunun müdürlüğünü, cezaevinden çıktığı gün bir partiliye verip, bunu normal sayan bir yönetimden bu elbette beklenebilir.
Ama söylediğim gibi bu hatalarla güven kaybeden yine siyaset, yine siyasiler ve devlet otoritesidir.


Bu haber 552 defa okunmuştur

:

:

:

: