Temeldeki kölelik...

İnsanı elinden geldiğince CAHİL ve ŞAŞKIN bırak ki kolaylıkla kandırabilesin. Eğer bir tür APTALLIK yaratmak istiyorsan- ki bu politikacı ve din adamları için ön koşuldur- o zaman en iyisi insanın AŞKI ÖZGÜRCE yaşamasını YASAKLAMAKTIR.
İnsanı elinden geldiğince CAHİL ve ŞAŞKIN bırak ki kolaylıkla kandırabilesin. Eğer bir tür APTALLIK yaratmak istiyorsan- ki bu politikacı ve din adamları için ön koşuldur- o zaman en iyisi insanın AŞKI ÖZGÜRCE yaşamasını YASAKLAMAKTIR.
Aşık olmayınca insan ZEKASI azalır. Bunu hiç izlemedin mi? Aşık olduğunda tüm kapasitelerin doruğa ulaşır. Bir an evvel gayet RUHSUZ şekilde dururken aniden hayatının kadını ile karşılaşıyorsun ve içinden müthiş bir coşku yükseliyor; her yerin ALEV alıyor. İnsanlar aşık olduklarında maksimum performans sergilerler. Aşık olmadığında minimum düzeyde iş görürler.
En akıllı insanlar cinselliği en gelişmiş olanlardır. Bunu iyi anlamak lazım, çünkü aşk enerjisi temelde zekadır. Eğer sevemezsen içine kapanırsın; dışa akamazsın.
Aşıkken insan akar gider. Aşıkken insan öylesine kendine güvenir ki yıldızlara dokunabileceğini hisseder. O yüzden SEVGİLİ insanın en büyük ilham kaynağıdır...
(Aşk, Özgürlük, Tekbaşınalık/ OSHO)
BİR YORUM (Osman Nuri YILDIRIM)
Sizin yazdıklarınıza, düşündüklerinize hem katılıyorum, hem de sizi çok takdir ediyorum. Burada bazı eklemeler yapmak gereğini duyuyorum. Plotonik, şıp sevdi, aşık olmak için aşık olmak gibi kavramları biraz tartışmak gerekir. Bu tür aşklar çoğunlukla geçicidir ve hep hüsranla biter. Evlenseler, çocuk, torun sahibi olsalar da mutlu değillerdir. Gözleri hep dışarıdadır. Akılları romanlarda, dizilerde, öykülerdedir. Bunun nedeni taraflar arasındaki BENZERLİĞİN yerine ZITLIĞIN ağır basmasıdır. Benzer kişilerin yani eğitim, kültür, din, milliyet, boy, huy, görüntü, yaş,ekonomik konum, renk, hatta memleket gibi değerlerin, bir başka değişle ortak noktaları olan bireyler arasındaki, aşk ve sevginin sürekli olma şansı çok yüksektir. Bunlar arasında boşanmalar da az olmaktadır. Biz buna sosyolojide Benzer Evlilik Kuramı deriz. Bir de kendisinde olmayan özellikleri karşısında arayan, eksiklerini telaffi etme güdüsünde ve niyetinde olanlar - bilinçli veya bilinçsiz - arasındaki aşklar, sevgiler ve evlilikler vardır ki, sonunun iyi bittiği (gerçek anlamda tabii) görülmemiştir. Çoğunlukla boşanmalar, kavgalar, öldürmeler, intiharlar, nefretler hep bunlar arasında görülmektedir. Bu ikinci evliliğe de Zıtlar veya Telaffi Evllik Kuramı deriz. Herhalde konu daha iyi aydınlandı ve bilimsel temellere oturdu. Bana bu fırsatı vermiş olduğunuz için de size çok teşekkür ediyorum.

KIRIK DÖKÜK HAYATLAR...

' Kadın temizlikçi... İki kızı varmış... Çok şıkmışlar... Ben görmedim. Akşam, kadını kocası öldüresiye dövmüş... Kolları çürük içinde... Bir gözü iyice morarmış...Baba kızlardan birinin burnunu kırmış... Nedeni de kızının (kazandığı halde) üniversiteye gitmesine izin vermiyormuş... Ne hayatlar...'
Böyle şeyler duyduğumda donup kalıyorum. Her şeyi bir fanusun dışından izler gibiyim... Sesler yok... görüntüler salınıyor...
' Bir başka KADIN... Eşinden ayrılmış, bir yıl önce... Küçük kız süper zeki görünüyor... Anne yarın için izin istiyor... Yarın kızı okula başlayacak... Okulun ilk gününde kızının yanında olmak istiyor...
İlk gün... ' Hani annesi?' diye sormasınlar, diyor... Ama adım gibi biliyorum: O hem ANNE hem de BABA olacak çünkü... O da biliyor... Hem de bir ömür boyu... Ne kırık dökük hayatlar.... '
Diğeri yaşı geçkince bir genç kız... Evlenmemiş...Biraz da çirkince... Bir gönül yarası var besbelli... Uygun zamanı kolluyor... içini dökecek...
Ne demeli? Hayat böyle bir şey... Nehirde karşılaşan tekneler misali... Yanlarından geçip gidiyorsunuz... Sadece bakışıyorsunuz ya da el sallıyorsunuz... Herkes yoluna devam ediyor....
YALNIZLIĞINIZ
güne sırtı dönük
ayçiçek misali
unutulur dünler
kanar durur dal uçlarında...
bir nihavend şarkıda
dibe vurur umutlar
bir çağrıda sonsuzluk düşü
yakar kavurur içini...
SEN kalabalıklar içinde
YALNIZLAR sapağındasın
çabuk mu unutulur
ömrü talan eden SIR...
Ayşe TURAL

BAZEN ERKEKLER DE SESSİZCE GİDER...
İster eşiniz, ister arkadaşınız, isterse sevgiliniz olsun ona ne kadar iyi davranıyorsunuz?
Düşünün....düşünün...bir daha düşünün...
Büyük bir aşkla, duygularının en derin haliyle kadınları seven erkekler vardır:
bağışlayıcı... sevgi dolu... özverili...
Ya kendilerini rahat ifade edemediklerinden ya da kendilerine yakıştıramadıklarından sakindirler... Bu da onların ezilmelerine, hor görülmelerine yol açar, karşılarındaki kadınlar tarafından...
Bakın çevrenize... ezik görünüşlüdürler... eşleri ne isterse onu yaparlar... pek sesleri çıkmaz... ne denirse boyun eğerler... aslında hep sevgiye bağlılıklarındandır...
Onlar sustukça, karşılarındaki kadınlar daha bir otoriter olurlar... yapma... gitme... söyleme...
- Karıcığım bir sigara yaksam?
- Bir kahve de ben içsem?
- Bu hafta sonu da buraya gitsek?
Kadın öyle alışmıştır ki bayrak açmaya, ağzından HAYIR'dan başka söz çıkmaz...
Bir gün erkek sessizce gider... bazen iki satır karalar bazen de onu bile yapmaz...yok olur... kaybolur... hatta ebediyen gider...
Böyle erkekler arkalarında DAHA BÜYÜK BİR BOŞLUK bırakarak giderler... Ömrünüzün sonuna kadar da o boşluğu dolduramazsınız...
AYŞE TURAL
BİR YORUM...
Sayın Ayşe Tural, ne yaşınızı biliyorum, ne de mesleğinizi. Hatta medeni halinizi de. Bu kadar doğru tespitleri yapmış olmanız beni hayret ettirdi, hem de merak.
Yuvayı dişi kuş yapar demiş atalarımız. Bu söz hiç merak etmeyin on binlerce yılları arasından süzülerek gelmiştir. İlk aile kurumu ortaya çıktığı zaman, erkekler karıları ile birlikte kalmıyordu. Çocuk yapmak için bir araya geliyorlardı. Erkekler köylerinden sürülmüş olduğundan - çünkü onları insan yerine koymuyorlardı - kadın kaçırma ve tecavüz olayları yaygındı.
Halen erkekler evinden, köyünden iş, okuma, çalışma, askerlik gibi nedenlerle evlerinden uzaklaşıyorlar. Boşanmalarda genellikle erkek evi terk eder, kadın değil. Tıpkı bugün olduğu gibi.
Ne sandınız, sosyal sorunlar yüzyılların birikimi ile ortaya çıkar. Tarihin her döneminde kadın evin patronudur. Biz erkekler de birer emir eri konumundayız. Bakmayın atıp tuttuklarımıza...
Sosyal ilişkileri kadınlar götürür. Karı ölürse, kocalar için hayat biter. Koca ölürse, en geç bir ay sonra hayat kaldığı yerden devam eder. Bütün bunların nedeni anaerkil ailenin temel olmasıdır. Bunun nedenlerini burada anlatmak, bu kısa olanaklar içinde mümkün değidir. Ataerkil aile anaerkil aile üstünde eyreti bir yama gibi durur...
Şimdilik bu kadar yeter diye düşünüyorum.
OSMAN NURİ YILDIRIM
(Dalında (sosyal-bilimci) belli ki, bir otorite olan hocamıza sonsuz saygılarımla...)
ÖFKE
Ben çok iyiyim
Ben herkesi çok severim
Ben paylaşırım
Ben uğraşırım
Ben hayatın kavgasındayım
Ama
Kovanıma
Sakın çomak sokma.../ Ayşe TURAL



HAYAT NE TATLI...
Ne zaman yazı yazmaya başlasam karşıma geçip oturuyorsunuz… Ya elinizde mis gibi kokan bir kahve fincanı ya da baharatlı kocaman bir çay fincanı…
Merakla gözlerimin içine değil, yüreğime bakıyorsunuz gibi geliyor. Bocalıyorum önce… Heyecanlanıyorum ardından. Heyecan çok iyi bir şey aslında. O zaman daha güzel şeyler bulup çıkarıyorum, dağarcığımdan…
Bu neye benziyor biliyor musunuz? Nadide ipekler satan bir kumaş satıcısına… En güzel, en gözalıcı olanlarını ayırıp koyar ya önümüze… Aynen öyle…Gözlerimiz kamaşsın ister…
Bence hayatın kendisi GÖZ KAMAŞTIRIYOR… Ona doymuyoruz, kana kana içilen su misali… Hangi yaşta olursak olalım, ondan bir an bile ayrılma düşüncesi gözümüzü korkutuyor… HAYAT öyle tatlı ki…
BAŞKA BİR SEN BULURUM...
bir gün
gönül kapımı çalmazsan eğer
seni
bir aynadan
başkasına bakarken yakalarsam
ruhuna gri perdeler çekmişsen...
işte o zaman
başka bir SEN arar
başka bir SEN bulurum
haberin olsun....
Ayşe TURAL

AŞKA NEDEN GEÇ KALIRMIŞIZ?
' Aşkı gündeliğe düşüncesizce feda ettiğimiz için GEÇiz...
Aşkı da, tıpkı geçmekte oluşumuza dayandırdığımız BAHANELER nedeniyle geçiştirmeye çalıştığımız için GEÇiz...
Aşkı, sadece AŞK için yaşamayı beceremediğimizden GEÇiz...'
Adnan GERGER (alıntı)



ÖĞRENMEYİ İSTEMEK GEREK...
Öğrenmek için okumak, araştırmak, incelemek ve farkındalığımızı artırmak gerek... Bunu seve seve haz alarak, keyifle yapmak o kadar önemli ki! Bence yaşamın öğretisi en çok da kitaplarda gizli... Biliyorum sizler de benim gibi düşünüyorsunuz...
Sizi çok etkileyen bir kitabı düşünün... Aradan geçen yıllara rağmen hala belleğinizin bir yerlerinde taptaze duran bölümleri ...yok mu?
Başarmak, hepimizin hedefleri arasındadır. Başarıda en önemli etken de BİLGİdir. Yaşamda hedefler belirler ve yürürüz. Hedef için gereken çaba da elbette akılcı olmalı, tıpkı haritadaki gibi yollar belirlenebilmelidir...
Öğrenmekten ne kadar keyif alırsak, yaşama bakış açımız da o oranda gelişecektir. Bu da bizi daha olumlu ve pozitif yapacaktır... Sonuçta, kendine güvenen, cesur bir insan oluruz. Çünkü BİLGİ güçtür. Güç de enerji verir... İşte o zaman ne kadar kolay mutlu olduğumuzu fark edeceğiz...
Öğrenmeyi, hayatın her evresine yayabiliriz... Onun sayesinde kendimize olan güvenimiz artacak, konuşmamız güzelleşecek, kendimizi ifade etmemiz kolaylaşacaktır...
Bir önemli nokta daha var elbette... Bu sayede gerçekten değer vermemiz gereken konulardan seçmeler yapabileceğiz. Gereksiz şeylere kafa yormak yerine omuz silkip geçebileceğiz...
Bence OMUZ SİLKMEK de bir cesaret işidir... Gerçekten huzur denilen büyülü zamana katkı koyar...
Sözün kısası öğrendikçe YAŞAMI YENİ BAŞTAN KEŞFEDİP, onu daha çok SEVECEĞİZ...
Bence hayaller, yüzlerimize yansıyan TOZPEMBE aydınlıktır...
Bu nedenle hayallerinizden ASLA vazgeçmeyiniz...
Bu haber 194 defa okunmuştur

:

:

:

: