Tam zamanında yaşamak…

Zaman nedir… Tarih boyunca insanlar “zaman” kavramını anlamaya, tanımlamaya çalışmışlar.
Zaman nedir… Tarih boyunca insanlar “zaman” kavramını anlamaya, tanımlamaya çalışmışlar. Zaman, yüzyıllarca felsefenin, matematiğin veya diğer bilim dallarının araştırma konusu olmuştur hep… Zaman ile ilgili yazıların çoğunda Rus yazar Samuil Marshak ile ilgili bir anı anlatılır. Aslında İngiliz matematikçi, bilim tarihçisi Profesör Gerald J. Whitrow’un 1972 yılında yazdığı “Zaman Nedir” (What is Time ?) adlı eseri bu anıyla başlar.

* * *

Özellikle çocuk kitapları edebiyatında ünlü Rus yazar Samuil Marshak, 1912 yılında Londra’ya gelir. Yeterli derecede İngilizce bilmiyordur. Yolda giderken rastladığı bir İngiliz’e saati sormak ister. Saat kaç anlamında “What time is it?” diyeceği yerde, yanlışlıkla, “Zaman nedir?” anlamına gelen “What is time?” diye sorar. Soruyu yönelttiği İngiliz çok şaşırır ve cevabı şöyle olur. ; “Ama bu felsefi bir soru, bana neden soruyorsunuz?” cevabını verir . İngiliz bu cevaptan sonra Rus yazarın meramını anlayıp saatin kaç olduğunu söyleyip söylemediği bilinmiyor.

* * *
Albert Einstein’ın izafiyet teorisini ortaya attığından bu yana, dünyada dört boyut olduğu kabul ediliyor. Üç boyuta ilaveten dördüncü fiziksel boyut ise zaman olarak biliniyor. Matematiksel olarak dördüncü boyut, diğer üç boyuta eşit değer taşıyor. Üç boyutta her yöne hareket edilebiliyor. Ancak zamanda hareket nasıl olacak… Zaman ileri doğru akıyor. Zamanda geriye doğru hareket hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Zamanın iki yönlü ya da tek yönlü bir yolculuk olup olmadığı konusu, 1500 yıl önce filozof Aziz Augustinus’un (MS 354 -430 ) ”zaman geçici bir şey midir, yoksa her zaman mevcut olmuş mudur” sorusunu ortaya atmasından bu yana insanların kafasını kurcalıyor.
* * *
Ortaçağ’da zaman kavramı üzerinde en fazla duran filozof Aziz Augustinus, ünlü “İtiraflar” (Kabalcı Yayınları -2010) adlı kitabında şöyle yazıyor; “Zaman nedir? Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa “gelecek” zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz yok. Şimdiki zaman sürekli var ise ve geçmişe karışmayacak ise şimdiki zaman değil sonsuzluk olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini yok oluşuna muhtaç olan bir “şimdi”nin varlığından nasıl bahsedilebilir ? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.”
* * *
Zaman yolculuğu, İngiliz yazar Herbert George Wells’ in 1895 yılında yazdığı “Zaman Makinesi” (Time Machine) adlı romanının konusudur. Zamanda yolculuk acaba gerçekten yapılabilir mi? Mekanda istenen yönde yolculuk yapılabildiğine göre, acaba zaman içinde de istenen yönde seyahat edilebilir mi ? Bir insanı geçmişe veya geleceğe taşıyacak bir makine inşa etmek mümkün müdür ? Romanın konusu özetle şöyle; “19. yüzyılın sonlarında, değerli bir bilim adamı, İngiltere’deki evinde misafir ettiği konuklarına kendi yarattığı bir makineyi gösterir. Kafese benzeyen bu makine ile zamanda bir yolculuğa çıkıldığını söyler. Misafirler yemekteyken, zaman makinesi ile yolculuğa çıkar. Geriye döndüğünde, misafirler sadece bir kaç dakikalarını harcamışlardır. Oysa bilim adamı günlerdir hiç yıkanmamış bir insan görüntüsündedir. Üstü başı kir içindedir, yıpranmış ve yorgun görünmektedir. Neler olduğunu anlamayan misafirlere hikayesini anlatır.”
* * *
Romandaki bilim adamı yani zaman gezgini, kendi icadı olan zaman makinesi ile 802701 yılına gidiyor. H. G. Wells (1866-1946) romanında Jules Verne’i örnek almış olsa da tarzları çok farklı. Jules Verne’in hikayelerinde teknoloji her zaman ön plandadır. H.G Wells ise teknolojiden ziyade toplumsal yapı hakkında tahminler yürütüyor. Zaman Makinesi çalıştığı sürece etrafını ve hislerini etkileyici olarak anlatıyor. Kitaptan uyarlama ve aynı ismi taşıyan 1960, 1978 ve 2002 yıllarında filmler çekiliyor. 2002 yapımlı filmin yönetmenliği H.G. Wells ‘in büyük torunu yapmış.
* * *
H.G. Wells’in bu romanından etkilenenler arasında ünlü şair, yazar, siyasetçi, diplomat Yahya Kemal Beyatlı da vardır. 1903-1912 yılları arasında Paris’te yaşayan Yahya Kemal Beyatlı, 1913’te İstanbul’a dönünce Paris’ten arkadaşı Ali Kemal’in çıkardığı Peyam Gazetesinin edebiyat eki olan Peyam-ı Edebi Dergisinde Süleyman Sadi takma ismiyle yazılar yazar. Bu dergide yazdığı“Çamlar Altında Musâhabe (Söyleşi)” adlı yazı dizisine ait bir yazısında H.G. Wells’in “Zamanda Yolculuk” kitabını okurken, uykuya dalar ve rüyasında, geleceğin 2179 yılının Türkiye’sinde İttihat ve Terakki Partisi’nin eğitim alanında yaptığı reformların etkilerini görür.
* * *
Yahya Kemal Beyatlı’nın ölümünden sonra yayınlanan Aziz İstanbul adlı kitabının 77. sayfasında şöyle anlatıyor;
“Bugün bir Romalı kayser gibi sıkılıyordum. Öğleden sonra Şişli’den Beyoğlu’na kadar uzandım. Cevahir, şekerleme, kitapçı camekanları önünde dura dura yürüyordum. Bir şey sıkıntımı gideremiyordu. Bir zamanlar yatağımızda sabahlara kadar için için okuduğumuz bir seyahat hikayesi okumak için dünyayı verirdim… Bir kitapçıya girdim. Sarışın ciltler arasında böyle bir şey arıyordum. Gözüme bir cilt ilişti. Mülhem Tepe. Yazarı Maurice Barres, büyük zevkler üstadının kitabı. Tapınaklarda tüten buhur gibi bayıltıcı bir eser. Hayır istediğim bu değil. Barres’in kitabı gibi daha birçoklarını gözden geçirirken elim aradığıma dokundu. İngiliz hikaye yazarı Wells’in bir seyahatnamesi. Lakin zaman ötesine tasarlanmış bir seyahat. Hemen aldım.”

* * *
Zaman yolculuğunun hayal olması, gerçekleşmesinin inanılmaz oluşu, insanı garip bir karmaşıklığa sürüklüyor. Zamanda yolculuk, geçmişe geri dönmek veya geleceği şimdiden bilmek, insanların hayallerini süsleyen bir fantezi… İnsanoğlu zaman nasıl hükmederim diye sordu hep asırlarca… Bu sorunun cevabını hep aradı ama bulamadı. Zaman belki de insanın içinde saklı… Albert Einstein bu konuda bakınız ne diyor: “Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece bir yanılsamadan ibarettir, ne kadar kalıcı olsa da.”
* * *
Yıllar geçtikçe zaman sanki daha hızlı geçiyor. Çocukken oyun oynarken veya gençlikte aşk insanın gözünü kör ettiğinde zamanın nasıl geçtiği hissetmeyiz… Yıllar yılları kovalarken zamanı tutmak, dondurmak isteriz hep… Hiçbiri olmuyor diye hayıflanmaya da gerek yok. En iyisi zamanı güzel kullanmak… 1999’da kaybettiğimiz şair Can Yücel’in “Tam Zamanında Yaşamak” adlı şiiri nasıl da güzel anlatıyor hayatı…
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü / Tam zamanında söylemelisin sevdiğini / Gözlerinin içine baka baka / Bisikletinin gidonunu / Tam zamanında çevirmelisin / Düşmemek için / Tam zamanında frene basmalı / Tam zamanında yola koyulmalısın.

Bu haber 256 defa okunmuştur
  • Cok tesekkurler ince  NY - 30.11.2014 Cok icten cok samimi ve insani dusunduren harkulade bir yazi olmus. Elinize emeginize kaleminize saglik. Tekrar Tesekkurler ve iyi pazarlar.

:

:

:

: