Kar amaçlı işyeri gibi yönetilen “devlet”

Devlet bütçesi, yıllarca hesap kitap olmadan kullanıldı.
Devlet bütçesi, yıllarca hesap kitap olmadan kullanıldı.
Nasıl olsa kaynaklar var, ülke için yatırımlar bir şekilde finanse ediliyor, rekabet yok, savunma gideri yok, dış harcamalar yok.
Kaynakları etkin, kontrollü, doğru zamanda, doğru yerde kullanıp iyi işler yapmak yerine, gelecek seçimleri garantiye almak, daha cazip geldi.
Bugün toplumsal ihtiyaçlardan, insan odaklı hizmet ve önceliklerden çok uzak sadece iki yakasını bir araya getirmeye çalışan, kamu çalışanlarının maaşını ödemeyi başarı sayan, bunun dışında hiçbir yatırım ve yenilik yapamayan, bütçesinin %85’i maaş ödemeye ayrılan bir yapıdan bahsediyoruz.
Herkes, tüm kesimler, bütçeden ne koparırım derdinde.
Böyle bir yönetim anlayışına karşı bu girişim elbette normal.
Daha önceki hükümet döneminde, devlet hastanesinde ücretli döneme geçildiğinde Sağlık Bakanlığı müsteşarı “Üç lira, beş lira ile bir günde 50 Bin TL topladık. 20 günle çarpsak, bu para aylık 1Trilyon yapar. Yılda 12 trilyondan bahsediyoruz. Bu parayla biz hastaneyi ayağa kaldırırız” demişti.
Bende sormuştum “Peki, hizmet ne olacak? Burası hastane mi iş yeri mi?” bugün nedir durum?
Hastane hala yerlerde sürünüyor, üstelik alınan ücretler, üçle, beşle de kalmadı.
Amaç hastaneyi ayağa kaldırma mı, yoksa devlete yeni bir rant kapısı açmak mı?
Cevap ortada.
Yine geçmiş hükümetin ve bugün evlerinde rahatça oturan ileri gelenlerinin, bugünlere bıraktığı bir miras “göç yasası”.
Tabi ki sadece kamu çalışanlarını düşünmüyorum, sorun ülkenin sorunu ama dönemin Maliye Bakanı bakın bugün neler söylüyor;
“Göç Yasası” diye adlandırılan, Kamu Çalışanlarının Aylık Maaş ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi yasası ile senede 52 milyon TL kazanç elde edildi. Özel sektöre katkı olarak yapılan bu yasanın, özel ile kamuda çalışanın denk olabilmesini sağlamak amacı vardı. Şimdiki hükümet, bu yasayı değiştirme yönünde ne yaptı”.
Devlet 52 milyon kazanç elde etmiş, çünkü devlet sadece birilerine ait ve sadece kar amacı güden bir şirket, anlayış bu.
Kamu ve özel sektör çalışanının denk olması amaç edinilmiş, değişen hiçbir şey olmadı.
Devlet sadece kazanacak, hükümetler, bir sonraki seçim için harcayacak.
“Karayolları Dairesi müdürü;
“Anayolların, maddi imkânlar çerçevesinde aydınlatılması için çalışılıyor. Aydınlatma mecburiyeti yoktur. Ama aydınlatma olması halinde daha güvenli olur. Biz aydınlatma taraftarıyız. Ama bunlar mali durumla çok ilişkili şeyler. Anayolların aydınlatılması, duble yolların yapılması hep para. Maddi imkân olduğu sürece aydınlatma yapılır. Bunlar pahalı sistemler. 62 sayacımız, 8 bin lambamız var. Enerji giderleri, arızaları var. Sürekli bir giderdir bunlar”.
Müdür böyle söylüyor da, yollarda kazalar, acılar, ölümler de devam ediyor.
Önceliklere göre para ayıran bu devlet ve hükümetler anlaşılan o ki yollarda yaşananlara daha çok seyirci kalacak.
Maalesef, eksiklikler, yollarda altyapılar, insan hayatından önce gelen, maddiyata takılıyor.
Her şey, devletin cebinden daha önemsiz.
Su projesi var ama su politikası yok.
Su, Türkiye’den maliyetsiz gelecek, devlet bu suyun dağıtımını nasıl şekillendirecek?
Özele mi verecek, kendimi yapacak?
Çok büyük bir proje, önemli bir yatırım ve maddi değerinden çok imajla bağlantılı manevi yönü daha önemli.
Özellikle Türkiye açısından, başarısızlık durumu karşısında yaşanacak olanlar telafisiz.
Bu projeyle beraber, kanalizasyon, yer altı suları ile ilgili yeni bir proje gündeme gelecek.
Dağıtım konusunda, özel sektör herhangi bir başarısızlığı göze alır mı?
Hangi özel şirket bu riski göze alıp, bu işe talip olur?
Bunu tabi ki göreceğiz, devlet bundan da kazanç elde etmek istiyor, suyu özele ben satayım, özelde belediyelere versin, belediyelerde vatandaşa satsın.
Yani devlet, GSM de olduğu gibi, elektrikte olduğu gibi, gece kulüpleri, gazinolar ve bet ofislerde oldu gibi, bir kaynak daha yaratma düşüncesinde.
Daha pahalı, daha belirsiz bir su politikası gündeme gelebilir.
İlk baştan anlatmaya çalıştığım gibi devlet bir şirket anlayışıyla yönetiliyor.
Kar elde edip, herkese rakip olan bir şirket.
Her adımında ne veririm değil, ne kazanırım, ne alırım anlayışı üretilen tek politika.
İnsan hayatı, önceliği, devletin kazancından sonra geliyor.
Daha çok kaynak, daha az gider, övünülecek bir başarı gibi sahipleniliyor.
Üzücüdür insanlar gidiyor ama bu anlayış değişmiyor.
Bu haber 587 defa okunmuştur

:

:

:

: