Arafat’ın gıpta ettiği KKTC’den, uyaran Filistin’e…

İsrail ve Filistinliler arasındaki anlaşmazlık, çatışmalar, dünyanın en uzun süren meselelerindendir.
İsrail ve Filistinliler arasındaki anlaşmazlık, çatışmalar, dünyanın en uzun süren meselelerindendir.
Akdeniz’in doğu sahilleriyle, Ürdün nehri arasında yer alan bölgenin paylaşılamaması, sorunun kendisi.
“Birinci dünya savaşı sırasında bu bölge, Osmanlı devleti tarafından yönetiliyordu. İngiltere tarafından desteklenen Araplar, Osmanlı ordularını bu bölgeden çıkardı. İngiltere, savaşın sonunda bölgeyi işgal etti. 25 Nisan 1920 de Milletler Cemiyetinin kararıyla bölge İngiliz kontrolüne girdi.
1947 yılında, Filistin’i 1920 yılından beri yöneten İngiltere, Siyonist- Arap sorununu çözmeyi Birleşmiş Milletlere devretti. Yahudiler artık toplam Filistin nüfusunun üçte birini oluşturuyorlardı. Yüz binlerce Yahudi’nin Avrupa’daki Nazi katliamından kaçmasıyla birlikte, durum daha da önem kazandı. BM bölgeyi Yahudi ve Filistinliler arasında bölme yönünde tavsiye kararı aldı. Bu karar Yahudiler kabul ederken, Filistinliler kabul etmedi.
1948 yılı, Yahudilerle, Arapların birbirlerine düzenledikleri saldırılarla başladı. Yahudiler, kendilerine ayrılan bölgenin de dışına çıkarak, Filistin devletine bırakılan topraklara da girdiler. Filistin Ulusal konseyi, 1988 yılının Kasım ayında Cezayir de toplandı. Konsey, BM’nin 1947 yılında bölgeyi, Yahudiler ve Filistinliler arasında bölme tavsiye kararını kabul ettiğini açıkladı. Filistin toprakları ikiye bölünecek bu topraklarda iki ayrı devlet kurulacaktı.”
Bölge, bölgede yaşananlar, İsrail’in kuruluşu, Filistin’in bu bölgedeki tarihi bu şekilde özetlenebilir.
Halen huzur yok, halen sorun çok.
Filistin’in efsanevi lideri Yaser Arafat, ömrünü bu bölgeye, bu mücadeleye harcadı.
BM’nin, bölgeyi Yahudiler ve Filistinliler arasında bölme kararını kabul etmekle de çok eleştirildi.
1974’te BM’de bir konuşmasıyla tarihe geçti.
Şöyle diyordu Arafat;
“Bugün buraya, bir zeytin dalı ve bir silahla geldim. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin.”
KKTC’nin rahmetli kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş, her zaman anlatırdı.
Arafat’la her karşılaştıklarında kendisine şunları söylermiş;
“Benimde arkamda Türkiye gibi bir ülke olsaydı, sırtım yere gelmezdi. Biz devlet olduk, ama toprağımız yok. Siz devlet olamadınız ama toprağınız var. Ben sürgün hayatı yaşıyorum ve gömülecek toprağım bile yok.”
Elbette yıllar geçti.
Hem Kıbrıslı Türkler, hem de Filistinliler çok acılar çektiler, çok mücadeleler verdiler, çok bedeller ödediler.
Mücadeleleri de ödedikleri bedellerde hala bitmedi, devam ediyor.
Filistin devleti son zamanlarda, birçok ülke tarafından tanınma yolunda “tavsiye” kararlarının alınmasıyla farklı noktalara doğru ilerliyor.
Özellikle Avrupa ülkelerinde, son dönemlerde bu anlamda artış var.
Ekim ayında İsveç, İrlanda, İngiltere, İspanya parlamentoları bu yönde bağlayıcılığı olmayan kararlar aldılar.
Hollanda da iktidar ortağı İşçi Partisi, Filistin’in tanınması konusunun mecliste tartışılmasını istedi.
193 ülkeden 135 Filistin’i devlet olarak tanıdı.
Ve o Filistin, yıllar sonra çok tartışılan gaz konusunda Kıbrıs’la ilgili çıkışıyor, uyarıyor;
Filistin Enerji Bakanı OmarKettaneh “Enerji güvenliğinin nihai amacı gaz bölgelerinin kesin ve net bir şekilde belirlenmesiyle başlar. Aksi takdirde boru hattının bir güvenlik kaynağı yerine çatışma konusu olur. İnsanlar elektriksizlik yüzünden hastanelerde ölürken İsrail ve AB’nin enerji stratejileri ve güvenliğinden bahsetmesi oldukça ironiktir.”
Rahmetli Arafat’ın gıpta ettiği KKTC ise, kırk yılda yarattığı bozuk düzenle cebelleşiyor.
Yöneticileri, yetkilileri, devlet yönetmenin ağırlığını taşıyamıyor.
Tek dertleri, var olan kaynakları dağıtmak, bir sonraki seçimleri garantiye almak, gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşünmek.
Dünya zamanla yarışırken, kendi içinde, kendi kendiyle, rant kapma kavgası yapmak.
Bizim coğrafyamızda bugün için belki acı yok, belki birçok bölgeye göre rahat bir ortam var.
Fakat bedel ödeme de yok, kazanılmamış, lütfedilmiş her şey.
Ve hiç bitmeyecekmiş gibi hoyratça harcanıyor.
Kavga vermeden, istemeden, mücadele etmeden sadece söz ve hırsla ancak buraya kadar.



Bu haber 502 defa okunmuştur

:

:

:

: