Bahtsız bedevi meselesi

Limasol'dakiEvangelosFlorakis Donanma Üssü'ndeki patlama olmasaydı Nikos Anastasiades başkanlığa seçilebilir miydi?
Limasol'daki Evangelos Florakis Donanma Üssü'ndeki patlama olmasaydı Nikos Anastasiades başkanlığa seçilebilir miydi? Mari veya Vasiliko patlaması diye de anılan bu felaket yaşanmasaydı Dimitris Hristofyas tekrar başkanlığa seçilebilir miydi?
Bu günün gerçekleriyle, algılarıyla dünü yargılamak veya yeniden yorumlamak herhalde doğru olmaz. Ancak, kesinlikle diyebiliriz ki Vasiliko felaketi Anastasiades’i iktidara taşıyan birkaç etkenden en önemlilerinden birisidir.
Ne yazık ki Vasiliko felaketi aynı zamanda başta Yunanistan’da olmak üzere Avrupa ana karasındaki krizin de etkisiyle başlayan ekonomik-mali krizi ağırlaştırarak Anastasiades başkanlığını daha başlamadan önce “topal ördek” olmaya mahkûm etmiştir.
Vasiliko bölgesinde kurulacak tesislerde sıvılaştırılacak Akdeniz doğal gazının ihracatı ile hem adanın stratejik önemini artırmak hem de krizden çıkma hülyaları da hep akamete uğradı, boş çıktı. Önce Afrodit adı verilen bölgeden çıkması beklenen gazın neredeyse umulanın küçük bir yüzdesi olacağı ortaya çıktı. Sonra İsrailli-ABD’li ortaklar Türkiye boru hattı seçeneğini gündeme getirdi. Daha sonra ise İsrail’in Leviathan yatağı gazını Mısır’da sıvılaştırma kararı almasıyla Vasiliko’da kurulması öngörülen ve kriz ortamında zaten inşası için mali kaynak bulunamayan Vasiliko tesisine yeterli gaz bulunamayacağı gerçeği ortaya çıktı.
Nihayette Akdeniz gazını kullanacak ise Kıbrıs Rumları Kıbrıs Türküyle paylaşmadan ve Türkiye güzergâhı olmadan Avrupa pazarlarına ulaştıramayacağı acı gerçeğiyle karşılaştı Rum kesimi. Umut bu kez de ENI-KoGaskonsorsiyumu tarafından 9 numaralı parseldeki “Onasagora” isimli yatakta gerçekleştirmekte olduğu sondaja bağlandı. Muazzam yatak olduğu, Afrodit yatağından çok daha fazla gaz bulunacağı ve Rum kesiminin “köşe” olacağı yazıldı çizildi.
O kadar emindi ki Rum tarafı faraziye olarak bile gazın en azından Kıbrıs Türkü kendisine kendi istediği şartlarda teslim oluncaya kadar Kıbrıs Türküyle paylaştırılmayacağını vurguladı durdu. Ne oldu, Nawtex yayınlandı, iki savaş gemisi eşliğinde Barbaros aynı bölgeye gitti ve Anastasiades de “egemenlik haklarım tecavüz edildi” deyip görülmelerden kaçıverdi.
Herkes biliyordu hâlbuki niye kaçtığını. ABD’si de, İngiltere’si de ve hatta BM’si de. Görüşmeler al-ver sürecine gelmişti ve eğer siyasi irade var ise taraflar birkaç ay, bilemediniz aştı ay içerisinde ya uzlaşacak ve çözüm için o en acı ama şart adımı atacaklar, iki devletin federasyona dönüşümünü başlatacaklar ya da “olmuyor anlaşamıyoruz” aşamasına gelecekler iki devlet varılacak “boşanma anlaşmasıyla” kendi yollarına devam edecekti. Anastasiades görüşmelerden değil, bu sondan kaçmaya çalışıyordu. Maalesef en başta Kıbrıs Türk muhalefeti bunu görmeliyken, görmemekte ısrar edip suni “Doğuş Derya kriziyle” durumu idare etmeye çalıştılar.
Ne imiş efendim? Meclis kürsüsünden Türkiye’ye “işgalci” ve “tecavüzcü” dedi diye iktidar partisinden ve diğer muhalefetten – ve hatta Türk siyasilerden – tepki gören Derya’ya falan sahip çıkmış, filan sahip çıkmamış gibi havanda su dövmeyle durumu idare etmeye kakıştılar.
Yahu, bir kere, katılırım katılmam Doğuş Derya ifade özgürlüğünü kullanmış. Hem ifade özgürlüğü diyeceksiniz hem de kadın milletvekilini görüşünü ifade ettiği için aforoz edeceksiniz veya ilahlaştıracaksınız? Yapılan iş ne aforoz etmeye ne de ilah ilan etmeye değer. Görüşünü açıklamış. İster saçma ister kutsal, ya katılırsınız ya da karşı argüman getirirsiniz. Ama konuyu sakıza döndürmeyin lütfen.
Ben hoşlandım mı denen laftan? Hayır. Asla. Ama saygı duydum. Doğuş Derya’nın durduğu yerden demek ki öyle görünüyor.
Ama iki içi boş laftan hareketle ne Doğuş Derya’yı linç edebiliriz ne de bu dediği boş suçlamalarla – federasyona destek verdiği iddia ediliyor ya – federasyona destek verebiliriz. Uyanalım arkadaşlar. Solcu olmak Rum uşaklığı yapmak, Rum’un dediğini savunmak, Rum ne derse doğru der zihniyetinde olmak demek değildir. Solcu olmanın temel gereği toplumcu olmak, halkçı olmaktır. Kıbrıs Türkü olduğunu kabul edemeden Kıbrıslı olduğunu, hele hele “Kıbrıs Türkü” gibi adeta Kıbrıs ulusu var da biz de onun alt öğesiyiz gibi bir yaklaşım, olmaz, olamaz. Teslimiyetçiliktir, solculuk falan değil. Uyanın.
Elbette Türkiye’nin Kıbrıs’ı, en azından Kuzey Kıbrıs’ı koloni haline getirme yönünde uğraşısı olduğunu görmeli ve buna karşı durmalıyız. Ama, buna karşı duracağız diye de bile isteye, göbek atarak gidip de Rum’a köle olmanın anlamı var mı? Sorun bir kendinize ey solcu olduğunu iddia eden arkadaşlar.
Fark etseniz de etmeseniz de Türkiye Kıbrıs’ın bir gerçeğidir. Bu bölgenin bir gerçeğidir. Türkiye’nin hem Kıbrıs’ta hem de Doğu Akdeniz’de çıkarları vardır. Bunları görmemede ısrar etmek ama ABD’nin, İngiltere’nin, Rusya’nın ve diğer birçok ülkenin çıkarlarını gözeten taleplerini, siyaset planlamalarını kabul etmek solculuk mu oluyor, siyasi gerçekçilik mi yoksa teslimiyet mi?
Bahtsız bedevi rolünü oynamakta niye ısrar ediliyor anlamak zor.
Bakın arkadaşlar, Anastasiades’in planları yine boşa çıktı. Görüşmeden çekilmesine ne Avrupa Birliği ne ABD ne de Rusya destek verdi. Zaten deklere edilmemiş ABD-Rusya soğuk savaşında Kıbrıs şu anda önemli bir konumda değil. Belki ileride olabilir ama cephe şu anda Ukrayna ve Pasifik’de. Yarın ne olur? Rusya bu yayılmazı ve tecavüzkâr siyasetinde ısrar eder ve savaş genişler mi yoksa şartların zorlamasıyla yeni bir “detant” dönemine mi gireriz, birlikte yaşayıp göreceğiz. Ama anlaşıldığı kadarıyla Rum kesimi önemli zemin kaybetti, kaybetmeye devam edecek.
Yunanistan’ın ekonomik krizden çıktığı masalları bir yana daha büyük bir krizin kapıda olduğu uyarıları da gizli ekonomik istihbarat raporlarında yer alıyor. Rum kesimindeki ekonomik performans giderek kontrol edilemez aşamaya geliyor. Nitekim, gaz umutları da gaza karışan Anastasiades’in sağlık sorunları bir tarafa kabinesinde köklü değişiklikler yapacağı iddia ediliyor. Kabine değişikliği neye yarayacak? En azından bir süre toplumun gazını alacağı iddia ediliyor ama Anastasiades’in iç organlarındaki ciddi alkolizm tahribatı sağlığını tehdit ediyor. Rum arkadaşlar ısrarla kulağıma “yaza, bilemedin son bahara erken cumhurbaşkanı seçimi olur, götüremez Anastasiades” demekte. Ne olacak peki? Bu şartlarda görüşmeler tekrar başlayabilir mi?
Bakın, diğer sondaj alanlarında ne çıkacağı belli değil ama 24 Aralık gününde sona ereceği planlanan ilk aşama sondajda ENI-KoGaskonsorsiyumu 9 numaralı parseldeki “Onasagora” isimli yatağın “kuru” çıktığını ilan etti ve yine aynı bölgedeki “Amathusa” isimli yatakta sondajın başlayacağını ilan etti. Orada ne çıkacak? İnşallah olumlu sonuç alınır, zengin yatağa rastlanır. Ama uzmanlar şimdiden o alanın da “yeterli rezerve sahip olamayacağını” vurguluyorlar.
Peki, Kıbrıs ve bölge için hiç mi çıkar yol yok? Var… Kıbrıs’ta çözüm hem Kıbrıs Rum halkını hem de Kıbrıs Türk halkını uçurabileceği gibi Yunanistan ve Türkiye için de büyük rahatlama sağlar, geniş işbirliği imkânlarıyla önemli ekonomik sonuçlar ortaya koyar. Demek ki görüşmeler tek yol olmalı. Hedef, ister federasyon ister iki devlet ama muhakkak anlaşmaya ve uzlaşıya dayalı birlikte varoluşu içermeli. Nihayette niye iki devlete bu kadar karşı çıkılıyor? AB içinde iki devlet federasyondan ne kadar farklı olacak ki?
Mesele niyette. Yoksa, bahtsız bedevi vaziyeti hep devam edecek Kıbrıs’ın.

Bu haber 350 defa okunmuştur
  • ince  NY - 22.12.2014 Once can, sonra canan demeyi ogrenemeyince; o can o bendende rahat duramaz.

:

:

:

: