Akaryakıt fiyatı gibi asgari ücret de otomatiğe bağlanabilir mi?

Türkiye’de akaryakıt Ürün satış fiyatları, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunun 10.madddesinde tanımlandığı üzere “en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu” olan, Akdeniz ürün fiyatları ve Amerikan Doları satış kuru, takip edilerek belirlenmektedir.
Türkiye’de akaryakıt Ürün satış fiyatları, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunun 10.madddesinde tanımlandığı üzere “en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu” olan, Akdeniz ürün fiyatları ve Amerikan Doları satış kuru, takip edilerek belirlenmektedir. Şöyle ki; Akdeniz piyasasındaki petrol ürünleri fiyatlarında oluşan değişiklikler ve dolar kurundaki değişim günlük olarak değerlendirilmekte ve bu iki faktöre göre oluşturulan yeni fiyat, yürürlükteki satış fiyatlarından anlamlı bir şekilde yukarı ya da aşağı yönde farklılık gösterdiğinde, fiyat ayarlamaları yapılmaktadır (http://www.ayhanerdem.com/akaryakit-fiyatlari-nasil-olusuyor.html) KKTC’de de benzer yöntemle akaryakıt fiyatlarının otomatiğe bağlandığı ifade edilmektedir:
Peki devamlıolarak işveren ve işçi kesimini karşı karşıya getirip ortak payda yaratılamayan asgari ücret konusunda otomatik ayarlamaya imkan verebilecek bir formül geliştirilemez mi?
Elbette belirlemek mümkündür? Mevcut asgari ücret yasası dahi böyle bir formülün bileşenlerini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
22/1975 Sayılı Asgari Ücretler Yasasının 4(2) maddesine göre asgari ücreti otomatik olarak belirleyebilecek bir formülün değişkenleri aşağıdakilerden oluşmaktadır:
1. Devlet Plânlama Örgütü ile Ticaret Bakanlığınca saptanan geçim indeksi
2. İşçi ve ailelerinin insanca yaşam için gereksinmeleri
3. Hayat pahalılığı ve genel seyir
4. Çalışanların yasalara dayalı olarak elde ettikleri sosyal güvenlik menfaatleri
5. Verimlilik, istihdam ve devamlılık gibi benzer ekonomik faktörler
6. Çalışanların, Ulusal gelirden sosyal adalete dayalı pay alabilmesi

Asgari ücretin belirlenmesinde etken faktörlerden formül geliştirmeden önce asgari ücret belirlemesinin olumlu ve olumsuz yönleri üzerinde durmak son derece yararlı olacaktır. Çünkü belirlenecek asgari ücretin olumlu veya olumsuz etkisi her ülkenin şartlarına göre farklılaşabilmektedir.
ASGARİ ÜCRET BELİRLEMESİNİN GEREKÇESİ VE OLUMLU YÖNLERİ

Asgari ücret ile öncelikle en korumasız ve pazarlık gücü olmayan çalışanlara insanca yaşayabilecekleri bir ücret almalarına yönelik olarak genellikle örgütlenmemiş vasıfsız işçilere işveren tarafından düşük ücret ödenmesini önlemeyi hedeflenmektedir. Bu ücret, kamu maliyesi politikası bağlamında yapılan işle ve işçinin beceri düzeyi ile doğrudan ilişkilendirilmemesi gereken bir gelir transferi ve sosyal ücrettir. Yani, adil gelir dağılımı açısından asgari ücret uygulaması da bir enstrüman olarak kullanılabilmektedir.

İnsanca yaşam koşulları altında maaş alan çalışanlar iş hayatında gerekli ve moral ve motivasyona sahip olmaları mümkün olmayacağından neticede gerekli maaş ödemesi yapmayan işletmelerinde verimlilik olumsuz etkilenecektir. Ayrıca, insanlık onuruna yakışmayan maaş ile geçinmek zorunda kalan çalışan ve ailelerinin yüz yüze kalacakları ekonomik, sosyal ve beşeri sorunlar doğrudan veya dolaylı olarak ülke refahına olumsuz etki yapacaktır.
ASGARİ ÜCRET BELİRLEMESİNİN OLUMSUZ YÖNLERİ
KKTC gibi Türkiye’nin katkıları ile oluşan ve gerçekten ziyade yapay olan milli gelire karşı emek piyasası ile örtüşmeyen asgari ücretin fevkalade olumsuz etkisi olabilmektedir.
Milli geliri (GSMH) yani üretilen nihai mal ve hizmetlerin değeri 8 Milyar TL olan KKTC’de 300,000 kişilik nüfusa böldüğümüzde kişi başı yıllık milli gelir yaklaşık 27,000 TL, aylık gelir ise yaklaşık 2,222 TL’dir. Yani, işçisi, işveren ve ülkede yaşayanların her birine düşen gelir budur. Tabi ki, bankalardaki mevduata ve servet birikimine baktığımızda bu gelirin adil bir şekilde bölüşüldüğü iddia edilemez. Ancak, kamuya baktığınız zaman maaş alanların büyük bir çoğunluğun ortalamanın üzerinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Kasım 2014 itibariyle emekliler de dahilkamudan maaş alan toplam 40,016 kişinin % 78’i ortalama aylık kişi başı milli gelir olan 2,222 TL’den fazla almaktadır. Durum böyle olmasına karşın asgari ücretin hakim olacağı özel sektörde emek piyasasında oluşabilecek denge fiyat doğal olarak insanca yaşamaya yetmeyecek bir ücretin altında oluşabilmektedir.
Gereğinden fazla liberal ekonomik şartların hüküm sürdüğü ve denetimin pek de etkin yapılmadığı ülkemizde emek piyasasında oluşan denge ücretin oldukça üzerinde popülist kaygılarla asgari ücret belirlenirse öngörülen sürdürülebilir ekonomiye fayda yerine zarar verebilir. Bunun olumsuz yansımaları aşağıdaki gibi olabilir:
• Etkin denetim ve gözetim sistemleri halen daha kurulmadığı için işletmeler sosyal güvenlik primlerini asgari ücret üzerinden yatırırken verdikleri ücret asgari ücretin altına gerçekleşebilir. Kaldı ki, halen genelleme yapma yanlış olmakla beraber günde yaklaşık 12 saat çalışıp asgari ücret dahi alamayan çalışanlar bulunmaktadır. Daha iyi bir iş imkanı bulamadıklarında ise bu sömürüye katlanmaktadırlar.
• İşletmeler kayıt dışı işçi çalıştırmaya yönelebilir.
• Kayıt dışı işçilik haksız rekabet yaratacağından reel sektörün rekabet gücünü sürdürülebilirlik açısından olumsuz etkileyebilecektir.
• Kayıt dışılık hem sosyal güvenlik kurumlarının hem de kamu bütçesinin finansman ihtiyacını artıracak ve neticede finansman maliyetini artırarak ülke kalkınması için gerekenin aksine özel sektörü dışlama (crowding out) etkisi ortaya çıkacaktır.
• Asgari ücretin artması ile asgari ücrete doğrudan endeksli bazı bütçe yükümlülüklerini artıracak ve yine dolaylı olarak bütçenin finansman gereksinimini artıracaktır.
Yukarıdan da anlaşılacağı gibi KKTC gibi ülkelerde kamu sektörünün önceliği nedeni ile reel ve özel sektörün arzulanan seviyeye gelmediği durumlarda asgari ücretin belirlenmesi son derece hayati konulardan biri olmaktadır. Bu nedenle bizim gibi ülkelerde ne işveren düşmanlığı yapmanın ne de çalışan dalkavuğu olmanın toplumsal faydası olmayacaktır. Yapılabilecek en rasyonel yaklaşım aşağıdaki gibi bir formül geliştirmektir:
1- Öncelikle 3-4 kişilik bir ailenin insanca yaşaması için gerekli barınma, gıda, giyim, sağlık, ulaşım, eğlence, kültür gibi gereksinimler için bilimsel ve objektif olarak geçim indeksinin yasaya uygun olarak hazırlanması gerekmektedir.
2- Geçim indeksinin gerektirdiği rakamın ne kadarının işveren tarafından ödenebileceği belirlenmelidir.
3- Ekonomideki ortalama kişi başı milli gelir, emek piyasasındaki denge fiyat, işletmelerin ödeme kapasitesi, üretimdeki verimlilik, emeğin talep esnekliği, çalışanlar sayesinde yaratılan katma değer, çalışanların marjinal verimliliği gibi olgular çalışanların alması gereken minimum düzeydeki gelirin ne kadarının işveren tarafından karşılanacağının belirlenmesinde esas alınmalıdır. Tabi ki, bu unsurların esas alınması için son derece güncel ve güvenilir istatistiki bilgiye ihtiyaç vardır. Maalesef bugünkü yapı böylesi bir istatistiki verinin teminine imkan vermemektedir.
4- Geçim endeksi ile işverenin ödeyeceği miktar arasındaki farkın karşılanmasında sosyal devlet devreye girmelidir. Bu grupta olan kesimlere devlet sağlık, ulaşım, kültür gibi ihtiyaçlarının karşılanmasında ayni veya nakdi katkılar yapılmalı ve/veya Türkiye Cumhuriyeti gibi bazı fonlar (FAK-FUK) devreye konmalıdır.
SON SÖZ: ÜLKE EKONOMİLERİ GEREKLİ DİNAMİKLERE MASA BAŞINDA TALİMAT VEREREK DEĞİL RASYONEL ÖZENDİRME VE YÖNLENDİRME YAPARAK YÖNETİLEBİLİR.

Bu haber 542 defa okunmuştur

:

:

:

: