2014 de bitti

Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nu dinledi basın mensupları.
Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nu dinledi basın mensupları.
Adaylığı, niye aday olduğu, tecrübe gerektiği falan kısmını es geçelim, kişisel değerlendirme onlar. Katılırsınız, katılmazsınız geride kalan beş yıla yakın sürede Eroğlu’nun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni daha kötüye götürmediğini teslim etmek durumundayız.
Kaşların kalktığını, bazı okurların “Neresi iyi geldiğimiz durumun” dediğini, bazı okurların ise “İşler iyiye gittiyse Eroğlu sayesinde mi oldu, hükümetler hiç mi çalışmadı?” dediğini bazı kişilerin ise “Nesi iyi gitti bu memlekette de böbürleniyor bunlar?” dediğini duyar gibiyim.
Herkesin haklı olduğu durum var ya, işte aynen öyle.
Öncelikle, gelinen durumun iyi olmadığından şikayet eğer eleştirişe saygı duyulması gereken bir durum. Herkesin ifade özgürlüğü olmalı, kendini serbestçe ifade edebilmeli. Öyle 15 yaşında çocuklar eleştirdi diye kimse hapse atılmamalı.
Ama, elini vicdanına koyan herkes görecektir ki KKTC denilen emekliler cennetinde vergi reformu yapılmadan, devletin vergi gelirlerindeki pay eşit olarak toplum katmanlarında paylaşılmadan, ekonomik ambargolar bir şekilde kaldırılıp dünya ekonomisine entegre olmadan, ve tabii devletteki şişkin kadroların verilecek teşviklerle özel sektöre devredilmeden gerçek anlamda hakkaniyetli bir yönetimin olabilmesi mümkün değildir. Mesele hangi partinin iktidara geldiği ve yandaşlarını nasıl kamu kurumlarına yerleştirdiğinden daha öteye bakabilen siyasetçi kadroların siyasete kazandırılmasıdır. Durum ortada. UBP’den yakınılırdı devlet dairelerini çiftlik haline getirdi diye. UBP gitti ne oldu? Gelen partiler daha iyi mi yaptı? Sadece çiftlik el değiştirdi. Hatta son birkaç yılda yapılanlar UBP dönemine rahmet okutmadı mı? Hani mali disiplin vardı? Hani TC Büyükelçiliği protokolden sapmaya tahammül göstermeyecekti?
“UBP olmasın, Eroğlu gitsin de ne olursa olsun” kafasıyla dünün “Eroğlu’na isyan eden UBP’ye her türlü destek” yaklaşımı ne kadar farklı? Ortak nokta ne? Bir yerlerde çiftlik yönetir gibi yönetim anlayışı gerçekten de açıkça görülüyor.
Her halükarda Kıbrıs Türk Halkı şimdiye kadar gösterdiği basireti gösterecek, varsa ortada bir siyasi anomali tashih edecek, yola devam edilecek. Elbette tek başına oy demokrasi için yetmez, kurum ve kuruluşlar, prensipler, idealler de gerekir ama halka ve oya güvenmek de lazım. Nisan gelecek sonucu hep birlikte göreceğiz. Seçilen kim olursa olsun Kıbrıs Türk halkının tümünün cumhurbaşkanı olacak, yönetiminde mücadele devam edecek.
Bakın, Eroğlu açıkladı, seçildiğinden bu yana DimitrisHristofyas ve sonraNikosAnastasiades ile toplam sadece 84 liderler görüşmesi gerçekleşmiş, Cumhurbaşkanlığı müzakere ekibi ise Rum liderlerin müzakere ekipleri ile toplam 121 kez bir arayagelebilmiş. 58 ayda sadece 84 liderler toplantısı, yani ayda 1.4 toplantı yapılabilmiş. Teknik görüşme yapması beklenen görüşmeci ekipler ise aşağı yukarı ayda iki görüşme yapabilmişler. Ne muazzam başarı.
Doğrudur, Kıbrıs konusunun her öğesi defalarca tartışılmış ve deyim yerindeyse şimdiye kadar döndürülüp altına bakılmadık taş bırakılmamış adada. Herkes her ince detayı tamamıyla biliyorlar, karşı tarafın düşüncesini de ezbere söyleyebilirler. Demek ki siyasi irade olması durumunda yapılması gereken iş oturup sıkı bir al-ver süreciyle uzlaşıya dayalı bir metin ortaya koyabilmekten ibarettir.
Ne oldu peki? Al-ver sürecine gelinince Anastasiades masadan kaçtı, dönmemekte de ısrar ediyor. Barbaros gemisinin tek taraflı olarak ilan ettikleri adanın münhasır ekonomik alanında olmasını bahane etmekteydiler. 30 Aralık’ta gemi ayrılıyor, Nawtex sona eriyor. Yenisi de en azından şimdilik yayınlanmayacak. Ama, gemi Kosadası açığında bir manevraya katılacakmış, o sular da Yunan münhasır ekonomik bölgesiymiş, Türk yayılmacı zihniyeti devam ediyormuş diye şimdiden gürültü yapıyorlar.
Nihayette, 2014 de geride bırakılıyor. 1960, 1963, 1967, 1968, 1974, 1983, 2004, ve 2014... Bunlar sadece birer tarih değil, her biri bir dönüm noktası. Rumların katı tutumunu, uzlaşmazlığını, acımasız tecavüzkâr siyasetini, Kıbrıs Türkünü reddetme siyasetini simgeliyorlar...
2014’de de çözüm yok. Kim istediği kadar “Bu yıl Kıbrıs yılı olacak” diye ahkam keserse kessin, Kıbrıs yılı bir türlü gelmiyor. Şimdiden söyleyeyim, dünya bu oyun planını bozup Rumlara ne kaybedeceklerini söyleyip zamanı gelince de biraz kaybettirmedikçe Rumlar adayı, egemenliğini, yönetimi Türklerle paylaşmayacak, bir sebep bulup topu taca atmaya devam edecektir.
Herkese iyi yıllar dilerim.

Bu haber 231 defa okunmuştur

:

:

:

: