Kuzey Kıbrıs radikal değişimlere hazır mı?

Konu ne olursa olsun, istikrar yoksa başarı da, huzur da, politika da, gelecek planı da yoktur, olamaz.
Konu ne olursa olsun, istikrar yoksa başarı da, huzur da, politika da, gelecek planı da yoktur, olamaz.

Siyasal istikrarsızlık bir ülkeyi, bir toplumu etkiler, siyasal yönetimlerin halktan kopuk, kendi içinde, kendi önceliklerine göre politikalar üretmesi, gün gelir bir yerde biter.

Değişmeyen, direnen, kendini toplumun içinde değil de, dışında, daha yukarılarda tutan siyasetlerin yerine toplumlar kendi alternatiflerini yaratır.

2002 yılına gelene kadar bu Türkiye’de böyleydi, şimdilerde de Yunanistan böyle.
Bugünkü siyasetleri, politikaları, anlayış ve adımları sorgulanabilir ama bu tür değişimler, radikal çıkışlara olan ihtiyaç, sonuç olarak başka adresler yaratıyor.
“Doğa boşluk tanımaz” kanununun bir getirisi ve olması gerekendir aslında bu.
Günün koşullarına uymayan, kendini yenilemeyen, geliştirmeyen, toplumsal beklentinin gerisinde kalan her siyaset, gün gelir kendi süresinin tamamlar.
Türkiye birçok deneme, tecrübe ve istikrarsız ortamdan sonra AKP iktidarı ile tek partili, radikal, farklı söylemler geliştiren, alışılmışın dışına çıkan bir siyasi çizgiyi ortaya koydu.

Elbette bu çizgiyi yaratırken, kendi önceliklerini toplumun önemli bir kısmına dikte ettirirken eleştirilecek çok yönü var.

En önemli eleştiri noktası ise, daha önceki siyasetleri değiştirirken, kendileri de farklı vesayetlerin yerini aldılar.

Vesayet biterken, vesayetin yeni adı oldular.
Ama bir dönemi bitirdiler, Yunanistan’da da bir dönemin sonuna gelindi.
Birçok örgüt ve görüşün bir araya geldiği “SYRIZA” radikal sol düşüncesi önemli bir başarı elde etti ve son seçimden birinci parti çıktı.

İki milletvekili daha çıkarabilse tek başına iktidar olacaktı.
Yunanistan’ın seçimindeki bu sonuç sürpriz değil.

Peki, her şey bitti mi, başta Yunanistan olmak üzere başka ülkelerde sol ve değişim adına bu başarı ne kadar anlamlı?

AB’ye, programlarına, TROYKA’ya karşı “sizin istediğiniz gibi değil, böylesi bize uymuyor, bizim istediğimiz, bize uygun programlar istiyoruz” noktasında bir düşünceyi vaat ettiler, sosyal devletin daha etkin olacağı bir düzeni seslendirdiler.
Yunanistan’ın mevcut durumu buna imkân sağlar mı, bu tabi ki onların iç sorunu.
Bizim açımızdan tartışılması gereken;

Alışılmışın dışına çıkacak, radikal, bildik söylemlerden uzak, hatta söz yerine yaptıklarıyla fark yaratan, yeni hareketlenmeler doğar mı?
Toplumun yeni bir dönüşüme, yeni bir enerjiye ihtiyacı var, bu kesin.
Özellikle son seçimlerde yaşanan farklı yönelimler aslında birer işaret.
Hem Türkiye, hem de Yunanistan’da yaşanan siyasi değişimler aynı zamanda bunu sürükleyen yeni isimleri de siyaset sahnesine çıkardı.

Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, iktidara gelmeyi, her şeye rağmen korumayı, kendini konuşturmayı, tartıştırmayı, gündem belirlemeyi ve seçim kazanmayı başarıyor.

Türkiye’nin genleriyle oynuyor, tabuları, alışkanlıkları elliyor, kendi tabusunu, kendi olarak yaratıyor.

Doğrudur, değildir, gerçek bu.
Yunanistan’da artık farklı bir ortam var.
Kırk yaşında iktidara gelen bir başbakan, üstelik ateist, Alexis Tsipras.
Ülkesinin 150 yıllık tarihinde bir ilke imza attı.
Din dâhil her türlü kurumu inkâr ediyor yeni lider.
Bir ilki gerçekleştirdi ve sadece politik yemin etti, İncil’e el basmadı.
Farklılığı, radikal olmayı, tabu yıkmayı, statükodan çıkmayı, her türlü tepkiyi göze alarak bunu ilk günden başlattı.
Bir rüzgârdır, gelip geçecek belki, bunu zaman gösterecek fakat alışılmışında olmak mevcutlar içinde bir fark yaratıyor, bu kesin.

Bu haber 519 defa okunmuştur

:

:

:

: