Hayde, formül bulundu!

Rum gazeteleri muştuladı: Formül bulundu, görüşmeler başlıyor.


Yusuf KANLI

Rum gazeteleri muştuladı: Formül bulundu, görüşmeler başlıyor.
Başlık güzel. İştah kabartıcı, merak uyandırıcı. Ne formülü? Hangi bilim adamları buldu bu sihirli formülü; yoksa yine o meşhur İsviçreli bilim adamları mı?
Dalga falan geçmiyorum, sadece merak ettim. Nasıl oluyor da Kıbrıs Rum gazeteleri böyle iyimser bir haber yazabiliyorlar ama Türk basınında tık yok, Kıbrıs Türk basınında sadece karamsarlık var.
Doğrusu bu ya Kıbrıs konusu artık tali konu oldu Türk basınında. Ha Norveçli ailenin mahallesindeki kaybolan kediye olan ilgisi, ha bizim Türk vatandaşının Kıbrıs ile alakası. Hükümet yaka silkmiş Kıbrıs meselesinden, “bir kurtulsak şu illetten” mesajları veriyor, halk iş, aş, yaşam mücadelesi içerisinde bırakın Kıbrıs’ı, kapısının önüne bakacak takati yok. Suçlamak kolay, anlamak zor. Üç beş kuruşluk gelir ile her gün pahalılaşan yaşam mücadelesinde ısrar edebilmek neredeyse imkânsız hale gelmişken ulusal onur, milli mücadele, ulusal çıkar kişinin cebine cebe hep yenik düşer, ikinci plana atılır.
Şimdi adını hatırlamıyorum ama Taha Akyol’un bir kitabında okumuştum. Doğumdan ölüme insanlar ve toplumlar öncelikli ve sıralı olarak boğaz, konfor, korunma için uğraşırlar. Önce karnını doyurmak, aç kalmamak gelirken, ardından konfor, yani rahat etmeye yönelik adımlar geliyor. Üçüncü aşama ise korunma. Bunu sadece kişinin düşmandan koruma olarak almayın aynı zamanda soğuktan, sıcaktan, açlıktan, selden, yangından, aklınıza ne gelirse. Birinci ve ikinci unsurlar, yani boğaz ve konfor ne kadar önemliyse bu üçüncü aşama onların kat be kat ötesinde önemli hale geliyor, kişisel, ulusal hırslar buraya gömülüyor. Şöyle ki aç kalmamak için, rahattan yoksun kalmamak için biriktirme, sahip olma, sahip olduklarını artırma üçüncü aşamanın meşgalesi oluyor. Bu da kişisel kavgalara, mal sahibi, mülk sahibi, zengin olma, daha da zengin olma takıntısına, hırslara, kinlere, toplumsal tartışmalara, gerginliklere savaşlara neden oluyor.
Taha Akyol üstat “Yanlış anladın be Yusuf” diye kızmaz inşallah ama yıllar önce okuduğum kitabından bende kalan bu değerlendirme idi ve her zaman takdir ve minnetle hatırlarım bu öğretiyi. Ne demişler, bir kelime öğretene bin yıl köle olmak azdır. Akyol üstadın bu sosyolojik ve tarihi değerlendirmesi toplum ve insan davranışlarını irdelerken hep hatırda tutmaya çalıştım.
İnsanlar zar zor yaşama devam edebilirken, “Bırak şu basit meselelerini Kıbrıs’a bak” demek biraz değil bayağı ukalalık olmaz mı? Ama Allah göstermesin Kıbrıs’ta gerçekten ciddi ödünler verilerek, Kıbrıs Türkü de bir kenara itilerek çözüm empoze ediliyor ve Ankara da buna sessiz kalır ise herhalde Anadolu kaplanları da kükrer “Ne oluyor kardeşim” diye davaya sahip çıkar. Umarız o günler gelmez.
Türk halkında ilgi yok. Peki Kıbrıs Türk halkında ilgi var mı? Prof. Ahmet Sözen ve arkadaşları bir araştırma yapmışlar geçenlerde. Vardıkları sonuç korkutucu ve uyarıcı. Özetle söyleyecek olursak gençler Kıbrıs sorununu hiç bilmiyor, federasyon falan da umurlarında değil. Orta yaşlılar biraz ilgi duyuyorlar ama çözüm olacağına inanmıyorlar. Çözüm beklentisi gittikçe azalmakta ve Prof. Sözen eğer federasyon diyorsak ve samimiysek zaman geçiyor, fırsatlar tükeniyor, yakında bu fikri alacak kimse kalmayacak diye uyarıyor.
Peki bu Rum arkadaşlar nasıl oluyor da görüşmeler başlıyor, 2016 baharında referandum olacak diye manşet atabiliyor?
Türk edebiyatının ulu çınarı, büyük usta Yaşar Kemal’in vefatı ve Kürt açılımında yeni aşamaya gelinmesi gölgesinde kalan bir toplantı vardı Ankara’da bir önceki hafta sonu. Kıbrıs Akademik Diyalog (CAD) ile Uluslararası Strateji Kurumu (USAK) işbirliği ile düzenlenen seminere Kıbrıs’ın iki tarafından ve Türkiye’den akademisyenler, gazeteciler, politikacılar ve sadece Türkiye’den bürokratlar katıldı. Açılış konuşmalarını Sosyalist Enternasyonal Başkanı ve eski Yunan Başbakanı YorgoPapanderou ile değerli dostum eski TBMM başkanı Hikmet Çetin’in yaptıkları seminerde benim gibi sessiz kalan birkaç kişi haricinde hemen hemen tüm katılımcılar afaki tartışmalar içerisinde, ayağı yere basmayan, gerçekle alakasız önerilerle karşılıklı ego tatmini egzersizinde bulundular. Prof. Dr. Atilla Eralp, Prof. Dr. Hüseyin Bağcı gibi birkaç dostun gerçeğe dönün çağrılarının sağır kulaklara düştüğü toplantıdan benim çıkardığım sonuç çok üzücüydü.
Sol olmakla övünen arkadaşlarımız, solcu olmanın öncelikle ulusal olmaktan geçtiğini unutmuşlar, Rum ağzıyla konuşmayı, Rumların sloganlarını bilimsel bilgi diye paylaşmayı marifet saymışlar. Bir bayan gazetecinin gözlerini kocaman açarak “Ama siz KKTC’siniz, siz federasyona inanmıyorsunuz ki” çıkışı durumun acı bir özetiydi sanki.
Hâlbuki ben federasyonu bir seçenek olarak her zaman kabul ettim. Ama benim anladığım federasyon bir devlet ile bir azınlığın federasyonu değil, azınlık-çoğunluk kavramları olmadan iki eşit entitenin uzlaşarak yapacakları bir federasyon.
Böyle bir federasyon mümkün mü? Rum tarafının Ekim ayında tek taraflı olarak terk ettiği son süreci başlatan 11 Şubat belgesinde hedefin iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı tek vatanlı, tek kimlikli” federal Kıbrıs devleti olduğu bir kez daha teyit edilmemiş miydi.
Sonra? Zaten dokuz ay ayağını sürüyüp 11 Şubat belgesini kerhen imzalayan Rum tarafı değilmiş gibi, tek taraflı kararlarla Akdeniz’de gaz arayan, gaz arama ihaleleri yapan Rum tarafı değilmiş gibi Kıbrıs Türk enteller kendi devletlerini durumdan sorumlu tutmaya çalışıyor. Ayıp yahu. Yani, Kıbrıs Türkü ve Ankara bunca yıl sonra uyanmalı artık, bırakın Anadolu’yu, Kıbrıs Türk halkının bir bölümüne de Kıbrıs meselesini anlatamamışız.
Oysa Rumlar Kıbrıs adı nerede geçerse geçsin, ekonomik kriz, görüş ayrılığı falan bir tarafa itiliyor kaplan kesiliyorlar. Örnek almak gerek, anlayana.
Gerçi öyle bir ümit henüz yok ama, ola ki Kıbrıs görüşmeleri Nisan seçimlerinden sonra tekrar başlama imkanı bulur ise denildiği gibi Mayıs ayında referanduma gidilebilir mi?
Önce bu “çözüm” ne ona bakmak lazım ama o aşamaya gelinebilir mi? Bir kere varılan “taraflardan hiçbirinin prestijini ve/veya itibarını sarsmadan” görüşmelere devam etme formülünü uygulamaya sokmak mümkün olur mu?
Alın size haber! Türk tarafı önerilen formüle çoktan evet dedi. Buna göre 6 Nisan’da sona erecek olan Navtex ve Barbaros gemisinin tartışmalı bölgedeki sismik araştırmaları izni “şartlı olarak” yenilenmeyecek. Şart ne? Aynı bölgede sondaj çalışması yürüten ENI-KoGaskonsorsiyumunun çalışmalarını Mayıs ayından önce, yani planlanan Ağustos’dan çok önce sonuçlandıracak. Yeni çalışma yapılmayacak. Yani Türk tarafının en baştan dediği gibi “moratorium” ilan edilmiş gibi yapılacak.
Görüşmeler Mayıs sonunda veya Haziran başında başlayacak. Hedef Mayıs 2016’da yeni anlaşmayı tamamlayıp halkoyuna sunmak.
Bu olacak mı?
Şimdiden söyleyeyim, eğer moratorium ile yetinirse Rum yönetimi ve süreç başlar ise Rumların bu sefer kaçabilmesi çok zor. Ya çözüm olur ya da çözüm olmaz, herkes kendi yoluna gider. Ama Rum lider NikosAnastasiades’in son dakikada “pişmiş aşa su katması” bekleniyor. Nasıl olacak bu? Anastasiades “Barbaros’un gitmesi yetmez, Türkiye bir daha o bölgeye girmeyeceğini yazılı ilan etsin” diyecek ve Ankara’da “Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna” diyecek.
Bekleyelim görelim.

Bu haber 359 defa okunmuştur
  • ince  NY - 09.03.2015 Bana bu ogreti (Sn Akyol itabu?? ) Dr. Maslow``un ``Asamali Ihtiyaclar Sirasi???`` (hierarchy of needs) teorisini hatirlatir. Turkun birlik ve beraberlik icinde olabilmesi icin savasda olmasi lazimdir. Biz baris zmani kendimizle savasir ve dusmana gerek duymayiz.

:

:

:

: