Karar zamanı geliyor

Seçim artık çok yakında.

 
Yusuf KANLI

Seçim artık çok yakında. Üç-beş hafta sonra sandığa gidilecek ve sadece cumhurbaşkanı değil aynı zamanda görüşmeci seçecek Kıbrıs Türk halkı.
Adaylar resmen de başvurdular, aday listesi artık kesinleşti.
Mevcut Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti ve diğer birçok sağ parti ve kuruluşun desteği ile bağımsız aday. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Sibel Siber iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin adayı. Mustafa Akıncı, Lefkoşa’nın efsanevi belediye başkanı, eski Toplumcu Kurtuluş Partisi lideri şimdi ise Toplumcu Demokrasi Partisi adayı olarak yarışta. Temiz toplum diye yola çıkan “Toparlanıyoruz” hareketinin lideri Dr. Kudret Özersay da bağımsız aday.
Doğrusu yarıştaki dört aday da bir birinden değerli. Derviş Eroğlu güvenilen, inanılan bir siyasi kişilik. Eroğlu’nun önümüzdeki dönemde canlanması ve süratli şekilde nihayete doğru ilerlemesi beklenen Kıbrıs çözüm trenindeki Türk makinist olması herkese güven verir.

Keza nezaketi kadar ekip çalışmasına önem verdiğini hem başbakanlığı hem de meclis başkanlığında sergileyen Sibel Siber Hanımın bu önemli zamanda başta bulunması “daha az sancıyla” sürecin ilerlemesini sağlayabilir.
Kudret Özersay zaten ebedi liderimiz kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf R. Denktaş’tan bu yana hep bir şekilde çözüm heyetlerinde yer aldı. Hep Ankara ile uyumlu oldu. Liderliğinde süreçte yalpalama olmaz.
Mustafa Akıncı ise Kıbrıs Türk kimliğine, kültürüne kendini o derece adamış bir insan ki, nihai noktada uydurma “Kıbrıslılık” kimliği içerisinde Kıbrıs Türkünü osmosis yoluyla eritmede beis görmeyen, hatta onu isteyen bazı kendince sol çevrelerden kendini soyutlayabileceğine inanıyorum. Ne büyük saçmalıktır ki, Kıbrıs Türk solu kendini anti-Türk milliyetçisi ve hatta anti-Türkiye takıntısından bir türlü kurtaramadı, Rum milliyetçi dogmasının esiri olmayı tercih etti.

Tabii ki, seçim sonucunu saygıyla karşılamak ve her şart altında seçilecek cumhurbaşkanına “halkımızın seçilmiş lideri” diye hem saygı duymak hem de ona yönelik saygısızlığa perde oluşturmak gerekir. Nasıl ki, Annan Planı’na verdiğimiz oyun rengine rağmen, “halkımızın tercihi bu” deyip saygıyla karşılayıp, savunduk, seçilecek lidere de aynı saygıyı göstermeliyiz. Demokrasi güzel bir şey. Seçim güzel bir şey. Olası sonuçlarını daha seçim yapılmadan kabul etmek demokrasi anlayışımızın gereği. Tabii ki, sadece seçim ile demokrasi olmaz ve KKTC’de gerçek anlamıyla demokratik bir yönetim uygulayabilmenin oldukça uzağında ama Kıbrıs Türk halkının demokrasiye bağlılığı, yaşattığı demokratik kültür herkese örnek olacak düzeyde.
İpi kim göğüsleyecek? Herkesin ayrı bir beklentisi olabilir. Duygusal takıntıları bir kenara bırakıp gerçekçi değerlendirir isek durumu, büyük bir sürpriz olmaz ise, anlaşıldığı kadarıyla bu seçim iki turlu olacak ve ikinci turda Eroğlu ile Siber yarışacaklar. Mevcut kamuoyu yoklamalarında her ikisi de birkaç puan daha düşük gösterilse de benim beklentim Eroğlu’nun %45 civarı oyla birinci, Siber’in %30 civarında oyla ikinci gelmesi.
Bu seçim çok önemli…

Rum basınını takip edenler yakından görüyordur. ABD’si, İngiltere’si ve BM’siyle uluslar arası toplum tam saha baskı uyguluyor Rum Yönetimi üstüne. Amaç sadece görüşmelere dönmesini sağlamak değil, aynı zamanda mevcut süreci 11 Şubat öncesinden bu yana Türk tarafının hep söylediği gibi “tarihe endekslenmiş” bir evreye taşımak. Eroğlu insaflı, 2 yıllık bir sürede çözüm olup olmayacağının belli olması çağrısını yapıyor, oysa Rum tarafından istenen bir yıl içerisinde bu süreci tamamlamaya ve Mayıs 2016 gibi yeni anlaşmayı veya anlaşmamayı halk oyuna götürerek ya federasyon ya da boşanmayı, yani iki devleti Rumlara kabul ettirebilmek. Geçen hafta da yazdım, Türk tarafı bu gibi girişimlere hep sıcak baktı, “Rumlar varsa biz zaten varız” dedi.

Nisan’da seçimden hemen sonra yeni sürecin başlamasıyla Kıbrıs Türk liderliği büyük bir stres altında, kılı kırk yararak ve Annan Planı dönemi dipnot sıkıntısı gibi kelimelerin hatta harflerin arkasında ne saklandığını hesaplayarak bu süreci götürmek zorunda. Mevcut görüşmeci heyet performansıyla güven kazandı. Yeni bir tecrübe edinme dönemi yaşamak çok kayıplı, masraflı olabilir. Ancak, dediğim gibi demokrasiye inanmak, ve sonucu daha şimdiden alkışlamak da boynumuzun borcu.
Yine de unutmamak lazım ki Kıbrıs Türk halkının çıkarı adadaki Türk askeri mevcudiyetinin (sayısı elbette ki azaltılabilir) devamı, mevcut iki kesimlilik ve iki toplumluluğun sulandırılmadan yeni sisteme taşınması ve Yunanistan ile Türkiye’nin aralarındaki “dış dengenin” özel anlaşmalarla garantiye alınması bir anlaşmanın uzun vadeli olabilmesinin ön şartlarıdır.
Hiçbir şart altında 1974 öncesine dönüşe Kıbrıs Türkü evet demeyecektir.

Bu haber 272 defa okunmuştur

:

:

:

: