Müzakerelerin seçim dönemine denk gelmesi

Cumhurbaşkanlığı seçimi için artık günler sayılıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi için artık günler sayılıyor.
Son haftanın içine girdik, seçim ilk turda bitmese de, ikinci tura kalacak isimler çok önemli.
Herkes hem fikirdir ki, ülkede seçim adına, ne heyecan, ne de beklenti var.
Çünkü bıkmış, usanmış, yorulmuş bir toplum olduk.
Eskiden seçim dönemleri, bir karnaval, bir festival ve şenlik havası içinde geçerdi.
Seçilmek isteyenlerden, seçenlere kadar, bir hoşgörü ve tatlı bir rekabet havası vardı.
Daha demokratik, daha çağdaş bir seçim süreci yaşardık, tartışma ve eleştiri kültürüne daha açıktı.
Şimdi tüm bunlara adeta açız.
Bugün geldiğimiz noktada, seçimin adı ne olursa olsun, özellikle iktidarda olan adaylar, diğer adaylarla tartışmaktan, aynı ortamda bulunmaktan kaçınıyor.
Oysa oldukça olgun ve düzeyli bir seçim süreci yaşıyoruz.
Eksik olan tartışma, eleştirme, eleştirilme büyüklüğü.
Sessiz ama seviyeli, olması gerektiği gibi bir süreç yaşanıyor ki bize yakışanda budur.
Ülke seçimi bekleyip, günler saatler sayarken, Kıbrıs sorunuyla ilgili önemli bir süreç de yeniden başlamaya hazırlanıyor.
Aylardır dondurulan, rafa kaldırılan, yılan hikâyesine dönen müzakereler yeniden başlayacak.
Peki, ne oldu da kuzey Kıbrıs’ta seçime iki hafta kala bu gelişme yaşandı.
Güney yönetiminin masaya dönme şartı olan Barbaros’un geri gitmesi ve güney Kıbrıs’ın egemenliğinin tanınması yerine mi getirildi?
Barbaros döndü, bu tek başına yeterli mi?
Bu gelişme, güneyde ki Başkanlık seçimi sürecine denk gelseydi, nasıl bir etki yaratırdı?
“Beklenen ortam oluştu. BM devreye girdi ve bu fırsatı değerlendirmek istedi.”
Bir kesim, bu düşünceyle, yaşanan son gelişmeleri böyle basitleştirdi.
Bir kesim ise şu şekilde bir değerlendirme yapıyor.
“Bu gelişmeyi bizdeki seçimlerden bağımsız tutamayız. Evet, bir ortam oluştu. Bu ortam bir de mesaj içeriyor. Müzakereler kaldığı yerden başlayacak. Kuzey Kıbrıs’ta yaşanacak bir lider değişikliği en başta bir zaman kaybı yaratacak. Yeni lider, yeni müzakere heyeti, sıfırdan başlamak demek.”
Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis bir açıklamasında şöyle diyor;
“Zaman konusu tarafların iradesine bağlı. Biz diyalogu yoğunlaştırmakta, bir yandan da Kıbrıslı Rumların endişelerini, ancak diğer yandan da Kıbrıslı Türklerin endişelerinin görmezden gelinmemesini, göz önünde bulunduran önerilerle iyi niyet ve kararlılıkla- ilerlemekte kararlıyız.
Diğer taraf, haritaların ortaya konmamasına, ancak toprak konusundaki kriterlerin ele alınması şeklindeki arzusuna saygı duyuyoruz. Aynı şekilde biz de, Hristofyas-Eroğlu görüş birlikleri ve doğal kaynakların paylaşımına ilişkin ayrıntıların, sona doğru ele alınmasını istiyoruz.
Katı zaman takvimlerinin belirlenmesi de, zoraki çözüm imajını verir.”
Anastasiadis müzakerelerin başlama tarihini de kuzeydeki seçimlerden sonra olarak veriyor.
Ve her iki tarafın endişelerini görmezden gelmeden ilerlemek gerektiğinin, Türk tarafının harita konusunu en son görüşmek isterken, toprakla ilgili noktaların konuşulabileceğini, kendilerinin de doğal kaynaklar konusunu en son ele almak istediklerinin altını çiziyor.
Zaman sınırı konmasına da “zoraki çözüm imajı yaratır” diyerek karşı çıkıyor.
Bizdeki seçim sürecinin sonlanması neden beklenmedi?
Bu ciddi bir soru ve cevabını da bilemiyoruz.
Seçilecek KKTC Cumhurbaşkanı bu yolu beklenilen şekilde yürüyecek mi, irade ortaya koyarak, sürükleyici, üreterek, çözerek sürece tetikleyecek mi?
Derviş Eroğlu seçilirse müzakerelerin yeniden başlayacak olmasında bir avantaj olur mu, yeni seçilecek bir başka Türk toplumu lideri kalınan yerden daha etkin bir stratejiyle sürece katkı koyacak mı?
Soru çok, cevapları bulmaya ise çok az kaldı.
Bekleyip, görelim.
Bu haber 615 defa okunmuştur

:

:

:

: