Çakıl taşı vermeyiz ama insanlarımız kimin umurunda

Seçim süreçleri her şey mubah mıdır?
Seçim süreçleri her şey mubah mıdır?
Birbirini eleştirmek, hatta kırmak yermek ve de üzmek.
Bunun üzerinden siyaset yaparak kazanç elde etmeyi ummak.
İnsanlara dokunmak, hatır saymak, bir insana önemsendiğini hissettirmek mutlaka ki önemlidir.
Ama yeterli midir, hayır, yeterli değildir.
İşte artık bunları aşmak gerek, seçim zamanlarına hapsetmeyeceğimiz, insanı hedef alan, insana odaklanan düşünce ve yapılar kurulmalı.
Seçim yapmak, bir yerde yeniden başlamaktır, umuttur, bu yazı sırf bir seçim yazısı olmayacak.
Seçimle esas hedefi anlatmaktır derdim.
Statüko denen mesele, aslında insanın kendisidir, bu ülkede şikâyet ettiğimiz kırk yıllık yapı da esasen bizim yarattığımız bir canavardır.
Onca rezillik, aksilik, yanlışlık, unuttuğumuz için, kabullendiğimiz, sorgulamadığımız içindir ki bugünkü duruma geldi.
Bencil ve ben merkezli olan siyasi partilere mesajlar veriliyor, fakat yeterli değil.
Halk gücünü farkında değil, başka ülkelerde otomatik çalışan kurumsal yapılar var, kimse sormadan hesap veren, açık, şeffaf olan, bu anlamda yerleşen bir kültür var.
Özenmek midir, hayır değildir, fakat güneyde ve Türkiye’de bu yöndeki artılar bizden çok fazladır.
Bizde batan, batırılan kurumlardan hangisinde hesap soruldu, Sayıştay, savcılık, polis, yargı, kurumsal yönetimler hangi konuda sistemli çalıştırıldı ve gereği yapıldı.
Tek bir örnek yok, bu bile tek başına ne durumda olduğumuzu gösterir.
Seçimlerden, seçmekten, kazananlardan çok bunları tartışmalıyız.
Sormalıyız, bu ülkeyi önümüzdeki süreçte nerede, nasıl görmek istiyoruz?
Kuzey Kıbrıs’ı yönetmeye talip olanlara en başta bu soru sorulmalı, ilk önce bu sorunun cevabı verilmeli.
Hedef olmalı, amaç ve vizyon göstermeli, tek başına çözüm beklentisi, sırf egemenlik avuntusu yetmez.
Hangi çözüm? Bu durumdayken nasıl eşitler ve egemenler arasında bulacağız eşit olduğumuzu iddia ettiğimiz çözümü.
Hangi eğitim ve sağlık sistemi ile rekabet edeceğiz, eşit statüde ülke yönetimine ortak olacağız, devlet kadrolarında, üst düzey yönetimlerde, kurumlarda, polis teşkilatında yabancı dil bilen kaç çalışan var?
Güneyde, taksiciden, esnafa, devlet çalışanlarından, yöneticilere kadar birçoğu İngilizce yanında, Türkçe de biliyor.
Çözüm, elbette çözüm, bunlar arttıkça, çözüm de bizi zorlayacak, beklediğimizden zor olacak.
Vazgeçmek mi, korkmak mı, asla ama artık bir yerden başlanmalı.
Egemenlik, sadece güneyle mi sınırlı?
Kendi içindeki egemenlik, kurumlar birbirine söz geçiremiyor, kurumlar uyumlu çalışmıyor, birbirinin alanlarına saygı duymuyor.
Hukuk, yargı, kuvvetler ayrılığı egemen mi, bağımsız mı?
Bunlar laf değil, sadece söyleyerek ancak zamanı, günü kurtarırsınız.
Sadece çözüm ve egemenlik vurgusuna göre bir düşünceyi son kırk yılda tecrübe ettik.
Sonuç, hüsran, çöküş, günden güne geriye doğru gidiş, başkalarının ilerleyişine uzaktan bakma.
Önce kendimiz, insanımız için her şeyin en iyisini hedefe koymalı, hak ettiğimizi istemeli, zorlamalıyız.
Üstüne basa basa söylemek gerek;
Önce, insan, önce vatandaş, kim olursa olsun, insan onuruna yakışır olmalı her şey.
Mesela, günlerdir takip ediyor, bekliyorum;
Malezya da idam kararı alınan iki Kıbrıslı Türk’le ilgili olarak, KKTC makamlarından tatmin edici bir açıklama var mı diye.
Şuana kadar yok, kimden var, Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarından.
Girişim yapmışlar, diplomatik ilişki kurmuşlar, yardımda bulunmuşlar.
Devlet ciddiyeti, otoritesi, insan unsuru sadece seçimlerle, ambargo, çözüm, egemenlik sloganları ile olmuyor.
Tek çakıl taşı vermeyiz ama insanlarımız kimin umurunda.
Bu haber 647 defa okunmuştur

:

:

:

: