Özdil Nami, bardağın dolu tarafı

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası, bir dönem kapandı ve yeni bir dönem başladı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası, bir dönem kapandı ve yeni bir dönem başladı.
Önce rahmetli Denktaş ve yine onun çizgisinde olan Doktor Derviş Eroğlu, ülke yönetiminde söz sahibi olmaktan, yıllarca gidilen çizgiden uzaklaştı.
Onların yerine farklı görüşlerden gelen isimler aynı çizgiyi çok sert şekilde yürümedi ama daha farklı bir yol da ortaya koymadı.
Bu düşüncem, özellikle Kıbrıs konusu ile ilgili politikada geçerlidir.
Rahmetli Denktaş ve aktif politikaya nokta koyan Eroğlu’nun yerine bu çizgi ve görüşü sürdürecek kimse yok.
İsim veya isimler yok, alternatif politika ve politikacılar üretecek siyasi parti yapısı yok, bu hem UBP hem de DP için geçerlidir.
Bu iki parti, yılların politika ve stratejisini sürdürecek, savunacak, dış politika veya Kıbrıs konusundaki tezleri sürdürecek güçten çok uzak.
Üretim, değişim, farklılaşma, yenilenme, vizyon yaratma yönünde adım atılmıyor, bildik duruma direnme, onca başarısızlığa rağmen ısrarla devam ediyor.
Baskı yaratacak, zorlayacak, parti içi demokrasi mekanizması da olmayınca gerilemek, kaybetmek ve küçülmek kaçınılmaz.
Bu iki parti yerine alternatif çıkar mı? Çıkacak, fakat bunu yaratan, yardımcı olan yine bu partilerin kendisi.
CTP, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Kıbrıs konusunda Mehmet Ali Talat dönemini, 11 Şubat belgesinde Özdil Nami’nin katkısını, ön plana çıkarsaydı daha farklı bir sonuç elde edebilirdi.
28 Temmuz 2013 genel seçimlerinden buyana parti içi sıkıntıları öteleyen, hükümet etmede başarısız ve etkisiz olan CTP, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yüzeysel bir propaganda, parti ayrı, hükümet ayrı, Sibel Siber ayrı gibi yol izledi.
Başarısızlığı tüm parti sahiplenmeli, sadece Özkan Yorgancıoğlu’nun tüm sorumluluğu alması haksızlık.
Ama diğer siyasi partilere göre, CTP daha olgun ve daha çabuk bu süreci atlatmaya, özeleştiri yapmaya ve sonuç üretmeye çalışıyor.
Derviş Eroğlu ve Mustafa Akıncı bugüne kadar siyasi anlamda çok farklı kulvarlarda oldular.
Bu farklılık bundan sonraki süreçte daha fazla görülecek.
Çünkü bildik kalıplarda sıkışmış sağ siyaset, yukarıda da anlattığım gibi kendi kendini bitiriyor ve bir alternatif kaçınılmaz, beklenenden daha hızlı şekilde de geliyor.
“Seçilen Cumhurbaşkanı saraydan önce, müzakere masasına gidecek” seçim sürecinde en çok vurguladığım cümle buydu.
Seçim bitti, sonuç ortada ve Kıbrıs konusu da hızlanır gibi.
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın omuzlarındaki yük, tahmin edilenden daha ağır.
Bu yükü hafifletmek için de çok iyi bir ekip kurulması şart.
Müzakereci konusu elbette bu ekibin en önemli parçalarından.
Birçok isim konuşuldu, hepsi değerli insan ve bürokratlar, ama Kudret Özersay’dan sonra çok daha iyi bir isim gerekliydi.
Özdil Nami daha öncede Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanlığı sürecinde, Kıbrıs konusunda etkin görevde bulundu, tekrardan hatırlatayım 11 Şubat belgesinin gündeme gelmesinde de etkin bir rol üstlendi.
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, yeni müzakereci olarak Dışişleri Bakanı Özdil Nami’yi atadı.
Önemli, bana göre doğru ve olumlu bir atama, bu süreçte tüm kesimlerden faydalanılmalı, siyasi partisi, görevi, konumu gözetilmeden, tecrübe, bilgi, donanım anlamında katkı sağlayacak herkes bu süreçte kullanılmalı.
Özdil Nami’nin müzakereci olarak atanması iki yönden eleştirilebilir.
Birincisi, Cumhurbaşkanlığı seçimi için Mustafa Akıncı ve CTP’nin bir pazarlığımı bu atamayı yarattı.
İkincisi, seçimin sonuçlandığı saatlerden Akıncı’yı eleştiren ve müzakereleri tek başına yürütemez diyen Ankara yönetimi mi Nami’nin bu göreve getirilmesini istedi.
Bunlar kuşkulandıran, eleştirilen, açıklanması gereken noktalar.
Bardağın dolu tarafında Özdil Nami’nin müzakereciliği, boş tarafında ise pazarlık ve Ankara yönetiminin müzakere masasında bir gözünün olmasını istemesi ve güvensizliği var.
Karar tüm kamuoyunun bardağın dolu mu yoksa boş tarafına mı bakmalı?
Bu haber 692 defa okunmuştur

:

:

:

: