Maharetli sihirbaz aranıyor

Algılaması, kabul etmesi bazıları için zor gelebilir.
Algılaması, kabul etmesi bazıları için zor gelebilir. Doğaldır. İki gün önce “haddini bil haddin, yoksa patlatırım enseni” diye fırça attığı yeni Kıbrıs Türk liderini kucaklayıp dosta düşmana “ana yavru tartışması geride kaldı, şimdi ileriye bakalım” mesajı vermesini kabul edememesi bazılarının gayet normaldir.
Zaten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kimi fırçalayacağı öyle sıraya falan konmuş değil, kime rastlarsa… Art niyet yok yani, bu iş fıtrat meselesi, o kadar. Ne dedi Mustafa Akıncı? Ana yavrusunun büyüdüğünü kabul etmek istemez, yavru da ille de ben büyüdüm diye ısrar eder. İşin fıtratı bu değil mi?
Taktım şu “fıtrat” meselesine… Güzel kelime ama. İster olumlu, ister olumsuz kullan. Fıtrat meselesi…

Şimdi Rumlarda çözüm yapma fıtratı var mı? Yoook… Dün de yoktu, evvelsi gün de, bugün de…
Zaten Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da seçimi geride bırakıp vazifenin olanca ağırlığı üzerine çökünce uyanmadı mı zaten bildiği gerçeğe bir kez daha? Onun için vurgulamadı mı Erdoğan ile toplantısından sonra basına ortak açıklama yaparken: 2015 sonuna kadar çözüm hedef, umarız Rum tarafında da istek oluşur. Çözüm için sihirbaz gerekiyor…

Haydeee… Yahu biz cumhurbaşkanı için mi oy kullanmıştık, sihirbaz mı seçiyorduk?
Şaka bir yana, umarız Mustafa Akıncı sihirbaz olur… Şaka gibi bir durum billahi.
Şimdi anasıyla tanasıyla uğraşmanın âlemi mi var. Söz ağızdan çıktı. Geri girer mi? Ne diyor yabancılar? Cin Şişeden çıktı, geri dönüşü yok. Zaten boş laf da değil. Türk düşmanlığı falan hiç değil. Kıbrıs Türk halkı rüştünü ispatladı, artık ben büyüdüm. Türkiye benimle “eşitler arası” devletten devlete tanıma ilişkisi içine girmeli, öyle yavrusunu koruyacak, esirgeyecek ana tavırlarıyla her işe karışmasın, bunaltmasın mesajı net olarak verildi.

Bu mesaj doğal olarak “besleme” krizinin suladığı, koloni valisi tarzında büyükelçi davranışlarıyla serpildi, müstemleke siyaseti dayatmalarıyla büyüdü, bu hallere geldi. Esasında sağ siyasetin 2013-sonrası dönemde gerilemesinin ana sebebinin de KKTC halkındaki “yeter artık” çığlığına “Anavatan bozulur” kaygısıyla sağır kalınmasının rolü elbette ki önemli yer tutmadı mı?
Ama, söz söylendi ve geride kaldı. Artık Ankara da rahatsızlığın boyutunu biliyor, Kıbrıs halkının çoğunluğunun da ne dediğini, hissettiğini, ruh halini öğrendi. İleri bakmalı artık.

Ankara’daki görüşmede bu konulara fazla değinilmemesinin sebebi de belki bu farkındalığa varılması sebep olmuştur. Neredeyse “olur böyle şeyler, biz işimize bakalım” tarzındaki kamuya verilen mesajın haricinde elbette baş başa yapılan görüşmelerde “Şık olmadı, niye böyle davranıldı?” diye karşılıklı serzenişler olmuştur. Olması doğaldır da. Ama, görüşmelerin odağında bu konu değil lider değişimi sonrasındaki KKTC ile Türkiye arasında tam da Mustafa Akıncı’nın arzu ettiği gibi bir “yeni durum değerlendirmesi” yapılmış “ortak yol haritası” çizilmiş, son zamanlarda iyice pembeleşen kırmızı hatların tekrar belirginleştirilmesi, düzeltilmesi yapılmıştır.

Ne olmuştur? Gerek Türkiye gerekse KKTC’de çözüm istenci olduğu vurgulandı. Başka? Bu istencin ancak Rum tarafında da benzer bir tavır değişikliği olması durumunda başarıya ulaşabileceği kaydedildi. O kadar mı? Hayır, hedef 2015 Ekim ayına kadar bir anlaşmaya varılması ve yılsonundan önce eşzamanlı halkoyuna gidilerek 2016’ya çözümle girilmesi.
Bunlara ne Türkiye’de ne de Kıbrıs’ta kimse karşı çıkmaz, “olur mu, mümkün mü öyle şey?” dese de içinden sesli olarak hiçbir şey demez, destekler.

Tabii ki tango için iki kişiye ihtiyaç vardır. Rum tarafı bu işe ne ciddiyetle katılacaktır? Eğer şimdiki gibi topu taca atma ısrarında devam eder, zamana oynamayı marifet sayarsa olacak olan bu gayret de boşa gider, yakalanan momentum uçar kaybolur.

Ankara’daki görüşmelerde Kıbrıs’ta barış anlaşmasının veya hadi çözüm diyelim, çok gecikmiş olduğu konusunda kesin görüş birliği vardı. Ama bu gecikmenin sebebini daha düne kadar Akıncı Rum tarafında değil Kıbrıs Türk görüşmecilerin ve Türkiye’nin tutumlarından kaynaklandığını düşünüyordu. “Onlar dilleriyle çözüm der, beyinleriyle hinlik düşünür, ben çözüm istiyorum hem de tüm kalbimle” pozisyonu şimdi “saç kesildi ak-kara görüldü” gerçekçiliğine vardı. Sonucunda “çözüm için sihirbaz gerekir” sözü geldi… Mustafa Akıncı da uyandı artık çözümün neden engellendiğine.
Tabii ki 1968’de Lübnan’daki ilk toplantıdan bu yana ağır-aksak devam eden Kıbrıs toplumlararası görüşmelerde döndürülmedik taş bırakılmamış, Kıbrıs sorununun incelenmemiş hiçbir veçhesi kalmamıştır. İstenir ise, siyasi irade var ise, her iki taraf için de çok acı olabilecek ama birlikte müreffeh bir geleceğin kurulmasına imkân verecek bir uzlaşı anlaşmasına varabilmek hem de kısa zamanda varabilmek mümkündür.

Ne var ki, çözümün ön şartı Rum tarafının kendini adanın esas halkı Kıbrıs Türk halkını ise 500 sene önce gelmiş ama bir türlü gitmeyen misafir gibi görmekten vazgeçmesi gerekir. Çözüm, tıpkı bir zamanlar Kofi Annan’ın o Rusların sümen altı etmesiyle resmen yayınlanmayan raporunda dediği gibi Rumların “iki halk arasındaki ilişki azınlık çoğunluk değil, aynı toprağı paylaşan iki eşit halk” gerçeğine uyanmasıyla mümkündür.
Bu olacak mıdır?

Olmayacak ise korkarım ki Mustafa Akıncı’ya sihirbaz falan da yetmeyecek bu sorun böyle sürünüp gidecektir. Nereye kadar? Ankara’da birilerinin adına ister “B” ister “Diğer” deyin o planı devreye sokup ya Kıbrıs Türklerinin tam bağımsızlığını ya da bizim karşı olduğumuz diğer alternatifi, Türkiye’ye ilhakı ciddi seçenekler olarak masaya resmen koymasına kadar.
Bu gelişme olduğu anda, göreceksiniz ki, çözümsüzlük yerine çözüme bırakmaya başlayacaktır. Niye mi? Rumlar çözümle bir şey kazanamayacakları inancıyla süründürdükleri Kıbrıs görüşmelerinde ilk kez neleri ve de tamamıyla kaybedeceklerini göreceklerinden.
Neyse, biz şimdilik sihirbaz aramaya devam edelim.
Bu haber 199 defa okunmuştur

:

:

:

: