Tek yol: Kıbrıs’ta çözüm

Kaç kişi kaldı hatırlayan? Hani bizim ilk gençliğimizde, yok yahu, daha çocuktuk o zamanlar, sol kolları havaya kaldırır, yumrukları sıkar “Tek yol devrim” derdik ya, ne romantikmişiz be!
Kaç kişi kaldı hatırlayan? Hani bizim ilk gençliğimizde, yok yahu, daha çocuktuk o zamanlar, sol kolları havaya kaldırır, yumrukları sıkar “Tek yol devrim” derdik ya, ne romantikmişiz be! O günlerde sağımızda solumuzda yürüyüp slogan atanlar bugün ya işadamı oldular, ya işadamlarına danışman, o devrimle devirecekleri, yerle yeksan edecekleri sisteme kul köle olmuşlar…
Nereden çıktı bu şimdi demeyin. “Tek yol Kıbrıs’ta çözüm” diye birileri, yabancı değil, bizim gençler, slogan atıyordu, “Doğru, muhakkak çözüm olmalı” diyordum ben de. Anlaşmak mümkün değildi çözümün ne olabileceği hakkında ama olsun çözüm istencinde hep birlikteydik.

Kimisi “Annan planı” temelli çözüm, kimisi “ne olursa olsun çözüm” diyordu, ben ve birçok kişi de “Onurlu, yaşayabilir, toplumsal hakları garanti altına alacak ve güvenlik boyutu ihmal edilmemiş çözüm” diyorduk. Çözümü nasıl tarif edeceğimizde ayrılsak da, küçücük bir teslimiyetçi grup ile milliyetçi olmayı, halkı sevmeyi müstemleke olmakla karıştıran daha da küçük bir grup haricinde tüm vatanseverler elbette ki çözüm istediler hep. Çözüm Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir diyen de oldu, “KKTC’yi gömmeden çözüm olmaz” diyen nankörler de yetişti Kıbrıs’ın susuz topraklarında. Ama neredeyse her Kıbrıs Türkü her zaman çözüm olsun, bu adadaki geleceğimizi görelim, uluslar arası toplum içerisinde onurlu yerimizi alalım, izolasyonlar son bulsun, geleceğimizi kuralım talebine her zaman sahip oldu.

Hiç de “tek yok KKTC” diye bir slogan atılmadı ama KKTC’yi lanetleyenler bile bugün niye hayatta olduklarını, nasıl hayatta kalabildiklerini elbette ki taa derinlerde bildiler hep. KKTC’yi istemezken esasında neyi istemediklerini sorgulamaktan korktular, belki farkında da olamadılar cahilliklerinden. Slogan atmak kolay iş nihayette. Yan gelip yatmak, birilerinin verdiği parayla yaşamak, çalışır gibi yapıp hak edilenden kat be kat fazla kazanıp bol keseden atmak, devrimci taleplerde bulunmak kolay nihayette. Üretmek zor, çalışmak zor, ama teslim olup verilen nafaka ile yaşamaya çalışmak kolay iş.

Şöyle veya böyle, sağıyla soluyla, hatta en aşırı “Rum’a yama olma aşığıyla” bu halk bizim halkımız ve ayrımsız tümü bu on yıllardır süren kimliksizlik bunalımından çıkma talebinde samimi.
Şimdi yine biriler “Kıbrıs’ta tek yol çözüm” diyor. Ne çerçevede söylüyor? Efendim Kıbrıs görüşmeleri yeni bir evreye girmiş, birkaç ayda çözülebilirmiş, onun için “tek yol çözüm” deniyormuş ama bu “tek yol” lafı aslında yanlışmış… Burada kastedilen “başka yol yok” değil, “yol tek yönlü, sadece çözüme çıkıyor” anlamındaymış…
Haydeee, kolay gelsin.
Şimdi hem çözüm istenci var hem de yeni bir yola girdik ve bir tek yere çıkıyor o da çözüm, öyle mi?
Nasıl girdik bu yola?
Efendim, KKTC’de lider değişmiş, görüşmeci değişmiş, bak hemen giriş kapılarında vizeyi kaldırmışlar, yarın telefon dolaşımı da sağlanacakmış ondan dolayı…
Sapla samanı karıştırmak derler buna.

Çözüm tabii ki ortak talebimiz. Tabii ki çözüm dün olmalıydı, bugün bile geç. Ama Allah aşkına el insaf, kim engelliyor çözümü? Bakın, hatırlayan var mı Mehmet Ali Talat o kadar suçladığı rahmetli Rauf Denktaş’tan sonra Cumhurbaşkanlığı konutuna taşındığında nasıl uyanmıştı gerçeklere? Dememiş miydi Denktaş’ı yıllarca boşuna suçladığını, çözümün Rum tarafının isteksizliğinden gerçekleşmediğini? Hadi onu hatırlamadınız, Gunter Verhaugen’i hatırlayan var mı? Hani 2004 döneminin Genişleme Komiseri Avrupa Birliği’nin. “Aldatıldım” diye bağırmamış mıydı Rumların Annan planında kostik attığını görünce?

Büyük beklentiler yaratmak, aynı zamanda büyük hayal kırıklıkları yaşamaya gönüllü olmak demektir. Başarır ve yaratılan büyük beklentiyi gerçekleştirirseniz büyük bir kutlama, başarısız olursanız yıkıcı bir hayal kırıklığı olur… 2004’ü hatırlayın, nasıl da yıkılmıştı Rumların çözüm istediğine inanan saflar.

Güven artırıcı önlemlerde ilerleme sağlanması güzel elbette. Rumlara vize uygulamasını kaldırmak, polisin kulübede oturmak yerine bir zahmet araçlara kadar gidip kimlik kontrolü yapması falan filan, güzel şeyler bunlar. Belki 2003’ten bu yana “KKTC’yi tanıma” anlamına gelir diye vizeyle Türk tarafına geçmek istemeyenler kuzeyi ziyaret etmeye başlayacaklar. Mayın haritasını verirse Rumlar bundan memnun olmamak mümkün mü? Yeni kapılar açılması fena mı olur. Nihayette çözüm isteyen bir halk Rum tarafının da çözüme hazırlanmasını sağlayabilecek güven artırıcı, sosyal teması artırıcı gelişmeleri memnuniyetle karşılar elbette.
Ama bunlar çözüm değil…

“Maraş’ı açıp (Rumlara verip) ilerleme sağlayabilir miyiz?” diye safça soranlar veya “Maraş rehin tutulamaz” diyenler ise, ne dediklerinin farkında değil. Ağzıyla beyni arasında irtibatı kaybeden bir yerel yetkili Maraş’ı temizlemek için müracaat düşünüyormuş. Kardeşim Maraş toprak boyutunun bir öğesi ve eğer o kutuyu açarsanız birincisi içinden çıkamaz ve tüm Kıbrıs görüşmelerini Maraş’a esir edersiniz; ikincisi eğer kazara Rumların Maraş talebini kabul eder, verirseniz gözünüz aydın, Kıbrıs sorununu Rumlar açısından bitirirsiniz. Bir daha görüşmeye gelmezler, sabırla sizin gidip teslim olmanızı, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama olmanızı beklerler.

Tamam bazıları için onda da bir sakınca olmayabilir, ama Kıbrıs Türk halkının çoğunluğu buna evet demez, haberiniz ola.
Şimdi bir toplantı yapıldı, vize falan da kalktı ya iddialara göre BM Genel Sekreteri’nin temsilcisi Espen Barth Eide de Kıbrıs görüşmelerinin çözüme endeksli tek yön bir yola girdiğini söylüyormuş. Eylül’de falan New York’da ya anlaşma, kısmı anlaşma ya da iki liderin genel sekreter huzurunda ilan edecekleri yeni ve iddialı bir görüşme çerçevesi ile çözüme kendilerini iyice bağlamalarının mümkün olduğuna inanıyormuş.

Mümkün değil, olası ama Rumlarda istek olmaz ise
olmaz… Hep söylüyor yazıyoruz. Rumlar Kıbrıs Türklerini 500 yıl önce adaya gelmiş ve geri dönmeyi unutmuş bir turist kafilesi gibi gördüğü sürece, adanın iki halkın ortak vatanı olduğunu kabul etmedikleri sürece ve bu iki halkın eşit ortaklar olduğunu kabul edemedikleri müddetçe hiçbir görüşmeden sonuç alınamaz.
Bekleyin, altı ay değilse bir yıla kadar başlar Akıncı da “Aldatıldım, Rumlar çözüm istemiyormuş” diye haykırmaya…
Bu haber 253 defa okunmuştur
  • MARAŞ``IN DEĞERİ Alexy Flemming  Massachusetts - 20.05.2015 MARAŞ``IN KARADA VE DENİZDE KKTC``YE KAZANDIRDIĞI ALAN, KKTC``NİN YÜZÖLÇÜMÜNÜN YAKLAŞIK BEŞTE BİRİDİR! Maraş, sadece 6,5kmSahil X 5km = 32,5 km2 toprak değildir. Maraş``ın denize 6,5km UPUZUN SAHİLi var. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), sahilden 200 deniz miline (370 km) kadar genişleyebilen bir zenginlik. Maraş-Suriye arası 180 km dir. Dolayısıyla, 90 X 6,5 = 585 km2 lik bir deniz alanı zenginliği (doğalgaz, petrol, balık, turizm) sözkonusudur. Maraş``ın sahip olduğu alan, dolayısıyla, 32,5 + 585 = 617,5 km2. Maraş``ın karada ve denizde KKTC``ye kazandırdığı alan, KKTC``nin yüzölçümünün YAKLAŞIK BEŞTE BİRİDİR! ((617,5/3355)*100)=18,4 MARAŞ = KARADAKİ 32,5 KM2 LİK TOPRAĞA EK OLARAK, DENİZDE DE 585 KM2 LİK DEVASA BİR ÇIKAR!

:

:

:

: