Güzel bir pazar günü

Yaşamın her gelen günde önüme bir şeyler getirmesini dört gözle beklerim.

Yaşamın her gelen günde önüme bir şeyler getirmesini dört gözle beklerim. Gerçekten de öyle de olur… Her zaman hoşuma giden şeyler olur ama bazen de gereksiz ıvır zıvır da… Olsun onları toplayıp çöp kutusuna atarım gözüm görmesin diye…
İnsan, bazı olayların onu üzmesine izin vermemeli… Üstünde durmazsanız işte o zaman unutup gidebilirsiniz…
Mayıs ayı benim için çok yoğun ve verimli bir ay oldu gerçekten.

TÜRKİYE NİNNİ FESTİVALİ

9- 11 Mayıs 2015 tarihlerinde İstanbul’da ilki gerçekleştirilen Türkiye Uluslar arası Ninni Festivaline katıldım. Benim için çok farklı bir deneyim oldu. Kültür Dairesinin teklifini kabul ederek İstanbul Esenler Belediyesinin hazırladığı festivale 11 Türki ülke katıldı. Ben de milli giysilerimiz içinde KOZA el sanatımızı ve geleneksel zeytin dalı tütütme geleneğimizi sergileyen bir mizansen hazırladım. Sahneye beşiği ile kocaman bir bebek getirildi. Kucağımda bebekle sahneye çıktım. Bütün TV kanalları oradaydı.

Kıbrıs ninnilerinden üç tanesini seslendirdim. Araştırmacı- yazar Oğuz Yorgancıoğlu’na kitabı ve ninnileri için çok teşekkür ederim. Son anda istendiği için Cem KAFKAS da büyük bir özveriyle ninnileri notaya geçirdi.
Etkinlik tam anneler günü ESENLER BELEDİYESİ’ne ait meydanda gerçekleştirildi. Binlerce insan vardı. Meydanın dört bir yanında dev ekranlarda gösteriliyorduk.
Saheye dördüncü ülke olarak çıktım. Çocuk ağlaması sesi ile birinci ninniyi söyleyip bebeği beşiğe yatırdım.

Tavana da gurduk salıncak
Eline de verdik oyuncak
Husun hanım abalar
Benim oğlum uyaycak…

Elime KOZA işini alarak nasıl yapıldığı hakkında bilgi verdim. Son derece ilgiyle dinlendi. Ardından KARGA sesi sesi ve tekrar bebek ağlaması verildi. Bu kez ikinci ninniyi seslendirdim.

Garga garga git işine
Düşme oğlumun peşine
Dutar ganadını yolarım
Yelpazeler yaparım
Mini mini hanımlara satarım

Bebek tekrar uyuyunca bu kez buhurdanlıkta ZEYTİN YAPRAĞI TÜTÜTME geleneğimizi anlattım. Hava rüzgarlı olduğundan zeytin yapraklarını yakamadık…

Üçüncü ninninden öne bebek gülmesi sesi verildi… Bebek gülerek uyanmış gibi… O zaman da aşağıdaki ninniyi seslendirdim. Bebeği beşikten aldım kucağımda yıkarı kaldırarak aşağıdaki ninniyi okudum.

Hoş gakdın hoş üsdüne
Gel otur göşk üsdüne
Ne isdersan vereyim
Emrin başım üsdüne

Sahneden indikten sonra tüm kanallar benimle özel söyleşiler yaptı. Farklı bir deneyim oldu gerçekten. Esenler Belediyesi de zarif bir ev sahipliğini yaptı.

36. KIBATEK GÜRCİSTAN- ARTVİN BULUŞMASI…

36. Uluslararası KIBATEK Edebiyat Şölenine (18- 24 Mayıs 2015 / Tiflis- Batum (Gürcistan) Artvin-Trabzon ( Türkiye) ülkem KKTC adına katıldım.
Kıbatek Onur ve Düzenleme kurullarının aldığı kararlar doğrultusunda etkinlik aynen uygulandı.
Gürcistan’daki ilk etkinlik “ Gürcistan İlimler Akademisi”nde yapıldı. (18Mayıs) Azerbaycan Yazarlar Birliği Gürcistan Şubesi, KIBATEK ve Gürcistan Yazarlar Birliğinin ortak etkinliği idi. Ülkenin pek çok değişik yerinden gelen şairlerin ve yazarların konuşmalarını ve şiirlerini dinledik. Tam bir kucaklaşma oldu. Ülkenin çok uzak yörelerinden özellikle halk şairlerinin ve araştırmacı yazarları katılımları bizi çok mutlu etti…

Ardından ( 18 Mayıs) “Tiflis Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü” nde hazırlanan panel ve şiir şölenine katıldık. Toplanının yapıldığı salon çok görkemliydi. Konuşmalar dev bir yuvarlak masa etrafında yapıldı. Bizler kendi sunumlarımızı yaparken onlar da bize GÜRCİSTAN EDEBİYATI hakkında bilgiler verdi.
Kıbrıs Türk Edebiyatının varlığı onları çok şaşırttı. Araştırmacı yazarların kimler olduğunu sordular. Edebiyat dönemleriyle ilgilendiler. Özellikle Neriman Cahit’in dizeleri onları çok etkiledi. Onun yaşayıp yaşamadığını sordular.
Sunumumun konusu : “ Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Kıbrıs Türk Şiiri” idi.
Gelecek haftalarda izlenimlerimi aktaracağım. Sunumumdan bir bölüm vermek isterim…

KIBRIS TÜRK ŞİİRİ…

Bir toplumun, bir milletin geçmişine ışık tutan, onun geleceğine yön veren başlıca etkenler elbette tarih, coğrafya ve yaşama kültürüdür… Bu etkenlerden en önemlilerinden bir tanesi de kuşkusuz EDEBİYATtır.
İnsanoğlunun duygu ve düşüncelerini yansıtmada en etkili araçlardan birisi olan edebiyatın sözlü ve yazılı örnekleri, ölmez eserleri, zaman süreci içinde canlılıklarını koruyarak ve kendinden sonra gelecek ürünlere basamak oluşturarak gelişecektir.

Ben KIBRIS Türk Edebiyatının ŞİİR bölümünü ele alarak size tanıtmak istiyorum. Ancak, ADAnın tarihine ve coğrafyasına göz atmadan şiire başlamak hata olur diye düşünüyorum.
ADA’nın idaresi 1571 yılında Osmanlı Devletinin eline geçince, Anadolu’dan dalgalar halinde göç başlar. Adanın her tarafına yayılan halk, beraberinde kültürünü ve yaşama biçimini de taşımıştır. Elbette yeni bir coğrafi bölge, yeni topraklar ve bu topraklardaki farklı kültür de gelenlerin kültürü ile harmanlanmıştır. Dolayısıyla zaman içinde bir Kıbrıs Türk Edebiyatı oluşmuştur.

Dünyadaki tüm edebiyat örneklerinde görüldüğü gibi bizde de DESTAN, EFSANE, MASAL, NİNNİ vb. halk ürünleriyle başlayan bu edebiyatın varlığını; özellikle Türkçe yayınlanan pek çok eski araştırmada bulmak mümkündür.
Kökü 1571’lere, dili ise Anadolu Türkçesine dayanan bu edebiyatın varlığı tartışılamaz. Ürünler anonim olduğu kadar, kişisel eserler şeklinde belgelerle ortadadır.

KIBRIS TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ (1)

Düzyazı ve şiir diye ayırmaksızın dönemlere göz atmak ve bu dönemlerdeki Kıbrıs Türk Şiirini gözden geçirmek daha akıllıca olur diye düşünüyorum.

1. DÖNEM: ( 1571- 1878 ) : Kıbrıs’ın Osmanlı İmparatorluğuna bağlı olduğu dönem

2. DÖNEM: ( 1878- 1923 ) : ADA’nın geçici olarak İngilizler’e devredildiği dönem

3. DÖNEM: ( 1923- 1955 ) : İngiliz Sömürge İdaresinin ilk dönemi

4. DÖNEM: ( 1955- 1960- 1964 ) İngiliz Sömürge İdaresinin ikinci dönemi / Kıbrıs Cumhuriyetinin Kurulması / Erenköy Çarpışmaları

5. DÖNEM: ( 1964- 1974 ) : Erenköy Çarpışmalarından 20 Temmuz Barış Harekatı’na kadar olan dönem

6. DÖNEM: ( 1974’ten günümüze kadar gelen ve halen devam eden dönem)

1. DÖNEM:
Bu döneme bakarken Tanzimat Dönemi öncülerinden Ziya Paşa ile Namık Kemal’in bir süre Kıbrıs’ta kaldıklarını belirtmekte fayda var… Elbette sürgüne gönderilmişlerdi…
Bu dönemin kalem sahibi 18.yüzyıl divan şairlerinden MÜFTÜ HİLMİ EFENDİ’dir. Kıbrıs’a kendi adıyla kütüphane hediye eden 11. Mahmut’a yazdığı KASİDE ile Sultanu’ş- Şu’ara (Şairler Sultanı) adını almıştır. Yenilik taraftarı bir insandı…
Hemen ikinci isim olarak AŞIK KENZİ’yi görüyoruz. Anadolu’yu da gezmiş olan Kenzi, hem aruz hem de hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.

“ çıkıp bir şair-i rind-i suhan Kenzi gibi dehre
Dila bu arsa-yı aşk içre hub nam eylemek güce” Aşık KENZİ

2. DÖNEM:
Bu dönemde ilk gazeteler çıkar. SADED (1889) – ZAMAN (1891) – YENİ ZAMAN (1892)
Gazeteleri hayat bulması, toplumda farklı bir hareket başlatır. Şiirler paylaşılır, romanlar tefrika edilir.
O dönemin ünlü şairlerinden biri de Zaman gazetesinin başyazarı MUZAFEREDDİN GALİB’dir. KAYTAZZADE NAZIM da şiirleriyle döneme ışık tutanlardandır. Gazeller yazar.

Kıbrıs Türk Şiirinde SERBEST NAZMA geçiş de bu yıllarda yaşanır. LARNAKALI MEHMET NAZIM BEY, bu hareketin öncüsü sayılır. Aynı dönemde anılanlarsa: M. Sabri, Mehmet Fikri, Muallim Cevdet gibi isimler sayılabilir.

Bu dönemde yayın hayatının genel konular: Sultan’ı yerme, Anavatan’a ve Mustafa Kemal’e bağlılık ile İngiliz ve Rum baskılarına direnme şeklinde özetlenebilir.

Yine bu dönemde AHMET RAİK, 1926’da Latin Alfabesinin kabulünü savunur.

Elbette Halk şiir geleneği de destanlar, maniler, türküler ve masallarla bir yandan sürer. Anonim şiir örnekleri ön plana çıkar.
Anonim Destanlar:
Alacaklıynan Verecekli Destanı, Varyemezin Destanı, Yaş Destanı, Ol Sinek Destanı,
Hasan Bulliler, Halit Arap, Dr. Behiç Destanı gibi…

Özellikle 1915 Çanakkale Savaşı sırasında, İngilizler tarafından zorla cepheye götürülen ama orada Mustafa Kemal’in ordularına katılan Kıbrıslı Türklerin duygularını dile getiren dizeler çok çarpıcıdır:

“ Atımı bağlattılar bir delik taşa
Otuz iki düvele bir Kemal Paşa
İngiliz kodu bizi Çanakkale’ye
Hiç kurşun sıkar mı kardaş kardaşa”

3. DÖNEM
1923 Lozan Barışı ile adanın tamamen İngilizlere bırakılmasının ardından Kıbrıs’ta bir gerileme ve suskunluk dönemi başlar. Baskılar artar. Rum ayaklanmaları başlar. Bayrak asma, okullarda tarih kitapları okutma yasakları konur. Baskılardan bunalan ve geçim şartları zorlaşan Türkler İngiltere, Avustralya ve Türkiye’ye kitlesel göçe zorlanır. Araplara satılan kızlar öyküleri de bu dönemde görülür.

Her şeye rağmen Kıbrıs Türk Edebiyatının yazılı ve sözlü örnekleri sürer. İlk Kıbrıs Türk Alfabesi 1934 yılında İsmail H. Ertaylan tarafından hazırlanır. Bütün baskılara rağmen Söz, Masum Millet, Halkın Sesi, Birlik ve Ankebut gazeteleri çıkarılır.

1943’te İngiliz baskıları gittikçe azalır. Türkiye’den havacılar, üniversite öğrencileri, öğretmenler ve halk şairleri gelmeye başlar. 10 Kasım, 23 Nisan, 19 Mayıs kutlamaları başlar. ÇIĞ, İLK DEMET gibi antolojik eserler basılır. ÇARDAK Dergisi yayınlanır.

Bu döneme damgasını vuran ilk şairler:
Nazif Süleyman Ebeoğlu, Urkiye Mine Balman, Engin Gönül, Pembe Marmara, Rauf R. Denktaş, Özker Yaşın, Ahmet Gazioğlu, Taner Baybars, İbrahim Zeki Burdurlu…

PEMBE MARMARA

1940’lı yılların ilk ve önde gelen şairlerinden biriydi Pembe Marmara. “Hececi Şairler”, “Kadın Şairler” diye anılan, ilk, öncü dört kadın şairimizden biriydi. Diğerleri Urkiye Mine Balman; ki ilk kadın şairimizdir, Emine Oktan ve Necla Salih Suphi.

“ Yılları yıllara bağlasan bile
Derdimle sarmaşıp çağırsam bile
Bir ömür boyunca ağlasam bile
Seni hayal etmek öyle güzel ki
Ömrüm beklemekle geçecek belki.../( Pembe MARMARA)

“ Vatanımdan uzaksam da bir melez değilim ben
Bu ay- yıldız kanatlar ilk mektep sevgilimden “ ( Cem SUAL)

“ Ey sevgili vatanım bana kollarını ger
Beni de bağrına çek, beni de koynuna al “ ( Mine Urkiye BALMAN)

Dönemim iki büyük destekçisi: Ünlü edebiyat araştırmacısı Nihat Sami Banarlı ve Kıbrıs’taki Türk Konsolosu Hikmet TAŞKENT’tir.

DEVAMI GELECEK HAFTAYA… SEVGİYLE KALIN EFENDİM…

Bu haber 229 defa okunmuştur

:

:

:

: