Daha sağlıklı bir gelecek için…

Yazmak için bilgisayarın başına geçince, o kadar çok konu var ki, hangi konuyu yazsam diye düşünüyordum.
hcelikbudak@gmail.com

Yazmak için bilgisayarın başına geçince, o kadar çok konu var ki, hangi konuyu yazsam diye düşünüyordum. Aklıma “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Günlükleri” geldi. Yazar Metin Celal, yıllar önce blogunda yazmıştı. 24 Ocak 1960 günü vefat eden yazar Tanpınar’ın kardeşi ondan kalan altı defteri Tanpınar’ın talebesi ve asistanı olarak onun yanında yetişmiş, yeni Türk Edebiyatı profesörü Mehmet Kaplan'a vermiş, yayımlanıp yayınlanmaması kararını da ona bırakmış. Defterler 1953 Mayıs’ta başlıyor, 26 Temmuz 1960’da ölümünden 13 gün öncesine kadar devam ediyor.

İnci Enginün ve Zeynep Kerman günlüklerin Mehmet Kaplan'da olduğunu öğrenince hocalarına yayınlanması için ısrar etmişler. Kaplan önce razı olmasa da bir süre sonra defterleri yayına hazırlamaları için öğrencilerine vermiş. Bu kararında, Tanpınar'ın günlüklerinde yer alan 'Bu yazdıklarımın benden sonra okunacağını düşünmek' ifadesi etkili olmuş. Günlükler, yıllar sonra “Tanpınar’la Başbaşa – Günlüklerin Işığında” 2008- Dergah Yayınları tarafından yayınlanmış.

Günlüklerden gördüğümüz kadarıyla Ahmet Hamdi Tanpınar yazmak istediği konular arasında kararsız kalmış… 1960 yılı Ekim ayının sonlarına doğru bir gece günlüğüne şöyle bir not düşmüş. Notta, yazmak istediği konular için şöyle diyor; “ “Valery yazısı ile Nerval, Yahya Kemal, roman ve edebiyat-ı cedide müsveddeleriyle meşgul oldum. Her şey bende dallanıp budaklanıyor. Bu hazin bir şey. Her şey bitmeğe yakın bir yerde kalıyor.”

Ben de Türkiye ile ilgili bir konuyu yazsam, Türkiye’deki gündem o kadar hızlı ki, yazmayı düşündüğüm konu neredeyse yazı bitinceye kadar gündemin içinde toz olup kayboluyor. Tanpınar’ın deyimiyle bitmeye yakın bir yerde geçerliliğini kaybediyor. Gündeme yetişmek neredeyse imkansız görünüyor. Türkiye gündeminin tek bir maddesi var. O da siyaset… Her zaman ve özellikle şu sıralar ağırlıklı olarak siyasi konular Türkiye’de hemen herkesi heyecanlandırıyor. İçinde bulunduğumuz seçim sürecinde de siyasete duyarsız kalınmaması da doğal.

1969-1977 arasında ‘Ulusal Güvenlik Danışmanı’ ve ‘Dışişleri Bakanı’ olarak ABD’nin dış politikasına yön veren Henry Kissinger’i tanırsınız… 1994’de yayınladığı “Diplomacy” isimli kitabı 2007’de Türkçe’ye çevrilip yayınlandı. , İş Bankası Kültür Yayınları’nın çıkardığı “Diplomasi”nin ilk bölümünde şöyle yazıyor, 'Siyaset dışındaki insanların en büyük lüksü kendi konularını, gündemlerini kendilerinin belirleyebilmesidir.' Buna karşılık siyasetçilerin böyle bir lüksü olmadığını, gündemin onlara geldiğini işaret ediyor.

Ben de siyaset olmasa da insanı belki siyaset kadar etkileyen bir konuda karar kıldım. Almanya’daki en kapsamlı halk sağlığı projesi “Ulusal Kohort Araştırması”nı duydunuz mu bilmiyorum. Geçen yılın sonlarında başladı… “Daha sağlıklı bir gelecek” sloganıyla başlayan araştırmada, Almanya çapında seçilen 20 ile 69 yaş arası, 200 bin erkek ve kadın, önümüzdeki yıllar içinde 18 araştırma merkezinde en ince tıbbi muayeneden geçirilecek, yaşam koşulları ile sağlık durumları konusundaki bilgiler tespit edilecek. Araştırma beşer yıllık aralarla 20-30 yıl sürecek.

Toplumun sağlık durumunu ve bunu etkileyen belirtileri inceleyen tıp dalı olan epidemiyoloji’de kullanılan “kohort” kavramı, sağlık durumları uzun süre boyunca takip edilecek belirli bir kitleyi ifade ediyor. “Nationale Kohorte” (Ulusal Kohort) adı altındaki projenin finansmanını Federal Almanya Eğitim ve Araştırma Bakanlığı, eyalet hükümetleri ve Helmholtz-Gemeinschaft adlı bilim örgütü sağlıyor.

Almanya’nın geleceğe yönelik bir sağlık bilgi bankasının yaratılacağı araştırmada, insanların örneğin, kan, idrar, tükürük örnekleri alınacak, bedensel aktivite muayenesi yapılacak, elektrokardiyografi (EKG), dikkat, konsantrasyon ve hafıza testleri yapılacak. Ultrason ile kalp muayenesi, manyetik rezonans görüntüleme ile baş, kalp ve vücut muayenesi yapılacak, araştırmaya katılan kişiye ailesi, önceki veya şimdiki hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve örneğin beslenme şekli veya ne kadar çok hareket ettiği konusunda sorular sorulacak. Kişinin boyu, kilosu, bel çevresi ve kalça çevresi, tansiyon ve kalp frekansı ölçülecek, el sıkma gücü ölçülecek (sağ ve sol el ve parmakların azami kuvvetinin tespiti için). Bunlar her 4-5 yılda bir tekrarlanacak.

Araştırmada, uzun vadede hastalıklar nasıl meydana geliyor? hastalıkların oluşmasını tetikleyen faktörler var mıdır? Örneğin, bir kişinin genleri, maruz kaldığı çevresel etkiler veya yaşam stili kendisinde belirli hastalıkların oluşmasında ne gibi bir rol oynuyor? Sosyal faktörlerin de burada bir etkisi var mıdır? Bu hastalıklardan nasıl korunabiliriz? Bu hastalıkların erken teşhisi için hangi imkanlar var? gibi sorulara cevap aranacak.

Bu tıbbi araştırmanın amacı bireylerin ve sonuçta bireylerin oluşturduğu toplumun sağlığı… Sağlığı objektif olarak tarif etmek kolay değil… Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, “Sağlık, yalnızca bir hastalığın olmayışı değil, fiziksel, ruhsal veya sosyal yönden tam bir iyilik halidir.” Bu tanımdaki “iyilik hali” kavramı kişilere veya toplumlara göre değişiyor. Ama en temel olan şey doktor muayenesi ve tanı testleri sonuçlarına göre belirli bir hastalığın olmamasıdır. Şimdi yapılmakta olan şey ilk adım…

Toplanacak bu milyonlarca veri değerlendirilecek… Bunlar tıp bilimine teşhis veya tedavi için muhtemelen somut ipuçları verecek. Ama aynı sonuçlar bana göre, “Sağlıklı Yaşam?, “Kaliteli Yaşam” gibi kavramları daha ön plana çıkaracak. Bunlar Dünya Sağlık Örgütü’nün işaret ettiği ruhsal ve sosyal yönden iyilik halleri… Kalkınma hızı veya gayrisafi milli hasılanın artması otomatikman o ülkede yaşam kalitesinin yükseldiği anlamına gelmiyor… Bilim adamlarına göre, yaşam kalitesi, yaşam standardından başka bir şey… Yaşam kalitesi, tüketim ve gelir artışından daha farklı olarak yaşamın zenginleşmesidir. Bu da çağımızın yeni bir toplumsal anlayışı…

Sağlıklı yaşam konusunda bir şey yazmaya gerek yok… Bu konuda binlerce tez, makale, kitap var… Amerikalı bilim adamı David Starr Jordan şöyle diyor; “Bilgelik daha sonra ne yapacağını bilmek, yetenek nasıl yapılacağını bilmek, marifet ise onu yapmaktır.” İnsanların çoğu daha sağlıklı, daha mutlu veya daha kaliteli bir yaşam sürdürebilmek için ne yapması gerektiğini az veya çok biliyor. Asıl sorun bu bilinenleri yerine getirememekten kaynaklanıyor galiba… Demirci ustası hikayesi de böyle bir şey… Doksan yaşında olmasına rağmen döverek muhteşem kılıçlar yapan usta, kılıç yaparken çok hızlı çalışmasına rağmen en ufak bir hata yapmıyormuş… Ustaya sormuşlar… “Bu senin doğal bir yeteneğin mi yoksa özel bir tekniğin mi var ?” Usta cevaplamış… “Her ikisi de değil… Ben sadece gerekene odaklanıyorum.” İnsanlar da en azından kendi sağlığı konusunda gerekene odaklanıp yapılması lazım olanları yerine getirirse daha sağlıklı, daha kaliteli bir yaşam için büyük bir adım atmış olur…
Bu haber 602 defa okunmuştur

:

:

:

: