BABALAR GÜNÜ…

Kendimi bildim bileli Babalar Günü kutlanır…

Kendimi bildim bileli Babalar Günü kutlanır… Biraz abarttım sanırım, belki de liseye gidiyordum kutlanmaya başladığında… Emin değilim…
Ne zaman ve nasıl olduğu değil, ( Sanırım “ Anneler Günü “ var, neden “ Babalar günü “ yok, mantığı ile hareket edilerek hazırlanmış bir gün olmalı…)
Aradım ve buldum. Babalar Gününün de bir öyküsü varmış…

Tarihçesi
Bir Amerikan İç Savaşı gazisinin kızı olan Sonora Smart Dodd, Anneler Günü gibi babaların da bir günü olması gerektiğini düşünmekteydi. Dodd'un babası annelerinin yokluğunda altı çocuğunu tek başına büyütmüştü. Babasının doğum günü olan 5 Haziran'ın Babalar Günü ilan edilmesi için çalışmalara başlamış ama bu çalışmalar o tarihe yetişemeyerek kutlamalar haziran ayının üçüncü pazar gününe ertelenmiştir.
KIZIM BERFİN’E
(Bir babadan kızına sesleniş…)

Berfinim,
içimin güler yüzü,
yaşanılası iklimim hoşgeldin...

(adımın çapraz yazılması kimin umrunda...
denize düşen yılana öykünür biraz da...)

……………
kızım demeyi öğrettiğin için
o tanrısal kokun
ve gülüşündeki baban için

……….
ama sızı verdin işte...
bir avuç yeşil gevrek rokaydık,
mayışmamıza bir limon yetecekti...
biz garsonu bekliyorduk,
sen çıkageldin...

hoşgeldinberfinim..
kızım kızgınlığım..
bilmiyorduk daha,
objektıflerin objektif olmadığını,
ikimize yeter sanıyorduk ikimizin toplamı,
meğer doyurmak zormuş içimizdeki hayvanı...
………………..
işin zor kızım
hem büyüyecek
hem bizi büyüteceksin..
baban mı var,derdin var kızım...

hoşgeldin kızım,
içimin güler yüzü,hoşgeldin.../ Yılmaz ERDOĞAN

Kendini BABA hisseden, baba sorumluluğunun bilincinde olan, evlat sevgisiyle yüreği delice çarpan tüm babaların babalar günü kutlu olsun…
Özel günlerden birisi daha… Her özel gün bence, sizin ona yüklediğiniz anlam kadardır; yüreğinizin yüklediği anlam kadar hem de…

Babalar Günü, kimimizde bir yürek yakısıdır, kimimizde buruk bir gülümseme… Gözlerinin içi güler babasına koşarken bir küçük kız…
Yeni bisikletine kavuşmuş bir erkek çocuk, mutlulukla gülümser kocaman avucunda babasının minicik elleri…

“ Çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Ağaçlarla konuşmayı, hayaller kurmayı, masallar uydurmayı, resimler yapmayı hep sevdim. Bir de denizi çoook sevdim. Nedeni de babama göre, doğduğum evin duvarını dalgalar dövermiş de ondan... Her kız çocuğu gibi ona aşıktım, hala da öyle...
BİZ BÜYÜDÜK AMA...
Biz büyüdük...
Ayakkabılarımız büyüdü...
Yüreğimize sığmaz oldu sevdalar...
Hayatın yükü binince sırtımıza, belimiz büküldü ya biraz...
Sayılmaz... Önemli değil...
Hayat kimimizi sabah rüzgarı ile ürpertirken, kimimize sıkı bir TOKAT vurdu; kimimizi de sevip okşadı...

Olsun...
Yaşadık ya...
Gördük ya...
Tadına baktık ya...
YAŞADIK YA...

( Ayşe TURAL Girne )

Hayatımızda en az annelerimiz kadar babalarımız da önemli… Hele öyle örnek babalar var ki, kimi annelerden daha anne gibi fedakar, cefakar ve sevecen… Öyle öyküler okuyorsunuz, öyle gerçek olaylar görüyorsunuz ki gerçek hayatta insana “ Olamaz, böylesi de var mıymış…” dedirtiyor.
Her insanın hayatında anne kadar değerli, onun kadar olmazsa olmazımız babalar… Varlıkları başta otoriteyi hatırlatsa da unutmayalım ki kural koyucular, yaşamımıza düzeni ve disiplini de taşırlar… Aslında anneler, çoğunlukla, çocukların üzerindeki zayıf otoritelerini BABA ile sağlama alırlar…
Baban gelince anlatırım…
Babana söyleyeyim de gör…
Baban gelince ona hesap verirsin ha…
Türünden ufak yollu tehditleri, göz korkutmalarını az ya da çok tanırsınız, bilirsiniz…
BİZ HER ŞEYE RAĞMEN HARİKAYIZ

Hangi yaşta olursak olalım, çocukluğumuzu anımsamak, çocuğa dair her şey bizi o andan alır çok uzaklara götürür. Hatta ÇOCUK sözcüğü bile yüzümüzün aydınlanmasına yeter de artar bile...

Her şeyin küçüğü sevilir. Belki de bize ihtiyaçları olduğundandır; ...
korunup kollanmak isterler... Her sıkıntılarında destek beklerler, yanlarında olduğumuzu bilmek isterler…

Biz büyükler de bunu asli görev sayıp işi abarttıkça abartırız. Yetişkin oluncaya, evleninceye dek de hep peşlerinde oluruz. Hatta ve hatta evlendikten sonra da adım adım onları izleriz. İstesinler istemesinler, işlerine biraz burnumuzu sokarız. Yemekler hazırlar, bütçelerine bir öğün de olsa katkıda bulunuruz. Torunlarımıza bakarız.

Zaman zaman nesil farkından oluşan çatışmalarda, kırılsak bile, belli etmeyip sineye çekeriz. Aslında biz her şeye rağmen HARİKAYIZ...

BABAMA

''hiç bilir misin tutulan balıkların gözyaşlarıdır deniz? ''...

peki hiç bilir misin engin bir deniz vardır babaların yüreklerinde?
korkularıyla
sevinçleriyle
gizledikleri ve heyecanlarıyla gözyaşlarını yüreklerine dökerler çünkü
babaların elleri de yürekleri de denizler kadardır
denizler kadar seviyorum seni
haklı ve haksızlıklarınla
seni
denizler kadar...

Eren Ergül

BABALAR GÜNÜ KUTLAMASI
Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910'da Washington'ın Spokane şehrinde kutlanmıştır. Bu tarihten sonra ABD'nin diğer eyaletlerine yayılmıştır. Ancak Babalar Günü resmi olarak 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı CalvinCoolidge'indesteğiyle kutlandı. 1966 yılında ise o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazar gününün Babalar günü olarak kutlayacağını açıklayan bir bildiri yayınladı.
Babalar Günü, bu yıl da Haziran ayının üçüncü pazarına denk gelen 15 Haziran'da kutlanıyor.

ÇOCUKLARINIZI ANLIYOR MUSUNUZ?
Çocukken güneş olmak isterdim
Sonra anladım ki, en iyisi çocuk olmak
Çünkü güneşten de sıcaktı kalbim
Büyüdüm derken…
Yaşam denilen ayazda üşüdüm
Soğudu buza döndü kalbim
Ne güneş olabildim… Ne çocuk kalabildim...

- Ömer Kılıç-
BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN ...
BABALAR, DEDELER VE KENDİNİ BABA HİSSEDENLER…

GÜRCİSTAN - ARTVİN…
Gürcistan’ın Türkiye Konsolosu Makvala bizimle birlikte olduğundan sınıra yığılmış pek çok kişiden önce içeri alınıyoruz. Kolayca geçiyoruz. İşte Türkiye topraklarındayız. Biraz sonra ARTVİN Üniversitesinden gelip bizi alacaklar.

Hava çok sıcak… Gölge bir yer arıyoruz, en uygun yer mısır satıcısının yanı… Birer mısır alarak hem yiyip hem oyalanıyoruz. Derken üniversitenin aracı geliyor. İçinde öğretim görevlisi de var. Yerleşip yola çıkıyoruz. Her taraf yemyeşil… Ben Samsun’da okudum. Karadeniz bölgesini biraz bilirim ama elbette yıllar öncesiydi…
Hopa’dan başlayarak döne dolaşa çıkıyoruz ta yukarılara… Ancak bitmeyen virajlarla uzayan bu yolculuk hiç de bana göre değil… Pes ediyorum, bayılmak üzereyim… Aşağı indiriliyorum. Soğuk sularla elimi yüzümü yıkıyor arkadaşlarım… Otobüsün en önüne oturtuluyorum. Cam açık, klima açık başımı yaslayıp gidiyoruz.
Yolculuk iki buçuk saat kadar sürüyor… Ara ara açtığım gözlerimle sadece yeşili, tahta Karadeniz evlerini ve dağlerı görüyorum; gözlerim tekrar kapanıyor… Sonunda ARTVİN’deyiz. DSİ’ye ait misafirhaneye yerleştiriliyoruz.
Duş alıp uzanıyorum. Kapım tıklatılıyor. Hasta olduğumu bilen arkadaşlarım rica etmişler. Bir görevli bir tepsi uzatıyor. Tepside sıcacık bir çorba… Onu içip uyuyorum. Başka türlü gözümü açamam…
Akşamüstü kendime geliyorum. Burası tam bir yayla havasında… Artvin dağların doruklarında bir yer… Mucize gibi… Bu zorlu yolculuğa değiyor elbette… Yemyeşil, cennet gibi…

ARTVİN- ÇORUH ÜNİVERSİTESİ
Günlerden Perşembe…Heyecanlıyız. Üniversitenin NihatGökyiğit Kongre ve Kültür Merkezi önündeyiz. Rektör Prof. Dr. Mehmet DUMAN, rektör yardımcıları, öğretim görevlileri ve öğrenciler tarafından coşkuyla karşılanıyoruz.
Dev bir bina… Son derece modern bir yapı… Kocaman afişlerimiz her yerde asılı… Herkes büyük bir içtenlikle elimizi sıkıyor, gülen yüzlerle hoş geldiniz diyor… Buranın havasından mı suyundan mı, insanlar çok sıcak davranıyor.
Sunumlar başlıyor. Önce biz konuklar sunumlarımızı yapıyoruz, sonra ev sahibi olarak onlar konularını anlatıyor. İki oturum halinde tamamlanıyor. Arada harika bir kahve molası… Bildiriler sonrası üniversitede öğle yemeği… Daha yakın oturup daha samimi olunuyor. Yöreye özel yemekler ve tatlılar da var.
Öğleden sonra şiir şölenimiz var. Ardından ve TRT Erzurum Radyosu Türk Halk Müziği Konseri canlı yayın olarak veriliyor. Güzel bir konser…
Akşam yemeği için KAFKASÖR Yaylasına çıkıyoruz. Yemyeşil, mis gibi havası bizi mest ediyor. Artvinliler bu yaylada ŞÖLEN yaptıklarında, Türkiyenin ve dünyanın dört bir yanında yaşayan Artvinliler gelirmiş. Kurulan çadırlarda kalırlar, aileleriyle hasret giderirlermiş… Boğa Güreşleri yapılır, eğlenceler düzenlenir, kuzular çevrilirmiş…
Akşam yemeğinde Artvin Valisi Kemal CİRİTin konuğuyuz. Buradaki tesislerde yemek yiyeceğiz. Yayla havası inanılmaz güzel. Bol bol fotoğraf çekiyoruz. Yorucu bir günün ardından derin bir uyku çekiyorum. Yarın çevre gezisi var.
Cuma günü oldu bile… Neredeyse bir haftadır yollardayım. Harika bir gezi ve deneyim oldu benim için… Erken yola koyuluyoruz. Kahvaltı yaylada yapılacak. Bize yine Edebiyat Bölüm Başkanı Yrd. Doçent Dr. Çağlayan YILMAZ eşlik ediyor. Bir an bile yanımızdan ayrılmıyor.
Şavşat Yaylası, Yayla Evinde nefis bir kahvaltı. Çeşitli peynirler, bal ve reçeller, demli çaylar… Oturduğunuz yerden dört bir yan panoromik tablo gibi gözlerinizin önünde…Yeşilin her tonu… Geçilen köylerdeki ağaç evler… Bembeyaz açmış akasyalar, meyve ağaçları…

Ardından KARAGÖL’deyiz. Rüya gibi bir yer… Gölde rengarenk akvaryum balıkları, sazanlar… Avlanmak yasak… Öyle çoklar ki su adeta kaynıyor…
Akşam yemeğinde Belediye Başkanı Mehmet KOCATEPE eşliğinde bir yemek…DSİye dönünce valizlerimizi geceden hazırlıyoruz. Sabah Trabzon’a doğru yola çıkacağız. Burada da yolumuzu ayırdıklarımız var. Ankara ve Bakü’ye dönenler var. Azalıyoruz.
Üniversite kendi aracıyla bizi Trabzon’a kadar götürüp Aksular Oteline yerleştiriyor. Artık gerçekten yorgunum… Ayaklarım da şişmiş… Arkadaşlar KIYI Dergisini ziyarete gidiyor, ben pes ediyorum ve otelde kalıyorum. Varsın Trabzon’u başka defa gelince göreyim… Onlar gidiyor… Bir iyice dinlenip yakın çevreyi geziyorum.
Sabah valizlerimizle kapıdayız. Havaalanına gidiyoruz İzmir grubuyla… Onların iç hatlar benimse dış hatlar… Vedalaşıyoruz. Başka etkinliklerde buluşmak üzere ayrılıyoruz… Allah sağlıklı ömürler versin hepimize de tekrar görüşebilelim…
Buluşmalar HAYATA DOKUNMAK aslında… Birilerinin hayatına dokunuyorsunuz, onlar da sizinkine… Önemli olan neyi deneyimlediğimizdir… Sevgiyle kalın efendim…

Bu haber 166 defa okunmuştur

:

:

:

: