Engelleyen CTP mi, yoksa DP mi?

28 Temmuz 2013 seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tablo, CTP(BG)-DP(UG) koalisyonunu işaret etti.
28 Temmuz 2013 seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tablo, CTP(BG)-DP(UG) koalisyonunu işaret etti.
Yıpranmış, iktidar erkini kaybetmiş, bölünmüş bir UBP yerine en olası hükümet modeli bu alternatif üzerinden şekillenmişti.
Beklentilerde, umutlarda, olması gerekenlerde çoktu.

Bugüne geldiğimizde beklenenler olmadı, bir önceki UBP hükümeti dönemi kadar olmadı belki, ama bu iktidarın yerine gelen, yeni hükümette yapmak istediklerini yapamadı.
Sebepleri çok ve çeşitli olabilir fakat sonuca odaklandığımızda olmadı.
Siyaset ve siyasilerin öncelikleri yine toplumun önündeydi, sebepleri çok ve çeşitli olabilir dedim, bunları açıklamak, ortaya koymak, nedenleri anlatmak ve takdiri kamuoyuna bırakmak samimiyet ve şeffaflık için önemli, o da yok.
Seçim öncesinde ve CTP-DP hükümet programında en çok konuşulan vaat edilenlerin başında gelen noktalar şunlardı;

“Siyasal partilerin gelir ve giderlerinin Sayıştay’ın yardımıyla Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesini sağlayacak yasal düzenleme altı ay içinde yapılacaktır.
Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın altı ay içerisinde değiştirilmesi ve KKTC’nin tek seçim bölgesi olarak kabul edilmesi sağlanacaktır.
Siyasal Partiler Yasası değiştirilerek, partilerinden istifa eden Milletvekillerinin bir sonraki seçime kadar bağımsız kalması, Bakan, Komite Başkanı olmasının ve yeni parti kurarak hükümete girmesinin engellenmesi sağlanacaktır.”
Hükümet programında, üstelik zaman tanımlaması da yapılarak yer verilmiş bu icraat planlamaları sadece yazı da kaldı.
Sebepleri anlatılmadıkça, yükü ve ağırlığı bugün için bitmiş olan bu hükümetin üzerinde kalacak.
Engelleyen CTP mi, yoksa DP kanadı mı?
Yeni hükümet oluşumu, yeniden CTP-DP olursa, bu defa bunları hayata geçirecek motivasyon var mı?

Anlatılmalı, ki toplum bunları engelleyenleri ayırabilsin, ayıklayabilsin.
Toplumsal vicdanı yaralayan meseleler, siyasetin, siyasi partilerin bir araç olarak kullanılarak kişisel çıkar ve makama ulaşma yolunda kullanılması durumu.
Bunlar bizim siyasi kültürümüzde olası, normal, demokratik ve verilmiş bir hak olarak görülüyor.
Bunlar zorla, yasayla, yasaklarla düzenlenmemeli aslında, kendiliğinden, sorumluluk bilinciyle, devlet adamlılığı adabıyla kendiliğinden yerleşmeli siyasi kültüre.
Milletvekilliğinin meslek olmadığı, vekilliğe gelenlerin diğer mesleklerine ara vermeleri gerektiği, kendileri için değil, devlet hizmeti için bu göreve getirildikleri, belli dönemlerle bu görevin sınırlandırılacağı, hepsi kültür olamıyorsa, zorla olmalı.
Seçim vaatlerinden, hükümet programına uzanan beklentiler, ağır aksak Meclis Genel Kuruluna geliyor.

Mecliste bugün;
1975 yılından buyana yürürlükte olan “Siyasi Partiler Yasası” için değişiklikler öngören yasa önerisi görüşülecek.
Birçok vekil çok emek verdi, ilgili komite çok iyi çalıştı, ortaya bir ürün çıkardı, önemli değişimler çıkacak ortaya;
Milletvekilliği transferinin engellenmesi, siyasi partilerde eş başkanlık uygulaması, %30 cinsiyet kotası, siyasi partilere Sayıştay denetlemesi, kesin hesapları süresi içinde Yüksek Mahkemeye vermeyenlere 5 yıla kadar hapis cezası, öne çıkan başlıklar bunlar.
Siyasi sisteme bir disiplin ve otorite getirecek anlayışlar sadece yasalarla olmaz, olmamalı.
Bu kültür yerleşmeli, devletin, kamunun imkanları, babanın malı gibi değil, toplumun alın teri gibi sahiplenilip yine o sorumlulukla korunmalı ve adaletli olarak herkese bölünmeli.
Bu haber 541 defa okunmuştur

:

:

:

: