“Resesyondayız”

Ha geldi, ha gelmedi, açıklandı, açıklanacak derken, sonunda beklenen kara haber resmen açıklandı..
Ha geldi, ha gelmedi, açıklandı, açıklanacak derken, sonunda beklenen kara haber resmen açıklandı..
Aylardır Amerika’dan çıkıp, okyanuslar aşıp İngiltere’ye, Almanya’ya, Uzak Doğu’ya uzanan “küresel ekonomik kriz”in , yaşadığımız Britanya adasını, “resesyon”a soktuğu Cuma günü, dosta düşmana ilan edildi..
“Recession”ın dilimizdeki karşılığı, “durgunluk, ticari faaliyetlerin azaldığı dönem, gerileme”..
Kısacası yıllardır düzene sokulamayan finansal, ekonomik durumların, bir yerde pes etmesi..
Dükkanlara, mağazalara kilit vurulması, binlerce, onbinlerce insanın işsiz kalması..
Bankaların iflasın eşiğinden milyarlarca sterlinle kurtarılma planları dönemi..
Onbinlerce ev sahibinin, evlerine haciz gelmesi, borçlarını ödemeyenlerin de evlerini kaybetme korkusuyla güne başlaması..
Yani, felaket senaryosu.. Ekonomik katostrofi..
Evet, aylardır bankaları kurtarma planları, iflasın eşiğine gelen dev kurumların devletleştirilmesi.. Bunlar yetmedi, yeniden kurtarma planları.
Merkez Bankası’nın, tarihindeki en düşük faizi , yüzde 2,5’u uygulaması..
Nereye kadar gidecek derken, Cuma günü Britanya’nın Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ardından “recession”a girdiği resmi ağızlardan duyuruldu..
Bir zamanlar dünyanın en ağır devletleri, en zengin ülkeleri, şimdi batık durumda.. Borç içinde.. Halkı fakirlik içinde.. Kim derdi koskoca ABD, Avrupa’nın güçlü devleti Almanya , hele hele İngiltere bu günlere düşecek..
Bir zamanların üzerinde güneş batmayan imparatorluğunda, şimdi güneş hiç doğmuyor..
Nereye baksanız, neyi duysanız karamsarlık, umutsuzluk..
The Economist dergisinin bu haftaki kapağında bir kasa resmi bulunuyor..
Dünyanın en saygın ekonomi dergisi, dünyadaki bankalarla , finans kurumlarının geleceğiyle ilgili 14 sayfalık özel rapor yayınladı son sayısında..
Kapaktaki resimde, kapağı açık bir çelik kasa.. İçinde para , mara yok..
İçinde , üzerinde “ Toxic” yani “Zehir” yazılı bir şişe , etiketinin üzerinde bir kuru kafa ve tehlike işareti..
Bankaların kasası boşalmış, içleri “toxic” denilen borçla dolu..
Zaten, İngiliz basınının bankaların borçlarına taktıkları ad da “ zehirli borç”..
Daha Hükümetin birkaç ay önce bankaları kurtarmak için verdiği 37 milyar sterlin buhar oldu.. Dişin kovuğunda kaldı..
Mortgage’lar için acilen 100 milyar, bankaların kredi borçları için ise 250 milyar sterline ihtiyaç var..
Milyon değil, milyar sterlinden bahsediyoruz..
Tahminlere göre Britanya’daki hemen hemen tüm banka, finans kurumları , Devletten aldığı kredilerle “Devletleşecek” sonunda..
Bunun da faturasının vergi yükümlülerine bineceği ve bir trilyon sterlini (evet yanlış okumadınız bir trilyon sterlin) bulacağı tahmin ediliyor..
Artık kimsenin milyarları falan takip ettiği yok..
Londra’dan tutun, İskoçya’ya, Galler’den tutun sahil kentlerine birçok alışveriş sokağında kapanan işyerlerinin sayısı çığ gibi büyüyor..
Cuma günü açıklanan ekonomik verilere göre İngiliz ekonomisi 28 yıldır ilk kez böylesine gerileme yaşıyor.. Ekonomik küçülme son 3 ayda yüzde 1,5 düştü.. Ülkedeki işsizlerin resmi sayısı 2 milyona yakın.. Kayıtsızlarla ise bu rakamın 3 milyonu bulduğu tahmin ediliyor.
Bankacılık, sigorta, hizmet sektörüyle ayakta duran, bu alanda dünyanın önde gelen ülkelerinden Britanya, ne yazık ki Amerika’daki “mortgage” krizinden en fazla ve en kötü etkilenen ülke oldu..
Başbakan Gordon Brown, krizden ilk çıkma politikasında, başarılı bulunsa da ibre kısa zamanda aleyhine dönmeye başladı..
Brown, ABD’deki mortgage kriziyle başlayan küresel krizi, ülkesindeki darboğazın sorumlusu tutuyor.. Ancak ana muhalefet Partisi Lideri Muhafazakar parti lideri David Cameron, bu konuda doğrudan başbakanı suçluyor.. Onun ve kabinesinin başarısız para politikasını, ülkenin geldiği son durumdan sorumlu tutuyor. Cameron, ülkenin son ekonomik gerilemesi nedeniyle yakında Britanya’da, “paranın “ da tükeneceğinden korkuyor.. Bu endişesini de açıkca dile getiriyor..
IMF’e muhtaç olacaklarını öne sürüyor..
Evet, İngiltere’de 2007 sonlarından itibaren yaşanan ekonomik olumsuzluklar, sonunda resesyona kadar dayandı..
Ülkenin her tarafından, her iş kolundan tatsız haberler, felaket senaryoları geliyor..
Northern Rock krizi, ardından Royal Bank of Scotland..Izlanda’nın iflası ve buna bağlı çok sayıda İngiliz yerel yönetiminin milyarlarca sterlininin oradaki bankalarda batması..
Dev , geleneksel , asırlık firmaların domino gibi birbiri ardına yıkılması, batması, kapanması..
Tahminlere göre her 10 dakikada, bir ailenin evine haciz geliyor Britanya adasında..İşsizler ordusuna, evsizler de katılıyor..
Ekonomistlere göre 2009, geçen yılları aratacak kadar çetin geçecek.. 2010 ondan da beter..
Krizden çıkış için “mucize” bir reçete, ilaç yok..
Herkes, her ev, her aile ayağını yorganına göre uzatmak mecburiyetinde.. Kredi kartları artık yırtılıp atılıyor.. Kredi kartı firmaları, inanmayacaksınız ama, 15- 20 sterlinlik borç için sabahın köründe sizi arayıp, ne zaman ödeyeceğinizi soruyorlar..
Bir gün bile gecikseniz, 15 sterline yakın geç ödeme cezasını hemen borcunuzun üzerine koyuyorlar.. Kredi veren firmalar bile , borçlarını haciz firmalarına çok düşük değerine satmış durumda.. Onlar uğraşacağına, sırf insanların evine gidip, evlerini- barklarını sudan ucuz fiyata haciz etme işiyle meşgul iri-yarı , ızbandıt gibi adamlar, kapı kapı dolaşıp, borç topluyorlar..
Londra caddelerinin eski bildik, tanıdık siması değişmeye çoktan başladı bile..
Kapanan dev mağazalar.. Satılık, kiralık tabelalar her yerde..Unutmadan yazalım, “Sale” yani ucuzluk, artık günlük halde.. Geleneksel Ocak ve Temmuz ucuzluklarını unutun.. Heryerde, her zaman “Sale” var..
Britanya’da en geç seneye genel seçim var.. 1997’den beri iktidarda bulunan İşçi Partisi Hükümeti, ekonomiyi rayına sokarsa ne ala..
Yoksa, seçimlerin akıbeti de ona göre belirlenir..
Bu haber 139 defa okunmuştur

:

:

:

: