Kıbrıs'ın acı limonları

Lawrence Durrell’in adını ilk kez, on dört- on beş yıl önce Alman arkadaşım Anke’den duymuştum.
Lawrence Durrell’in adını ilk kez, on dört- on beş yıl önce Alman arkadaşım Anke’den duymuştum. Onunla Kıbrıs gezilerimizin birinde Bellapais’i gezerken “ Burada Durrell’in evi olacak, bulabilir miyiz?” deyince, kahvelerin orada birine sormuştuk. “Şu yolu yukarıya doğru, hiç sapmadan gidin, solda köşe başındadır.” Cevabını alır almaz yürümüştük. Hayli dik bir yokuş ama ancak iki yüz metre sonra, kocaman kapısının üzerinde ünlü yazarın adı ve yaşadığı tarih yazılı bir levha bulunan, iki katlı ve beyaz boyalı evi görmüştük.
Aradan o kadar uzun zaman geçti ki... Ben yıllardan sonra, geçenlerde bu kitapla karşılaştım. Okumaya başladım. Üç-dört gündür elimde... Son sayfalardayım. Beni büyüledi gerçekten. Nedenini anlatmalıyım size.
Bir yazar düşünün, 1952- 1956 yılları arasında Kıbrıs’ta yaşamış bir İngiliz... Olabildiğince tarafsız anlatmış yaşadıklarını... Aslında hangi ulustan olduğu bence hiç önemli değil... Neden mi? Benim ülkeme, topraklarıma ve insanıma değer vermiş. Girne Limanını, sokakları, en önemlisi de özellikle Bellapais’i ( O sık sık Bellapix /Barış Manastırı, diyor.) o kadar inanılmaz biçimde anlatıyor ki! Daha kitabın yarısındayken, geceden kararımı verip ertesi sabah Bellapais’e doğru yola çıkıyorum. Hava da inanılmaz güzel! Bahardan kalma günlerden biri sanki... Masmavi gökyüzü ve pırıl pırıl bir güneş... Kıvrıla büküle yol alırken Beşparmaklar’ın tepesindeki bembeyaz pamuk yığınlarını hayran hayran seyrediyorum.
Nihayet köye giriyorum. Arabamı Kilisenin park yerine bırakıp korkuluklara dayanarak önce Girne’ye neredeyse kuşbakışı bakıyorum. Yazarın anlattığı kiraz, zeytin ve badem ağaçları yerine, beton yığını evler görüyorum. Kahvelerin önünde “ Tembel Ağacı” nı arıyorum ama çınar mı, karabiber ağacı mı yoksa Kıbrıs akasyası mı, anlamıyorum. Belki de cümbez ağacıydı...
Sanki, o günlere ait bir şeyler bulurum ümidiyle etrafıma bakınıyorum ama burası o yıllarda Rum yerleşim yeri olduğundan beni aydınlatacak kimseyi bulmam mümkün görünmüyor. Düşünüyorum da 1975 yılından bu yana bile ne kadar çok şey değişti. Şurada, Abbey House adında bir lokanta vardı. Bina hala yerinde ama lokanta kapalı... O yıllarda bu kadar bina yoktu zaten. Daracık sokağı bulmam hiç zor olmuyor. Kıvrılarak uzayan yolun yarısında, solda bir bakkal dükkanının kapısından başımı uzatıp doğru yolda olduğumdan emin olmak için soruyorum. Evet, evet ev, az ilerde... Dükkanda, alışveriş yapan yabancı kadın, merakla bana bakıyor. Bir Türk, bir İngiliz yazarın evini soruyor diye şaşkın... Issız denecek kadar sessizlikte yürüyorum. Evet, işte geldim. Ev, sarıya boyanmış. Başka bir evin önünde işçiler var. Evi görebilme ihtimalini araştırıyorum. Yazları, evin sahibinin misafirleri gelirmiş ama şimdi kimseler yokmuş. Eve bakan birisi de Ozanköy’de kalıyormuş.
Fotoğraflar çekiyorum. Yüksek duvarların ardında kalan evi, hayal etmeye çalışıyorum. Benim için çok zor değil. Yine de içerisini dolaşmayı, yazarın hayalimdeki eşyalarıyla çalışma odasını, önünde dinlendiği ve düşündüğü şöminesini görmek isterdim doğrusu...
Düşünün... Siz yazacaksınız... Yıllar sonra, yazdıklarınızı okuyan bir meraklı, yaşadığınız yerlerin ve anlattıklarınızın izini sürecek... Yazmak, okumak ve üretmek, yazar olmak böyle bir şey işte...
Okurken, okuduklarınızın içinde kaybolabilmek... Etkilenmek... Yazar kadar, kitabın çevirisine emek veren Ülker İnce’yi de gönülden kutlamak gerek. Çeviri yapanı pek de önemsemeyiz ama onlara da çok iş düşüyor. Kitaptaki doğa betimlemeleri inanılmaz güzel çevrilmiş. Dil de ancak bu kadar özenli olabilir.
Kitabı okurken bir yığın soru ile boğuşuyorum. İnsanın insana verdiği mutsuzluğu, acıyı, savaşları neden bir kenara koyamıyoruz... Ortadoğu yine kan gölü... Dostluklar çekişmelerle nasıl yok edilir? Peki,kiraz ağaçlarına ne oldu? Neden tükendiler? Tembel Ağacı hangi ağaç?
ACI LİMONLAR
Acı limonlar adasında / Ayın serin ateşleri ışık saçar /Meyvenin koyu yuvarlarından
En iyisi gerisini anlatmamaktır/ Güzellik, karanlık, şiddet/ Bırakmalı saklasın onları deniz hemşireleri...
Lawrence Durrell
Lütfen kitabı okuyun... Bunlar da kitaptan bazı dizeler...
Bu haber 221 defa okunmuştur

:

:

:

: