Federe Devlet egemenlik sembolü mü ?

Devlet şayet milli bağımsızlığı varsa kudretli olur.
Devlet şayet milli bağımsızlığı varsa kudretli olur. Kişilik sahibi olmak egemenliğin mevcudiyeti ile mümkündür. Bugün siz yaşadığınız topraklarda devlet unsurunu görmezden gelerek adım atarsanız, yarın oturduğunuz evin sahibi değil, o evin köşesinde bir odanın kiracısı olursunuz. Son günlerde mülkiyet konusunda pek çok tartışmalar yapılmaktadır. Kıbrıs meselesinin belki de en grift konularından biri olan mülkiyet meselesi, Rumların adada bulunan 1974 sonrası Türk nüfusun geri gönderilmesi talebi gündeme düştüğünde henüz öne çıkan bir konu değildi. Şimdi toprak ve mülkiyet konusu gündemde. Rumların evvelden Girne, Karpaz, Güzelyurt,Maraş gibi alanları geri almadan, Kıbrıs Türkünü dar alana hapsetmediği bir anlaşmayı arzulamadıkları hep bilinen hadiseydi. Hatta hatırlatacak olursak halen kuzeyin yerleşim bölgeleri adına kendilerini Belediye Başkanı yada Milletvekili seçmeleri bunun en somut göstergelerinden biri.

Sahi ne diyorlar, 11 Şubat 2014 mutabakatına sadık kalarak ilerlemek istiyoruz. Anastasiades ve Eroğlu bu metne imza koyduklarında Rum tarafının siyasileri çoğunlukta karşı durdular.AKEL ise buna ihtiyatlı destek verdiğini açıkladı.DİSİ tam destekledi. EDEK,Vatandaşlar İttifakı,EDON gibi partiler şiddetle karşı çıktılar. Bunun Hellenizm ruhuna aykırılığından bahsettiler.. Bizde ise sağ tabanda Senelerce tek egemenlik,tek kimlik,tek temsiliyet olmaz diyen kesim adeta susmuş ve Rumun bu taleplerine onay vermeyi açık açık kabul etmişti. Değişen Rumlar değildi, siyasette ve her alanda değişen biz Türklerdik!

Denktaş-Kiprianu ve Denktaş-Makarios görüşmelerinde federalizm olgusu kabul gördüğünde henüz KKTC Devleti ilan edilmemişti. Ne üzücüdür ki KKTC Devletinin ilanının gerekçelerini çok çabuk unuttuk…Tabi bunu gerçekleştirirken bile KKTC anayasasının giriş bölümünde ileride federal bir çözüme girebileceğimiz ifade edilmişti. Bir tarafta dünyaya self-determinasyon ilkesi bağlamında ilan ettiğimiz özgürlük diğer tarafta federal bir çözüm istenci…Tezatlıklar ta baştan başladı. Tıpki geçmite Ya Taksim Ya Ölüm sloganlarının atıldığı süreçten toplumlararası görüşmeler sürecine oradan da Doruk Antlaşmaları ve sonrasında yaşadığımız dönüşümler gibi…Oysa Rumlar geçmişten beri öne sürdükleri Hellenizm ruhu temelinde tek egemenlik olgusu hiç değişmedi. Kıbrıs Türkleri onların gözünde hep “azınlık” oldu. Bunun için 13 maddelik Makarios önerileri sunulmamış mıydı? Rum’un politikasında mı değişim var yoksa Türklerde mi?

Tüm bu çetrefilli süreç bağlamında yeniden federalizm olgusuna bakmak gerektiği kanaatindeyim.
Federalizmde politik teorinin en ünlü savunucularından biri olarak belirtilen William H.Riker federalizmi ulusal liderler ile yerel liderler arasındaki pazarlığın ürünü olarak değerlendirir. Hakikaten de BM çatısı altında gerçekleştirilen görüşmelerde dahi BM’nin yetkililerinin protokol esaslarında ortada durması ve her zaman sağında GKRY liderinin ,solunda ise KKTC Cumhurbaşkanının bulunması bu hiyerarşinin devamı olarak görülür. Gerçekleştirilen müzakere süreci temaslarında beden dilinde BM otoritelerinin GKRY liderine daha samimi tokalaşma gerçekleştirdiği gözlemlenirken, KKTC yetkililerine daha mesafeli davranıldığı görülmektedir. Tüm bunların ötesinde, Riker, federalizmi iki grup siyasi lider arasındaki pazarlık ürünü değerlendirirken, birinci grup, daha geniş toprak parçasını denetim altında tutmak isteyen liderlerden oluştuğunu belirtir. Bunun için bölgesel lider ile anlaşma istenir. Bu anlaşma istenci topraklarını genişletme koşuluna bağlıdır.

Bugün Kıbrıs konusunda üniter devlet modelini daha çok öne çıkaran merkezi yönetimin güçlü olmasının arzu edildiği bir durum söz konusu olduğu görülmektedir. GKRY’nin bu yönde evvelden beri ortaya koyduğu argümanları bu durumun berraklığını ortaya koymaktadır. Nitekim federalizmde üniter devlet yapısında oluşturucu devletlerin sadece kültürel konularda merkezden bağımsız hareket etmesi bunun en somut göstergesidir. Tabiî ki tüm bunların yanında Federe birimler uluslar arası hukukta uluslararası kişilik sahibi olmazlar. Uluslararası kişilik sahibi olan sadece egemenliğin devredildiği federal devlettir. Bu konuda egemenlik kavramının federal devlet ile federe yönetimlerde nasıl olduğu ortaya konması gerekmektedir. Başka bir yazıda bu konu ele alınacaktır. Şu durumda ,
neden bazı Kıbrıs Türkleri içerisinde federalizme umutla bakılmaktadır? Cevap izolasyonlar altında bulunan topraklarda birleşmenin ekonomik avantaj sağlayacağı ümidi taşıyanların olduğu kanısıdır. Oysa Rumların eşitlik temelinde federal oluşumu ret etme eğilimleri ise milliyet farklılığı ve egemenlik paylaşımından duyulan rahatsızlık yatmakta olduğu anlaşılmaktadır. Gerçi geçmişte Batı Trakya Türklüğüne Lozan’da verilen hakların, Yunanistan tarafından tek yanlı ortadan kaldırılması ve buna batının sessiz kalması yarın olası bir anlaşma halinde Rumların “çoğunluk” olarak bu durumun tekerrürünü Kıbrıs’ta uygulamaya sokmayacağını kimse garanti edemez. Bunun için pek dikkatli olmalı ve federalizm olgusu denilen bu oluşumda yüzeysel tabirlere kanmaktansa,derinlemesine ne manada kabul gördüklerine bakmakta fayda vardır. Zira federe devleti ayrı egemen Devlet varlığı olarak vatandaşa yutturmak ve iki egemen devletin birleşimi olarak lanse etmek hiçbir vicdan muhasebesi ile uyuşmaz…!!!
Bu haber 456 defa okunmuştur
  • ma ne hukukundan bahsederler ama Krm Ayhn   - 10.08.2015 Uluslararası hukuk değil REAL POLİTİKA geçerli halen ve Devletler kendi çıkarları için hareket etmeye devam ediyorlar. Öyle olmasaydı Kıbrs Türk toplumuna verilen sözleri tutarlardı.
  • Hasan Mehmet Lefke ince  NY - 09.08.2015 Iste konu dondu dolasti yine senin okumadigini baskalari neden okusun. Uluslar arasi kararlari gore her ulke``nin sinirlari malum ama son 15-20 yilda onlarca yeni devletcikler uluslararasi kanunlarca belirlenmis sinirlardan vaz gecip kendi hukumranliklarini ilan ettiler ve sahip ciktilar cikarlar. Dunyada adet yerini bulsun deyi tamam der cunku adamlar ayri yasamk isterler.
  • Ben Tanısam ne olur? Sen tanısan ne olur? Hasan Mehmet  Lefke - 09.08.2015 İnce NY``den sormuş. -Senin tanımadığını, tanımak istemediğini başkası neden tanısın? -Ben tanısam ne olur, sen tanısan ne olur. -Uluslararası kararlar varken, benim senin esamemiz okunmaz. -Okunmuyor da.
  • HASAN MEHMET LEFKE ince  NY - 08.08.2015 Senin tanimadigini tanimak istemedigini baskasi neden tanisin ki?
  • KİM TANIR? HASAN MEHMET  LEFKE - 08.08.2015 -Öyle bir devlet düşünün ki, -Kurulması için milletvekilleri ölümle tehdit edilerek ve federasyona açık kapı bırakılarak kurulmak zorunda kalındı. -Parası yok. -Sınırları belli değil. -Vatandaş olarak gösterdikleri kişiler bu devletin değil de, geldikleri devletin pasaportunu taşımakta, -Cumhurbaşkanı, Başbakanı bu devlete inanmamakta, -Kendisini tek tanıyan ülke cumhurbaşkanı ve başbakanı da bu devlete inanmamakta, -Kendisini tanıyan tek ülke ile bile spor müsabakası ve diğer uluslararası etkinliklerde bulunulmamakta, -Var, ama yok bir devlet... -Bu devlete kim inanır? -Kosova mı? -Yoksa Kuzey Irak Kürt yönetimi mi? -Al pasaportunu da git bakalım.

:

:

:

: