Bağımsızlığın ve egemenliğin noktalandığı gün

Bu gün, 14 Ağustos.

Bu gün, 14 Ağustos.
Barış Harekatının, ikinci aşaması.
Bazı çevrelerin benimsemediği, bu “BARIŞ “ sözcüğü her şeye rağmen, adamıza, gerçek barışı getirdi.
Niye, Barış Harekatının, bu ikinci aşamasına, gerek duyuldu?
Harekattan sonra, taraflar arasında yapılan ateş kes anlaşması ile
birlikte. Cenevre’de taraflar arasında yapılan konferans da, Kıbrıs’ın garantör ülkeleri, Türkiye, İngiltere, Yunanistan. Kıbrıs Türklerini temsilen Denktaş, Kıbrıs Rumlarını temsilen de Klerides bulundu.
ABD ile SSCB de, gözlemci olarak katıldı.
Varılan anlaşmaya, göre:
Adada iki ayrı idarenin varlığı kabul edildi. Kıbrıs Rumları ve Türk birlikleri arasında, BM Barış Gücünün, bir güvenlik bölgesi oluşturması kabul edildi. Rumlar, işgal ettikleri Türk bölgelerinden çekilecektir. Karma köylerin güvenliği, BM Barış Gücü tarafından sağlanacaktır.
Konferansta alınan bu kararlar karşısında, Rum ve Yunan tarafı, bu anlaşma hükümlerini yerine getirmemiş. Türk bölgeleri Rum ve Yunan birlikleri tarafından boşaltılmamış, karma bölgelerin idaresi ise BM’e verilmemişti.
Bu şartlar altında, anlaşma hükümlerinin yerine getirilmemesi nedeni ile Barış Harekatının, ikinci aşamasına geçilerek. KKTC’nin bu günkü sınırları çizilmiş oldu.
İkinci aşaması ile Barış Harekatı. Güneyden kuzeye, Türk göçünün de başlamasına, neden oldu.
Cenevre Anlaşmasından sonra, Kıbrıs Türk Halkının ayrı bir idareye sahip olduğu. 1975 ‘ Viyana’da yapılan , Göç anlaşması ile de
Perçinlenmiş oldu.
Bu Anlaşmaya göre, Kuzeyde Türkler. Güneyde de Rumlar, iskan edilerek. İki bölgeliliğin, temelleri atılmış oldu.
Anlaşmada, zamanın BM GS de gözlemci olarak bulunmuş ve anlaşmaya imza atmıştır.
1977 ‘ de, Denktaş - Makarios arasında yapılan Doruk Anlaşmasında ise, Kıbrıs’ta bulunacak yeni bir siyasal yapı olarak ”İki Bölgeli, İki Toplumlu bir Federasyonun “ temelleri atılmış oldu.
Gelinen bu aşamada, tüm tarafların da kabul ettiği bu anlaşmanın, sulandırılması için, karşı tarafta da bizde de bazı faaliyetlerin olduğu gözlenmektedir.
Bunun en başta geleni, mülkiyet konusunda olmaktadır.
Mülkiyet Hakkının, bireysel olarak tanınması, 77 – 79 Doruk Anlaşmalarının, bir anlamda sulandırılmasına yönelik değil midir?
İki Bölgelilik ve İki Toplumluluğu BM GK, 750 sayılı kararında da teyit ederek, şu ifadelere yer vermiştir:
3 kez yaşanmış, büyük göçler sonucu. Kuzey Kıbrıs’ta oluşmuş sosyoekonomik dokuyu ve bunun insani boyutlarını, göz önünde tutarak. 1974 ‘ ten sonra oluşan, sosyoekonomik dokunun korunmasının, kaçınılmaz olduğunu görmüş ve sorunun çözümünde. Kendi Kurucu Devletlerinde, mülkiyet çoğunluğunun, Kıbrıslı Türklerde olması gerektiğini, 750 sayılı kararının içeriğine almıştır.
Bu karar ortada dururken, Avrupa Hukuku safsatasının ortaya atılması ve Türk tarafının da, bunu ciddiye alarak, üzerinde durması.
Düşündürücü, olsa gerek.
Kıbrıs, bir siyasal sorun mudur?
Yoksa hukuki bir sorun mudur?
Önce buna karar, vermeliyiz.
Bu haber 2803 defa okunmuştur

:

:

:

: