Yaşamdan seçtiklerim…

GÜLÜMSEYİN... Her gün, her saat, her dakika, solunan her an…
GÜLÜMSEYİN...
Her gün, her saat, her dakika, solunan her an…
Yaşamın kalbi atıyor demektir…
Onun tik taklarını duyuyorsanız, korkmayın ve hayata gülümseyin…
NE GÜZEL…
Yaşamın akışına izin verin... Sizi sarsın sarmalasın... Güzel şeyler getirin aklınıza... Neşeli şeyler... Sevgileri davet edin dünyanıza... Yaşamın ışıkları yıkasın yüreğinizi... GÜNÜNÜZ ÇOK GÜZEL OLSUN...
BEN – SEN

Ben
Bende seni
Ben gördüm…

Ben
sende beni
ben sandım…

oysa
sendeki ben
ben değilmişim…/ Ayşe TURAL


AYIRMAYIN...
Bahçemde uğraşırken hep hayatın içinde yol alır gibi hissederim kendimi... Doğanın kendisi tam bir yol haritası gibidir okuyana...
Saksısını fazla doldurmuş bir çiçeği ayırıp çoğaltmam gerekir mesela... Önce saksısını seçerim... Ondan ayıracaklarım için de daha küçük saksılar seçerim... Eklenecek toprağın kaliteli olması gerekir... Ama en önemlisi de ana saksıdan ayrılanların ana saksının dibinde bir süre bırakılmaları gerekir...
Neden mi?
Elbette yeni duruma alışabilmeleri için...
Anne babası ayrılan çocuklar da kesinlikle alıştıkları doğal ortamdan koparılmamalı...
Evleri, yatak odaları, yaşama biçimleri...
Eğer büyük farklılıklar olursa, yeni duruma alışma süreçleri daha uzun sürer...
Zaten hayatlarında kopan FIRTINALAR onları yeterince hırpalayacaktır... Bir de ortamlarını değiştirmek, onları daha da MUTSUZ , UMUTSUZ ve HUZURSUZ yapacaktır...
Kararlarınızı verirken kendi kaprislerinizi bir yana bırakın...
Onların ruhlarının DAHA AZ YARALANMASINA dikkat edin...
Ayrılıkların hiç olmaması dileklerimle...

YAŞAMA SORGULAMA
Önce çocukluğum gitti
Kayıp kente
Bİr kırlangıç kanadında
Kocaman açılmış çocuk gözlerimden...
Ardından
Beklemedi yeni yetmelik
İsyanları oynadı
Başkaldırısında dramlar...
Var-yoklar uzandı zamanlara
İçiçe geçti yalnızlıklar...
'Ben ben miyim? ..' ler sorgusunda
Yaşamın merdiveninde
Yaz çıkışları sıcacık...
İçimi ısıtır gülüşler
Yaşamın döngüsü kısır...
Gene de
Sırtımı dönemem yalnızlıklara...
İçimde hüzünleri oyar.
Yaprak dökümü olmasın ne olur! ...
Güz sonu yağmurları bunlar
Solan sararan bahçeler...
Kışı başlar yaşamın
Göçe hazırlanır alıcı kuşlar...
Göz pınarlarım kurur ağlamaktan
Bırakıp gidemem yalnızlığımı...
Ayşe TURAL

HEY DELİKANLI BAKAR MISIN?
Sabahın erken saatleri... Genellikle altı buçuk gibi ayaktayımdır... Kahvaltı öncesi mutlaka elime bir meyve alıp bahçeye çıkarım. Ağaçlardan dökülen yaprak ve çiçekleri onlara teşekkür ede ede toplarım...
Ardından biraz çevreyi ıslatırım, serinlesin diye... Sulama işini akşamları yaparım. Sular, gece boyunca mutlu mutlu ağaçların dallarına, yapraklarına yürüsün diye...
Havuzun bakımından sorumlu genç geçiyor... Güvercinler çok kirletti, iyi temizlesin, diyorum. Başını sallıyor... İşi fazla uzun sürmez...
Hemen içeri girip buzdolabına bakıyorum. Hangi meyveler var diye... Siz bilmiyorsunuz tabi... Ben tam bir MEYVE CANAVARIYIM... Evimde bir şeyler eksik olabilir ama meyve ve dondurma asla bitmez...Durmadan yedeklerim çünkü...
Eveeet. Elma, armut, nektarin, karpuz ve kavun... erik dün bitti... Şeker kızım EKİN bana misafirliğe gelmişti, o çok seviyor...
Hemen elmaların en kocamanını alıp yıkıyorum... Islak ıslak peçeteye sarıyorum...
Hey, delikanlı bakar mısın? deyip elmayı uzatıyorum. Yüzü aydınlanıyor...Teşekkür ediyor, arabasına binip uzaklaşıyor.
Evime ister sucu, ister gazcı, ister tamirci gelsin; onlara bir şeyler ikram etmeye bayılırım. Sucunun küçük oğlu yanındaysa, minik bir cep harçlığı cebine konmuştur...
Elbette küçük şeyler...
Ama yüzümüzü gülümseten küçük şeyler...
Biz cömertliği ailemizden öğrendik...
Olmayanın payı her zaman ayrılırdı...
Kapıya gelen çevrilmezdi...
Eve gelen konuk, TOKUM dese de mutlaka önüne sofra konur, aileden birileri de tok bile olsa ona eşlik ederdi...
Paylaşmak, sizin olandan birazını vermek insana keyif veriyor aslında... ABLAM her zaman cimri birini gördüğünde ( üzüntüyle içini çeker ve...)
- ' Zavallı, VERME MUTLULUĞUNU öğrenememiş' der...
Siz siz olun, çocuklarınıza verme mutluluğunu öğretin...

ELLERİM
ah, bu ellerim...
gül işlerken sevdalara uyanır
uyanır da gökkuşaklarına boyanır...
bir düş sabahında
yırtılan denizi
kıyıya çeker balıkçılar
işte o zaman
ellerin ellerim olur...
ne zaman gökyüzünü boyamaya kalksam
benden önce
işe koyulur martılar...
zümrüt yeşilini
gözlerimden alıp
ellerimle boyarım ağaçları
ellerim ellerin olur...
Ayşe TURAL

KOKULARINDAN TANIRIZ..
Ah, biliyorum pek çok öğretmenin anılarında yüzlerce hatta binlerce öğrencisinden bir TUTAM ANI vardır...
Aslında öğretmenlerin en şanslı tarafı o binlercesinde bıraktıkları İZlerdir... Bizler tohumlarını attığımız çiçekleri, yıllar sonra KOKULARINDAN TANIRIZ...
Sanırım şimdi HASAT ZAMANI...
' Çikolataya çakulet dediğim zamanlarda benim için Türkçe öğrenmek, bir sınavda yüksek not almaktan ibaretti. Dünya bir lisanı gerektirecek kadar beni kendine çekmiyordu.
Ortaokul Türkçe öğretmenim Ayşe Tural Hanımefendi bir anne sıcaklığında güler yüzü ile Türkçe dünyaya beni ilk hazırlayanlardandır. Bu şiiri kendisine armağan ediyorum. Umarım 30 yıl sonra bu küçücük ve önemsiz şiirim kendisine layık olmasa da kabul edilir. Sevgilerimle...
Size Guney Lefkosa'daki bir internet yerinden Ingilizce klavye ile Turkce harfleri yazamadigim bir yazi yazdigim icin oncelikle ozur dilerim. Hayat okyanusunun kiyilariniza gonlunuzun guzelligince dokunuslar getirmesini dilerim.
Sizi her zaman cevresindekilerin mutlulugu ve sevgiyi yasamalari icin cabalayan bir ogretmen ve kendi ile barisik bir insan bildim.
Yasadigimiz dunyadaki insanlarin olgunlasmis ve bilincli bireyler olarak sorumluluklarini bilen ama Sizin cocuk kalan ruhunuzun gercek sevgi oldugunu kavramis olarak yasamalarinin her saniyesinde mutlulugu doyurmalarini dilerken, benimle cocuk kalan ruhunuzun satirlarini paylastiginiz icin tesekkur ederim...'
ALİ ERDOĞAN ( TMK' dan öğrenciniz )
Bu güzel düşünceler için asıl ben teşekkür ederim...

BEKLEYİŞLER

Bekleyişler
Tüketir insanı
Aynı düşünceler
Durmadan oyar beynini
Yer, bitirir seni…

Ne olur
Bakışlarını başka tarafa çevir…
Bak, o zaman her şey
Nasıl da değişir…/ Ayşe Tural

SİZE NE ? DOĞRU BANA NE AMA...
Akşam trafiğindeyim... Saat yedi civarı...
Trafikte motosikletli gençler her zaman yüreğimi ağzıma getirir... Delice ve dikkatsiz sürüşleri ile hem yayalar hem de arabalarındaki sürücüler tedirgin olurlar.
Al işte, bir tanesi... Adeta sürünerek yanımdan geçiyor... Hay Allah, dememe kalmadan bakıyorum kaskını koluna takmış, gidiyor delikanlı...
KASK adı verilen nesne kola takılmak için icat edilmemiştir delikanlı... Allah korusun biri sana şöyle bir değse ya da ani fren yapsan gittin... Bunun ötesi yok...
İlerde ışıklarda durmak zorunda kalıyor, kamyonu da geçemeyince, aynı hizada duruyoruz... Camı açıp sesleniyorum:
- Hey genç!
Bakınıyor, tekrar seslenince bana dönüyor, ne var der, gibi...
Kaskını işaret ediyorum...
- Sanırım onu başına takmalısın...
- Size ne ? İster başıma takarım, ister koluma...
- Ne yazık ki beni çok ilgilendiriyorsun... Keşke BANA NE diyebilseydim... Ben de bir ANNEyim...
Şaşkın... Ağzını açıyor... Sonra vazgeçiyor...
Yeşil ışık yanıyor... Gaza basıp uzaklaşıyor...
HEY GENÇ,
Sen beni çok ilgilendiriyorsun hem de çok...
Tekerlekli iskemleye mahkum olanların farkında değilsin sanırım...
Kimileri o kadar da şanslı değiller...
Gün geçmiyor ki gazetelerde böyle bir kaza haberi yayınlanmasın...
Bence trafik polisleri öncelikli olarak bu gençleri denetlemeli...
Yoksa trafik canavarı her an işbaşında...
Anneler, babalar!
Çocuğunuza motosiklet almadan önce çok iyi düşünün...
Oğlunuzun bu sorumluluğu alabilecek kapasitesi var mı bir bakın Allah aşkına...

UMUTTAN ÖTEYE
sen ve ben
umuttan öteye düş olmalıyız
izdüşümünde ayla dünyanın...
ayrı dünyalarız aslında ikimiz
düşlerim
saçlarında yoruldu.
düştü....
kırıldı...
dağıldı...
günlük çiçekleri yaksam
faydasız...
dilekler mum kokusunda...
kalan umut olmasa
dağılacak zaman yok
tanıdık gülüşlere
sevinecek yüzüm yok...
Ayşe TURAL

ÇOCUK KALAN RUHUMU ÇOOOOK SEVİYORUM...
Bizim çocukluğumuzda seyyar satıcılar çubuğun ucunda şekerler satardı... Horoz şekeri derdik ama deve şeklinde fil şeklinde olanları vardı. Ben kırmızı renkli horoz şekerine bayılırdım. Develer sarı olurdu, sarı rengi hala sevmem...
Horozun ibiğinden başlardım yemeye... Çıtırı çıtır dişlerimin arasında ezilen şekerin sesi kulaklarımda, tadı da damağımda... O çocuk ruhumu hala avuçlarımın arasında sıkı sıkı tutuyorum...
Günüme düşen her haber, her merhaba beni kolayca mutlu eder. Mesela tv. programıma konuk almak istediğim sevgili arkadaşım Altay Burağan, mazeretini şöyle anlatmış:
' Ayşe hocanım merhabalar...
Biz iyiyiz .Inşallah sizde iyisiniz. Çok üzgünüm ki 14 Agustos-23 Agustos arası sizin bir kitabınızda okuduğum ve çok beğendiğinizi yazmış olduğunuz Cenova,Nice,Monako ,Marsilya ve son olarak Barselona turuna çıkıyoruz.
Çok üzgünüm, yine bir araya gelemedik. Insallah dönünce öyle bir imkan bulup güzel bir program yaparız.
En içten dileklerimi sunuyorum. / Altay Burağan.'
Bir sevindim bir sevindim ki anlatamam...
2005 yılında basılan 6. kitabım İYİ Kİ VARSINIZ'da yer alan dört bölümlük bir gezi yazısıydı o...
Oğlum Barçın, Aix en Provence'de görevliydi. Yıl 2001... Ben de iki hafta kadar yanında kalmıştım. Rüya gibi bir tatil olmuştu... Güney Fransa ve İtalya'yı görme fırsatı bulmuştum. En önemlisi oğlumla baş başa tatil yapmıştık gönlümüzce...
Bana o günleri hatırlama fırsatı verdiği için Altay Beye teşekkürler...
Ardından TMK öğrencilerimden ALİ ERDOĞAN'ın mesajını ve şiirini aldım...
Ne kadar mutluyum bilemezsiniz...
Hani ayaklarım yere basmıyor derler ya ...

Aynen öyle...
Yüreğinizin ÇOCUK SEVİNÇLERİNİ unutmasına izin vermeyin lütfen...
Sevgiyle...
HEPİNİZE MUTLU HAFTA SONLARI DİLİYORUM….
Bu haber 165 defa okunmuştur

:

:

:

: