Mal canın yongasıdır

Bugünlerde niye öyle dediklerini herhalde Kıbrıs’ta yaşayan, Kıbrıs gelişmelerini takip etmeye çalışan herkes bir kez daha anlamıştır…
Bugünlerde niye öyle dediklerini herhalde Kıbrıs’ta yaşayan, Kıbrıs gelişmelerini takip etmeye çalışan herkes bir kez daha anlamıştır… “Mal canın yongasıdır” da derler, “mal candan tatlıdır” da, hangisini isterseniz alın. Birisi başka bir şeyi, diğeri başka bir şeyi anlatmıyor bu terimler, ikisi birbirini tamlayan yapıdadırlar.

Evet, “Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?” diye de bir laf vardır ama kanmayın, ya diyenin çok malı vardır umurunda değildir olabilecek kaybı ya da sizi dolduruşa geçirip elinizdeki avucunuzdakini hiç edecektir, yolunu yapıyordur.

Bazı yazarlar saldırıyorlar malına sahip çıkmaya çalışan vatandaşa… Efendim ne imiş bu vatandaşlar aldıkları “ganimeti” bırakmak istemiyorlarmış, “ganimet kültürü devam etsin” istiyorlarmış.

Doğruyu konuşalım. Lafı uzatıp anlamsızlaştırmayalım. “Ganimet almadım, yemedim, benim ailemin hiçbir ferdi ganimetten faydalanmadı” diyen varsa beri gelsin. Az veya fazla, ganimet 1974’ün bir önemli yan unsuru olmuş ve 1974’e kadar hakları, çıkarları, hayatları hayasızca Rumlar tarafından sömürülen Kıbrıs Türk halkının “rehabilitasyonu” için kullanılmıştır. Yanlışlar, haksızlıklar elbette ki yapılmış, büyük hayal kırıklıkları yaşandığı gibi bir anda zenginleşenler de olmuştur.

Rum kesiminde küçücük bir kebap dükkanı olanların “ganimet” imkanlarıyla bir anda “beyefendi” statüsüne kavuştuğu gibi, güneyde bağı, bahçesi, hanı, hamamı olup da doğru dürüst “tazmin edilemeyen” yokluk içinde kederinden beyin kanamasından, kalp krizinden gidenler de olmuştur.

Üç-beş kuruşa toplanan mücahit, şehit çocuğu, eşi puanlarıyla kimler köşe olduğunu; bilhassa şehit çocuklarının, kimsesizlerin nasıl mağdur edildiğini bilmeyen var mı?

Ganimet kültürüymüş… Hadi canım sizde! Kendinize gelin ve bu halka haksızlık etmeyin.

1974’ün üzerinden kaç yıl geçti? 41 koca yıl.

41 yıl önce nereliydik, ne yapıyorduk, ne üretiyorduk, komşumuz kimdi falan filan bugün hepsi hikaye. Başarılı, başarısız yeni hayatlar kuruldu. Sadece göç edenler değil, göç etmeyenler de yeni hayatlar kurdu. Evler verildi, alındı, satıldı, tekrar satıldı. Tarlalar, bahçeler kaç kez el değiştirdi. Ne emekler verildi ne ağaçlar ekildi, ne bağlar, bahçeler kuruldu, bozuldu, tekrar kuruldu.

41 koca yıl, yeni bir hayat, yeni bir yaşam demektir.

41 yıl sonra, “barış için toprak” mantığıyla birileri KKTC toprağını Ruma peşkeş çekerek güya çözüme ulaşacak ise, yapılan çözüm değil, bir savaşın tohumunu ekmekten öteye gitmez, haberleri ola.

Butros Butros Gali dönemindeydi. Gali Fikirler Dizisi diye bir belge hazırlanmıştı. O belge hazırlanırken Türk tarafı 29+ demişti bir kez, o günden bu yana başına bela oldu o toprak oranı… Ama hiç görüşülmeyen, tartışılmayan bir harita da sızmıştı kamuoyuna o dönemde. Haritaya göre Yeşilırmak bölgesi Rum kesimine bırakılıyordu.

Bir sabah Cumhurbaşkanlığı avlusunda toplandı Yeşilırmaklılar. O zamanlar kapıda öyle polis falan yoktu, herkes rahatça “toplum lideri” Denktaş’a ulaşabilir, kocasını bile şikâyet edebilirdi.

Yeşilırmak muhtarı ve Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş çok iyi dost, arkadaştılar. Denktaş arada bir gider kahvesini içer sohbet ederlerdi. Muhtarın Akdeniz anemisi hastası oğlunun başını okşar, “mücadeleye devam” derdi…

Nereden mi biliyorum? Yeşilırmak’ta askerliğimi yaparken kendi gözlerimle şahit olmuştum muhabbetlerine.

Gürültü üzerine Denktaş dışarı çıktı, Yeşilırmaklıları ve muhtarı görünce “Dostlarım hoş geldiniz… Hayrola?” dedi. Muhtar lafı eveleyip gevelemeden söyleyiverdi:

“A Denktaş Bey, duyduk ki Yeşilırmak Rumlara verilecekmiş, haritalarda öytle gösteriliyormuş…”

Haritayı görüşmemekle birlikte varlığından haberdar olan ve sızdırılmasından büyük öfke duyan Denktaş alttan almadı. “Ne diyorsun Muhtar, bana güvenmiyor musunuz? Bu ne hal böyle?” dedi. Muhtar “Bilirsin be Denktaş, ben de bu köylüler de seni çok severiz… Ama bilesin diye söylüyorum eğer Yeşilırmak’ı verirsen Rum’a, aha şu bayrak direği var ya, önce seni çekeriz o bayrak direğine…”

Denktaş çok mutlu olmuştu… “Siz beni ipe çekecek kadar bu davayı savunuyor ve teslim olmuyor iseniz, değil ben kimse bir taşınızı bile veremez kimseye, rahat olun. Sizlerle gurur duyuyorum” dedi.

Şimdi aynı Yeşilırmak’lılar bağları, bahçeleri için mücadele ediyor. Yeşilırmak’a yol elbette ki gitmeli. Bölgenin ürünü daha rahat pazarlanabilmeli. Ama 10 lira ağaç başına tazminat ödenerek açılacak yol sadece bahçe katliamı olur, kesilen ağaç 10 lira ile ikame edilemez, yerine yenisi asla ekilemez. Yeşilırmak’lıların bu haklı direnişini duyunca aklıma bunlar geldi, onları ne kadar özlediğimi hatırladım.

Sadece Yeşilırmak halkı değil, Kıbrıs’ın her yerinde Kıbrıs Türkü zor şartlarda kurduğu hiç de kolay olmayan hayatların idamesi mücadelesini vermektedir. Evet “Can maldan tatlıdır” ama “mal da canın yongasıdır.”
Bu haber 354 defa okunmuştur
  • anlaşmanın ardında bir ayrışma vardır... fısfıs  lefkoşa - 23.08.2015 anlaşma olsa bile huzur ve refah``ın kapımızda ne kadar duracağı muamma her şey 10 sene ,50 sene yolunda gidebilir avrupa birliği dağıla bilir yada yeni birlikler,yeni dünya düzeni bile kurulabilir yada aniden 63 olaylarına benzer hadiseler tekrar başlayabilir.gelecek nasıl bir dinamizme sahip olacağı belirsiz her şey düşünülerek hareket edilmeli ilerde ayrışmakta isteyebilir 2 toplumun gelecek nesilleri...yeterki türklerin içine kıbrıslı rumları sokmama konusunda gayret gösterelim.ilerde anlaşmazlık durumunda bunun getirisi artık ayrışmadır...bu ayrışma illa küslük,kavga getirmesi beklenmemelidir...şuanda gerek bireysel gerek toplumların toplumlara alması ve vermesi gereken haklar vardır....kıbrıs türk insanının toplumsal olarak rumlardan ve dünyadan alması gereken hakları vardır ve yine bireysel olarak kıbrıs türklerinin ve rumların alması gereken hakları vardır. kuzey kıbrıs``ı 100 sene daha araf da kalmaya mahkum etmeye kimsenin hakkı yoktur.
  • Ah su ganimet ince  NY - 22.08.2015 Adam gibi paylastirilaydi bakin siz bir tanesi anlasma olsun, beraber yasayalim dermiydi gozleri ile yeyenler haric.
  • Ganimet mi dedin? Hasan Mehmet  Lefke - 22.08.2015 Her K/Türkünün ganimet yediğini söylemek haddini aşmak değilse namuslu K/Türklere saygısızlıktır. Yine ganimet yemeği, Rumların K/Türklere yapılanların rehabilitasyonu saymağa ne demeli? Birileri ganimeti katmerli olarak götürürken, bunu K/Türklerine yapılanlar için mi yapıyormuş? Yeşilırmak`` lılar ganimet yemedi. Lefke``liler, Gaziverenli``ler, Elye``liler, Angolem``liler, Çamlıköy``lüler, Bağlıköy``lüler ganimet yemediler. Bu bölge Osmanlı zamanından beri Türk bölgesidir. Hatta CMC``nin ganimetini bile başka bölgelerden gelenler yedi. Bu bölgeler en dürüst bölgelerdir. Bu yüzden 41 yıldır bu bölgelere baştaki ganimete alışmış hükümetler tek bir çivi çakmadı. Ganimet kültürü hakkı olmayanı iç etme kültürüdür.

:

:

:

: