Bir Türk veya Rum’un başına bir şey gelirse ne olacak?

Süreç kritik ve hassas, herkes sorumlu, sağduyulu davranmalı, bilmediğini konuşup anlatmamalı.
Süreç kritik ve hassas, herkes sorumlu, sağduyulu davranmalı, bilmediğini konuşup anlatmamalı.
Dün, yani geçtiğimiz Pazar günü Alayköy de, 1974 öncesi burada yaşayan Rumların dini ayini vardı.
Otobüslerle, özel araçlarla, çok sayıda insan, Alayköy’e gelip ibadet etti, dini inanışlarını yerine getirdi.
Bazıları evlerin önünden geçti, resim çekti, yol içinde bazı Türklerle sohbet etti.
Araçlar içinde tanıdık olanlarda vardı.
KKTC polisi ve devlete ait “RHA” plakalı araçlar da buradaydı.
Sanırım yeni bir uygulama, sebebini tahmin etmek çok da zor değil.
Nasıl oldu, nerede oldu, tam olarak ne yaşandı bilemiyorum.
Fakat son zamanlarda, ortaya çıkan, söylenen, Rumların gelip, evlerinde yaşayan Türkleri rahatsız ettikleri söylemleri, bu önlemlerin alınmasını sağlamış olmalı.
Doğru bir karar, herhangi bir tatsızlığa, olumsuzluğa fırsat vermemek, böyle bir olasılığı en başından önlemek, yapılmak isteneni güven içinde yaptırmak ve sona ermesini sağlamak.
Hiç olmazsa içinde bulunulan, bu kritik ve önemli süreçte, tedbir almak önemli.
Mülkiyet, Kıbrıs sorununun en önemli ayağı.
Bu konuda söylenecek her söz, her açıklama çok önemli.
Konunun halliyle ilgili yöntemin açıklanması bile birçok olumsuzluğu beraberinde getirdi, en önemlisi de bilgi kirliliği ve işin içinde olan, olmayan herkesin, herkesimin, yalan, yanlış birçok görüşü ortaya atmasına sebebiyet verdi.
Ciddi bir tedirginlik, kara propaganda ve algı yaratma operasyonu yaşanıyor, kulaktan dolma bilgilerle genelleme yapılıyor ve algı yaratılmaya çalışılıyor.
Bu durum Kıbrıs’ın her iki tarafı içinde geçerli.
Korkulacak bir şey var mı? Elbette yok, gerekli tedbirler alınır, uyarılar yapılırsa neden olsun.
Kaldı ki kuzeyde otorite bizsek, polis gücü, binlerce asker görevdeyse, neden korkulacak?
Bu sadece bir algı, birileri öyle istedi diye kimse yaşadığı yerden, hiçbir hakkı yokmuş gibi sokağa atılmayacak.
Bunu yapabilecek bir güç olmadığı gibi, bunu kabul edecek bir siyasi erkte yoktur.
Bu işin korkulacak tek bir tarafı var;
Bu söylemler, algı operasyonları, ya da bir tahrik sonucu amacına ulaşır ve Kıbrıs’ın kuzeyinde veya güneyinde, herhangi bir Türk veya Rum’un başına bir şey gelirse ne olacak?
Çözüm de, barış da, müzakereler de, bir daha dönüşü olmayan bir yola girer.
Bu işin altından kim kalkacak, bunun sorumluluğunu kim alabilir?
Süreç hassas ve dikkate, öneme, korunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç var, herkes ne söylediğine, ne yazdığına dikkat etmeli.
Geçtiğimiz Cuma gecesi ADA TV de “SÖZ SİZDE” programında konuklarımla ülke gündemini tartışıyorduk.
En önemli tartışma konusu tabi ki Kıbrıs konusundaki süreç.
Programın sonlarına doğru, Kumyalı’dan bir izleyici telefon bağlantısı ile programa katıldı.
Söyledikleri aynen şunlar;
“Ben 71 yaşındayım. 1974 yılından sonra Kumyalı’da, daha önce bir papaz’ın olan evde oturuyorum. Papaz evini görmeye geldi, misafirim oldu. Yanında gelen biri “bu ev papazındı” dedi. Bende “bir daha gelmeyin eve almam” diye sert konuştum. Papaz yine geldi. Ama o rahatsız edici hiçbir şey söylemedi. Yanında gelenleri de bir daha getirmedi. Evimde beş fişek var, ne yapayım on beş fişek daha mı layım?”
Yaşandı mı, yaşanmadı mı, bilmiyorum.
Fakat bu süreçte dikkatli ve sağduyulu olmanın gereğini bir kez daha üstüne basa basa ve altını kalın çizgilerle çize çize seslendirmek isterim.
Bu haber 715 defa okunmuştur

:

:

:

: