Cemile’nin yüklediği sorumluluk

Gördünüz mü bilemem… İnsan olanın gözlerinden yaş akmaması mümkün değil o fotoğrafı görünce.
Gördünüz mü bilemem… İnsan olanın gözlerinden yaş akmaması mümkün değil o fotoğrafı görünce.
Küçücük bir beden, beyaz çarşafa sarılmış, yatıyor boylu boyunca derin dondurucuda…
Kim çekmiş fotoğrafı, bilemem. Bildiğim 10 yaşındaki Cemile keskin nişancının hedefi olmuş Cizre’de evinin kapısında oyun oynarken.
Sokağa çıkma yasağı var. Keskin nişancılardan korku var. Götürememişler Cemile’nin cansız bedenini ne şehir morguna, ne de defin için mezarlığa. Koymuşlar derin dondurucuya.
O Bodrum yakında çekilen küçük Aylan’ın yürek burkan fotoğrafı vardı ya, bu ondan da beter.
Doğrudur, savaş kötüdür ve savaşta çok acı gelişmeler, çok acı görüntüler ortaya çıkabilir.
“Savaş, vatan savunması için değilse cinayettir” sözünü Mustafa Kemal Atatürk’ün belki de o yüzden en önemli öğretisi olarak gördüm hep.
Küçücük bir beden, sarılmış beyaz çarşafa, yatıyor hareketsiz ama haykırıyor avaz avaz, “Yeter, bitsin bu şiddet, kıymayın biz çocuklara.”

Cumartesi günkü Adalet ve Kalkınma Partisi kongresinde Cemile yoktu. Cemile gibi partinin kesin hâkimi, belirleyicisi, karar vericisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da fiziki olarak yoktu. Kongrede kimse Cemile’nin adını bile bilmiyordu belki, ama Erdoğan tüm ağırlığı ile oradaydı.

Cemile buzdolabından çıkarılması ve morga gidebilmesi için Ankara’daki “büyük adamların”, bölge milletvekillerinin torpiline ihtiyaç duymuştu. Morga konulmak veya kara toprağa verilmek için torpil gerekmesi, ne kadar acı bir
durum.
“Barış sürecini buzdolabına koydum” diyen irade ise, her şeye hakim, muktedirdi AKP kongresinde de.

Cemile AKP kongresinde yoktu ama artık hep bizimle… Her birimiz ne kadar borçluyuz Cemile’ye? Gencecik vücudu toprağa verilirken kimse AKP kongresinde ne oldu, kim “başkan’ın adamı” oldu diye sormadı ama ağıtlar hem Cemile hem de bu ülkenin artan milliyetçilikle kararan ufukları için yakıldı.
Bu artan milliyetçilik daha ne kadar tolere edilecek, dahası körüklenecek? Akan kan bizim, ister Türk ister Kürt, ister asker ister eşkıya olsun.

Hep söylerim, yine söyleyeceğim. Evlat ne olursa olsun evlattır. Yaptığına çok kızabilir hatta lanetleyebiliriz bile ama tırnağına halel gelse taa derinden canımız yanar. Var mı arada fark asker anasının yüreği ile dağdaki eşkıyanın anasının yüreği arasında?

Devletin sorumluluğu, vazifesidir her vatandaşı için güvenlik sağlamak. Kimse Türkiye Cumhuriyeti’nden güvenlik zafiyeti göstermesi beklenemez. Ancak, bu günkü yürek yakıcı haberlerin de esasında bile isteye güvenlik zafiyetine “barış süreci hatırına” göz yumulması olduğu da hatırlanmalı, bu ülkenin barışı için iyi yapılandırılmış, TBMM yönetiminde ve gerçek anlamda farklılıkların zenginliğimiz olduğu kanısı ve kararlılığı ile yürütülecek şeffaf bir sürece ihtiyaç duyduğumuz teslim edilmeli.

Silahlar bırakılmadan, terörist unsurlar teslim olmasa bile en azından sınır ötesine çekilmeden bir barış sürecinden bahsetmek elbette ki mümkün değildir, sonuç bu günkü zaafların tekrar yaşanmasından başka bir şey olmayacaktır.
Yüreğimiz kan ağlıyor. Şehitler için, Cemileler için. TBMM tatilde. Anlaşılır şey değil. O kadar maaşı tatilde zaman geçirsinler diye mi ödüyoruz bu milletvekillerine. Yaraya merhem olmak vazifeleri değil mi? Toplansın TBMM artık, ne bekleniyor?

Cemile artık hep bizimle… Barış, birlikte yaşamın koşullarının yeniden yaratılması artık hepimizin vazifesi. Bu küçük Cemile’nin hepimizin omuzlarına yüklediği bir sorumluluk.
Bu haber 282 defa okunmuştur

:

:

:

: