Çözümü finanse etmek…

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ve ekibinin ortada çözüm falan yokken hangi çözümü finanse etmek için bağış aramaya, sponsor bulmaya çalışıyorlarmış.
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ve ekibinin ortada çözüm falan yokken hangi çözümü finanse etmek için bağış aramaya, sponsor bulmaya çalışıyorlarmış. New York temaslarının bir bölümü de bu maksada hizmet ediyormuş…
Hiç öyle şapka çıkardılar, Medine dilencisi gibi dolanıyorlar falan demeyeceğim, çözüm olacaksa eğer şapkayı çıkartmak da, dolaşıp para istemek de şart.
İyi de hangi çözüm?
Akıncı görüşmelerin Kasım ayından itibaren yoğunlaşarak devam edeceğini, yıllar içerisinde değil, birkaç ayda çözüme ulaşabilineceğinden bahsediyor.
İyi de Anastasiades dostun seninle birlikte BM genel sekreteriyle görüşmeye yanaştı mı? BM kürsüsünde ne dedi? Seninle ortak devlet kuracağından, bu yeni devletin siyasi eşit kurucu ortaklarının Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletleri olacağından, yeni devletin iki halkın eşitliğine, beraberliğine, ortak gelecek kurma iradesine dayanacağından bahsetti mi?
İstersen sor BM Genel Kurulunda mahzun ve tek başına dekorasyon gibi oturan dışişleri bakanına? Belki o duymuştur hayran olduğu Anastasiades’in ne deyip demediğini…
Hangi çözüm, sahiden?
Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında sağcı, solcu, liboş ve hatta satılmış fark etmez çözüm istemeyen Kıbrıs Türkü bulmak imkânsız değilse de çok zor. Vardır elbet birkaç istisna, her toplumda olduğu gibi. Ama, o “Kıbrıslı Türk” olarak kendini tanımlayanlarla önce Kıbrıslı ama her halükarda Türk olduğunu söyleyenler ve hatta Kıbrıslı kimliğini sonradan alan anavatan doğumlu vatandaşlarımız çözüm tanımında farklılık olsa da istençte bir değil mi herkes?
Kıbrıs Türk halkı 2004’de ispatlamadı mı dosta düşmana tüm uluslar arası topluma çözüm talebinde ne kadar samimi olduğunu? Tüm eksikliklerine, egemenlikteki tanım yetersizliğine, ayrı vatandaşlık, mal-mülk ve hatta Türk askerinin adadaki varlığıyla ilgili dip notlara saklı tehlikelere, muğlâklıklara rağmen, Türk askerinin bir gün adadan neredeyse tamamen gideceğini o metinde görmesine rağmen evet demedi mi? Niye? Rumlar aynı gün ayrı referandumda niye büyük bir hayır oyuyla Annan Planını öldürüp gömmüşlerse Türkler de tam tersi olarak evet dediler. Türkler çözüme, birlikte yaşama, Avrupa Birliği içinde refah ve dünya vatandaşlığına evet derken, Rumlar hiçbir şeyi Kıbrıs Türküyle paylaşmama, “ne varsa benim, hep benim” siyasetinde ısrar ettiklerini yeniden dünyaya göstermek için “hayır” dediler.
Ne yaptı Mehmet Ali Talat? Saray Otel’in terasından “Rumlar tutuncaya kadar barış elimi uzatmaya devam edeceğim” deyiverdi. İşte teslimiyet o, perişanlık o ve Rum uzlaşmazlığını dünyanın affetmesine yaptığı teslimiyetçi büyük katkının başlangıcı o…
Anlaşma yok… Rum tarafı hala daha Girne’ye, Mağusa’ya, Lapta’ya, Karava’ya, Güzelyurt’a dönme, bayrak dalgalandırma hülyalarından bahsediyor, Talat ise sanki çözüm olmuş gibi köy dolaşıyor, mitingler düzenliyor çözüme “evet” talep ediyor Kıbrıs Türk halkından.
Mustafa Akıncı ise New York’da sponsor arıyor olmayan çözümü finanse etmek için. Uyanın beyler, teslimiyet sadece perişanlık getirir.
Efendim ne imiş? Akıncı’ya halk yüzde 66 evet demiş. Evet derken de Akıncı’nın çözüm vizyonunu biliyorlarmış. Dolayısıyla Mustafa Akıncı’nın kafasındaki çözüme halkın desteği varmış.
Kardeşim teslim olan adamın ne vizyonu olur? Rum’un ağzıyla konuşup, arada bir de “Asla Kıbrıs Türkü mağdur edilemez” beyanları vermek durumu kurtarmaz. Evin eski sahibine ilk söz hakkını verdin mi? Verdin. Efendim vermiş ama tanımlamalar daha tamamlanmadığından, uygulama prensipleri oluşmadığından falan filan bu şimdiden teslim olundu anlamına alınmamalıymış… Olur, bekleyelim iş işten geçtikten sonra söyleyelim.
Kıbrıs Türk halkı Rum ortakları tarafından 1964 Aralık ve sonraki saldırılarla namlu ucunda Kıbrıs Türk ortağını fiili federasyon olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kovduğu günden bu yana uluslar arası toplumdan kopuk, yalnızlık, mahrumiyet içerisinde değil mi? O nedenle çözüm istenci bu kadar yüksek değil mi? Peki Rumlar? İstiyorlar mı Kıbrıs Türkü ile aynı devleti hem de siyasi eşitlik içerisinde paylaşmayı?
1964’de istemediler, Kıbrıs Türkünü öldürdüler, ittiler kaktılar…
1974’de istemediler, Atlılar’da, Sandallar’da, Muratağa’da katlettiler, fırsat bulsalardı her yerde katlederlerdi…
2004’de istemediler kendi avantajlarına olmasına rağmen Annan Planına hayır dediler.
2016’da oylama olur ise eğer ancak Kıbrıs Türkü “teslim oldum, azınlık haklarına razıyım, gelin Girne de sizin, Mağusa da Lapta da, biz sadece küçük bir azınlığız” derse… belki o zaman “evet” derler.
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı çözümü finanse etmek için sponsor arıyormuş…
Çözüm için mi yoksa 2004’de Talat’ın emlak bültenlerinden kesip dağıttığı villa resimli kupürleri “çözüm olursa evinden olanlara bu villalar verilecek” palavrasını bu kez kimse yutmaz, “mağdur olanlara ABD’si, Avrupa’sı cömert tazminat verecek” masalı için mi sponsor aranıyor?
İstediği kadar “aylar içerisinde çözüm” desin Cumhurbaşkanı Akıncı da, CTP lideri Talat da gayet iyi biliyorlar bu teslimiyet çizgisinde yürümeye devam ederlerse olacak olan iktidarlarının sonudur, Kıbrıs Türkü teslimiyete “evet” demez. “Bizim ‘hayır’ dememiz Rum’un ‘hayır’ demesine benzemez, perişan oluruz ha!” tehdidine kimse pabuç bırakmaz…
Öte yandan, Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu kepazeliğini de hatırlamak lazım. Adamlar teslim oldu, şuben olacağım dedi, yine de adamlar istemiyorlar. Teslimiyet sonuç getirmiyor…
Rum’a peşkeş edilmeye çalışılan ama CTP iktidarının beceriksizliğiyle nasıl kullanılabileceği henüz netleşmeyen Türkiye’den su da artık adada…
Kıbrıs Türkü Rum’a mahkûm değil. Bunu bir görebilsek… Aaah bir görebilsek!

Not: Değerli okurlarım, bir konferansa katılmak ve bazı temaslarda bulunmak üzere üç haftalığına Amerika Birleşik Devletlerinde olacağım. Bu sürede maalesef yazılarıma ara vereceğim. Ekim ayının son haftasında görüşmek üzere esen kalın.
Bu haber 398 defa okunmuştur

:

:

:

: