Büyük buluşma

Günlerdir anlam vermediği bir sıkıntıyla mücadele ediyordu.
Günlerdir anlam vermediği bir sıkıntıyla mücadele ediyordu.
Görünürde hiçbir rahatsızlığı yok, sağlığı sıhhati yerinde,maddi imkanları da fena değil,sevdikleri de yanında buna rağmen içinde bir huzursuzluk var;sanki bir el kalbini tutmuş durmadan sıkıştırıyor,göğsünde bir darlık,beyninde bir uyuşma hissi,hayatta bir anlamsızlık,yaptığı hiçbir işten zevk alamaz olmuştu.
O gün yine kalktı. Her zamanki gibi, temizliğini yaptı, kendisi kalkmadan hazırlanmış olan kahvaltı sofrasına oturdu.Karnını doyurduktan sonra,televizyonda sabah haberlerini izledi.Daha sonra her gün yaptığı gibi gazetelerin başlıklarına göz attı,önemli gördüğü bir kaç yazıyı okudu.İçindeki o sıkıntı devam ediyordu.Sanki bir boşluktaydı ne yapacağını bilemiyordu.Biraz sonra üzerini değiştirdi.Dışarı çıkmak istiyordu.Dışarıda hava güzeldi. Bir bahar sabahında, kuşların cıvıl cıvıl sesleriyle şenlenen ağaçların altında yürümek iyi gelir düşüncesiyle sokağa çıktı.Bir hayli dolaştı.Zamanın nasıl ilerlediğinin farkında değildi.Güneş epeyce yükselmiş hava ısınmıştı.Kendisi de gezmekten yorulduğunu hissetmeye başladı.Eve dönmeye karar verdi.İyi gelir diye dışarı çıkmıştı ama pek değişen bir şey yoktu.Ağır adımlarla yürüyordu.
Evlerinin bulunduğu sokağın başına geldiğinde, sanki bir ses kendisini çağırıyordu.Sağ tarafa baktı.Asırlardır o köşede duran tarihi caminin bahçe kapısı açıktı.İçeride kimse görünmüyordu.Ama bir ses sanki buraya gel diyordu.Bahçe kapısından içeri girdi.Ihlamur ve Çınar ağaçlarının gölgelediği bahçede tatlı bir serinlik hissetti.Şadırvanın karşı tarafındaki bankın üzerine oturdu.Bir müddet etrafı seyretti.Buranın havası iyi geldi.Biraz da yorulmuş olduğundan olacak ki ağaçların gölgesine oturunca öylece kaldı.
Şadırvana doğru bakarken, yarı açık duran musluğa konup su,içmeye çalışan kuşlar dikkatini çekti. Hayretle biraz da hayranlıkla izledi. Kuş musluğun üst tarafına ayaklarıyla tutunuyor,aşağı doğru sarkıp, akan suyu içmeye çalışıyordu.Yüzünde hafif bir tebessüm oluşturan bu manzarayı seyrederken kendisini çok eskilerde buldu.İlk defa dedesiyle gelmişlerdi bu camiye.Bir an sanki dedesini görür gibi oldu.Abdest alıyordu.
Dedesiyle bu camiye ilk geldiğinde yine böyle bir bahar günüydü. Yıllar sonra yine bu camideydi.Gözleri yan tarafta duran raftaki takunyalara ilişti.Çocukluk günleri aklına geldi Takunyaların beton zeminde çıkardığı tık tık sesleri ne kadar hoşuna giderdi! Hemen oradan bir çift takunya indirip ayaklarına giydi. Tıpkı eski günlerdeki gibi tık tık yürüyerek şadırvana doğru yaklaştı.Varıp oturdu, musluğu açıp ayaklarını altına tuttu.Serin su iyi gelmişti,rahatladığını hissetti.Ayaklarının üzerinden akıp giden suya bakarken dedesini hatırladı.Dedesiyle bu camiye geldiğinde aynı buraya oturmuş,dedesi de sol tarafındaki oturağa oturup beraber abdest almaya başlamışlardı.Kendisi ilk olarak ayaklarını yıkamaya başlayınca,dedesi abdestin alınışını uygulamalı olarak anlatmıştı.-Evlat,abdest almaya sondan başlanmaz. Bak şimdi beraber alalım. Önce ellerimizi yıkayalım.Şöyle güzelce yıka,parmak aralarını da ihmal etme.Ha şimdi ağzımızı çalkalayalım,şimdi burnumuzu temizleyelim.Sıra yüzümüzde .Alnımızdan saç bitiminden çenemizin altına kadar yıkayalım.Tamam şimdi sağ kolumuzu,sonra sol kolumuzu,bak dirseklerin kuru kalıyor dikkat et dirseklerden yukarı evet öyle.Evet tamam.şimdi ıslak elle başımızı mesh edelim.Tamam kulaklarımızın içi ve arkasını bir de boynumuzu mesh edelim.Güzel.Sıra ayaklarımızda.Önce sağ ayak,parmaklarının arasını da ıslat,elinle aralarını ayırarak suyun temas etmesini sağla. Aferin çok güzel.Topuklarını da yıka kuru kalmasın, evet tamam şimdi de sol ayağımızı yıkayalım-Sanki dedesi sol yanına oturup yine abdesti tarif ediyordu.Baktı ki sol ayağını yıkıyor.Abdest almakta olduğunu o an fark etti.Sanki çocukluk günlerinde dedesiyle beraberler.Kendi kendine tebessüm etti.Bunda da bir hayır vardır diyerek.Gerçek bir niyetle yeniden güzel bir abdest aldı.Şadırvanın serin suyu iyi gelmişti.
Hazır abdest almışken camiye de gireyim dedi içinden. Ağır ağır ilerleyip tarihi kapıyı usulca aralayarak içeri girdi.Dışarıdaki sıcak havanın aksine burada hoş bir serinlik vardı.Önce etrafına bakındı,duvardaki yazıları inceledi.Saate baktı yan tarafta asılı duran takvimden namaz vaktine baktı.Daha öğleye iki saat vardı.Mihrabın üzerindeki levhaya bakınca kendi kendine -bu da bir işaret olmalı -dedi.Levhada ki yazının manasını biliyordu.Yazıda namaz kılacak zaman yönümüzün kıbleye dönmesi gerektiğini ifade eden ayetin “Yüzünü Mescid-i Haram tarafına döndür” kısmı yazılıydı.
Minberin yakınında bir yerde durup yönünü kıbleye döndü. “Allah’ım senin rızan için namaz kılmaya niyet ettim”, diyerek ellerini kaldırdı. Allahü ekber diyerek namaza başladı. İlk olarak, “Allah'ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın.Seni daima böyle tenzih eder ve överim.Senin adın mübarektir.
Varlığın her şeyden üstündür.
Senden başka ilah yoktur” anlamındaki sübhaneke duasını okudu. Peşinden euzübillehimineşşeytanirracim. Derken manasını düşündü.” Taşlanmış şeytandan Allah’a sığınırım” diyordu.Ne güzel bir cümleydi bu.Ezeli düşman olan şeytandan Allah’a sığınmak.Bu güne kadar çok söylediği bu cümlenin üzerinde hiç düşünmemişti sanki.Kendisine kötülük yapmak isteyenlerin hiç bulamayacağı bir sığınak bulmuş bir kişinin ancak yaşayabileceği bir güven duygusuyla içine bir rahatlık hissi yayıldı.”Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla” anlamındaki besmeleyi söyledi. Rahman ismini düşündü. Daha önce okumuştu.” Yer yüzünde yarattığı her canlının rızkını veren, ister inansın ister inanmasın, itaat eden ya da isyan eden diye ayırmadan bütün insanlara nimet veren Allah”…Sahip olduğu nimetleri düşündü,yaşantısını gözden geçirdi.Yıllardır ihmal etiği bir dostun kapısını çalmanın mahcubiyeti içerisinde başını önüne eğdi.”Rahim” ismini düşündü.” Ahirette mümin kullarına karşı son derece merhametli olan ” İçine bir huzur geldiğini, umutla dolduğunu hissetti.
Yarım saat önceki huzursuzluk hali gitmiş;sanki uçsuz bucaksız bir denizde yelken açmış, kıyıdan aheste aheste uzaklaşıyordu. Ellerini kaldırıp ta tekbir alırken sanki içerisinde yaşadığı dünyadan kopmuş,başka alemlere geçmiş gibiydi. Fatiha suresini okumaya başladı.”Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.(Geçmişten bu güne bu günden kıyamete kadar yapılmış, yapılabilecek her türü övgü, tazim ,saygı ve hürmete layık olan,tapınılacak olan ancak Allah’tır.O bütün alemlerin yegane idarecisidir.)O Rahmandır O Rahimdir.O din gününün sahibidir.(Bu dünyada yaptıklarımızın karşılığını görmek üzere yeniden dirildiğimizde, hesap zamanında yegane söz sahibi olan, bütün kullarını tek tek hesaba çekecek olan.)Allah’ım ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz.Bizi dosdoğru yola ilet,O öyle bir yol ki (razı olduğun )nimet verdiğin;( peygamberlerin Sıddıkların, şehitlerin, evliyanın)kimselerin yolu. Gazaba uğramış ve sapmışların yolu değil.”
Bu ayetleri okurken öyle bir huzur hali yakalamış,öyle rahatlamıştı ki,adeta vücudunun bütün zerreleriyle birlikte,yeniden doğmuş gibiydi.Bu muhteşem duaya gönlünün ta derinliklerinden gelen coşkuyla” amin” dedi.Bildiği diğer surelerden okumaya devam etti. İstiyordu ki bu kıyam hiç bitmesin,Rabbinin huzurunda öylece boynu bükük,dizinde dermanı bitene kadar yakarmaya devam etsin.
İçerisindeki tüm sıkıntılar sona ermiş, yıllardır hasretini çektiği dostuna yeniden kavuşmuş gibiydi.
Bu haber 251 defa okunmuştur

:

:

:

: