Federal çözüm Mart 2016 da olursa olur

Kıbrıs müzakerelerinde, 2016 yılının Mart ayına kadar, “Ortaklık Hükümeti” kuruldu.

“Kıbrıs müzakerelerinde, 2016 yılının Mart ayına kadar, “Ortaklık Hükümeti” kuruldu. Türkiye bunu destekliyor. Ama Mart ayı geldi ortaklık hükümetinde anlaşmaya varılamazsa Türkiye, artık o defteri kapatmakta kararlı.
Kıbrıs müzakerelerinde Rumlar en çok “Bizim bir devletimiz vardı, bunu Türklerle paylaşacak mıyız?” sorusuna kilitlenmiş durumdalar. Türkler ise garantörlük hakkının işletilmesinden yana. Zamanla Rumların kendilerini azınlık durumuna düşürmesinden endişe ediyorlar.
Tabi bu engeller aşılamaz da “Ortaklık devleti” kurulamazsa Türkiye, KKTC ve Kıbrıs Rum yönetiminin barış müzakerelerine başlamasından yana. Bu işin daha fazla uzatılması anlamlı bulunmuyor.”
Abdülkadir Selvi, Yeni Şafak gazetesi yazarı.
Hükümete yakın bir gazeteci, yazının girişinde yer verdiğim cümleler geçtiğimiz gün yazdığı bir yazısından.
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına dayandırılarak, Kıbrıs müzakerelerinde federal çözüm için tarih konduğu ve bunun olmaması durumunda iki devletli bir çözümün seçenek haline geleceği vurgulanıyor.
“Mart 2016 da ortaklık devleti kurulmazsa Türkiye o defteri kapatmakta kararlı.”
Önemli bir söylem, söylemin önemi birkaç noktada değerlendirilebilir.
Bu açıklama Türkiye’nin 1 Kasım tarihinde yapılacak seçimleriyle ilgili bir manevra mı, Kıbrıs yine milli kesimin oylarına yönelik bir malzeme mi?
Bu düşünceden Kıbrıs Türk tarafının, Cumhurbaşkanı Akıncı ve hükümet yetkililerinin haberi var mı?
İki devletli çözüm ne kadar mümkün ve Federal çözüm için zaman sınırlaması kabul etmeyen Rum siyaseti, iki devletliliği mi kabul edecek?
Türkiye yönetimi seçime giderken, en çok eleştirildiği ülke yönetimleri ve medyası tarafından farklı bir şekilde değerlendirilmeye başlandı.
Avrupa da birçok önemli gazete ve dergi Türkiye’nin, AB için değişmez bir ortak olduğunu yazıyor, çiziyor.
En sert muhaliflerden Almanya’nın lideri Merkel Türkiye’yi ziyaret etti.
AB üyeliği yolunda bazı başlıkların açılabileceğinden söz etti.
Ve mesele esas konuya geldi, esas konu mülteci sorunu.
Avrupa uzak olduğu, sadece seyrettiği mülteci sorunu ile bir anda karşı karşıya kaldı.
Bu konuda Türkiye’nin yaptığını, yapamayacağını, yapmayacaklarını gördü, bu sorunun çözümü için şöyle bir formül önerildi;
“Suriye’den kaçan insanlar, ülkelerine ne yakın bölgelerde yani Türkiye de kalsınlar, bizde Türkiye’ye maddi destek konusunda yardımcı olalım.”
Mülteci krizine karşı Türkiye, Avrupalıların kurtarıcısı durumunda.
Türkiye, AB ilişkileri daha ılımlı bir noktaya gider gibi, bir başka noktada ise daha farklı bir gelişme yaşandı.
Güney Kıbrıs, Türkiye ile ilgili başlıkları veto edeceğini açıkladı.
Hatta bu başlıklara karşılık, Maraş’ın iadesinin istendiği de güney basınında yer aldı.
Türkiye, AB ve Kıbrıs’ın güneyi kendi açılarından, kendi çıkarlarınca politika üretiyor.
Kıbrıs sorununun çözümünde Anastasiades, Akıncı ile görüşüyor, Kasulidis Akıncı ile çözmezsek kimseyle çözemeyiz diyerek kendi halkına mesaj veriyor, fakat pazarlığı Türkiye ile yapmaya çalışıyor.
Kuzey Kıbrıs esas aktör olması gerekirken, masada etkisiz, yetkisiz, bir görüntü veriyor.
Tüm bunlar yaşanırken, kuzey Kıbrıs’ta hala daha hükümet, kurultay, bakanlıklar, atamalar tartışması tek gündem.
Nerede kullanılacağı konuşulmayan bir su kaynağının yönetiminden fırtınalar koparılıyor, kendi kurumlarına söz geçiremeyen devlet yapısı, tek özelliği partili olmak olan yönetim kadroları ile çökertilmiş kamu yönetimiyle eşit devlet iddiası sadece kendini kandırmak.
Devleti yönetenlerin biz suyu yönetmeyi beceremeyiz dediği noktada eşit devlet yönetimine talip olma söylemini kim ciddiye alır, kim eşit ortak olarak kabul eder?
Bu soruların cevabını önce biz bulalım, daha sonrası kendiliğinden gelir.

Bu haber 782 defa okunmuştur

:

:

:

: