Enteresan bir dönemdeyiz

Farkında mısınız? Haftaya Pazar günü Türkiye belki de tarihinin en önemli seçimlerinden birisine gidecek.
Farkında mısınız? Haftaya Pazar günü Türkiye belki de tarihinin en önemli seçimlerinden birisine gidecek. Gidecek ama sokakta hiç ama hiç seçim heyecanı yok. Partiler seçim kampanyaları içerisinde, halkın haberi yok. Heyecan sıfır. Beklenti yok.
Bu ne biçim seçimdir?
Vaatler yarışıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu daha dün 'Parayı nereden bulacaksınız?' diye karşı çıktığı muhalefet partilerinin cömert vaatlerini geride bıraktı. Muhalefet durur mu, onlar da eli yükseltti. Sonuç, halkta heyecan yine yok.
Seçime katılım düşük olursa iktidar partisinin lehine olur algısı vardı. Nitekim 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı uzatılarak çalışanlara Çarşamba öğleden itibaren 4.5 günlük tatil imkanı verilmesi 1 Kasım seçimlerine katılımın az olması çabası olarak algılandı. Olur mu? Zannetmiyorum. Halkta 'seçime kayıtsızlık' olarak algılanan görüntü aslında çok aldatıcı.
Niye mi? Gayet basit, halk kararını vermiş. Ne yapacağını, nasıl oy kullanacağını kararlaştırmış. Neticeyi sandıklar açılınca göreceğiz.
Demokrasilerde halkın oyuna ipotek konulamaz. Halk neye karar verecek aşağı yukarı kamuoyu yoklamalarıyla tahmin edilebilir ancak önemli ve belirleyici olan sandıktan çıkacak sonuçtur. Öyle veya böyle, halk neye karar verirse o, gerisi hikaye.
İyi de henüz seçim yasakları devreye girmediğine göre beklentiler seslendirilemez mi? Elbette, ama altı çizilmeli, vurgulanmalı, 'Bunlar sadece öngörüdür' denmeli. Ne bu öngörüler? Gerek iktidarın gerekse diğer partilerin ve hatta 'bağımsız' kuruluşların yaptırdığı anketlerde ortak noktalar çok. Bir kere herkesin lanetlemesi gereken Ankara katliamı sonrasında gerek majör gerekse mikro milliyetçi oylarda az da olsa gerileme, iktidar partisine ve ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisine yönelik teveccühte artış gözlemlenmekte. Sonuç? Beklenti 7 Kasım seçiminden pek farklı bir sonucun ortaya çıkmayacağı şeklinde.
Bu durumda ne olacak? MHP eğer mikro-Kürt milliyetçisi 'Halkların Demokratik Partisi ile aynı kompozisyonda olmam' ısrarında ve 'yolsuzluk dosyaları açılacak, Cumhurbaşkanlığı Çankaya'ya geri dönecek' taleplerinde devam ederse ne üçlü muhalefet koalisyonu ne de AKP-MHP koalisyonu mümkün olamaz. CHP'nin koalisyon için ilk tercihinin MHP olacağı açıklaması da pek anlam taşımıyor bu aşamada. İki partinin meclis mevcudiyeti iktidar olmaya yetecek gibi görünmemekte. Ne olacak nihayette belli olmaz ama iki partinin yeterli sayıya ulaşabilmesi gerçekten büyük sürpriz olur.
Bu durumda ne olur? AKP eğer CHP ile 'uzun soluklu icraat hükümeti' formülüne soğuk durmaya devam ederse olacak olan seçim hükümeti II ile Mart-Nisan 2016'da ikinci seçim tekrarına gidilmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

İki haftadan fazla bir süredir Amerika Birleşik Devletlerinde idim. San Fransisko'da ABD'nin köklü Stanford Üniversitesi'nde Uluslararası Dış Politika Araştırmaları Derneği'nin konferansında ana konuşmacılardan birisi idim. 'Siyasi İslam, Müslüman Kardeşler ve Günümüz Türkiye'si' konulu bir sunum gerçekleştirdim. 10 Ekim günü ben sunumumu gerçekleştirmezden saatler önce Ankara'daki ikiz patlama olmuş, yüzü aşkın can katledilmişti. Kim tarafından? Günümüzün siyasi İslam belası diye de adlandırabileceğimiz İşid tarafından.
Tabii ki İslam ve terör birlikte anılamaz. Tabii ki mesajı barış olan, oku olan bir dinin mensupları hele de din adına insan canına kıyamaz. Ama siyasi İslam ilk devrilerinden bu yana İslam'ın büyük bir sorunu. Bunu görmek istemeyebilir, reddedebiliriz ama gerçek bu. Ne 'Irak'ta dışlan suniler' diye maruz görebiliriz ne de başka gerekçelerle affedebiliriz. Aydınlanma ve din içinde laikleşme asırlarca taassuptan, engizisyondan baskıdan sonra tıpkı Hıristiyanlıkta gerçekleştiği gibi İslami toplumlarında da gerçekleşmelidir. Ancak o zaman İşid gibi aşırı gruplar rahatça marjinal hale getirebiliriz.
Kınamak, büyük laflarla lanetlemek pek fazla anlam taşımayacaktır. Ateş düştüğü yeri yakar. 7 Haziran'dan bu yana ülkede kan dökülüyor. 1990'lar bir anlamda adeta geri döndü. Türkiye bu duruma mahkûm edilemez.
Bu zor günlerde kurtuluş sandıkta aranmalı, şiddet her şartta reddedilmelidir.
Bu haber 277 defa okunmuştur

:

:

:

: