Din adamları ve görevleri

Kıbrıs sorunu sadece siyasilerin, seçilmişlerin sorunu ve bu kesimlerin katılımıyla çözülecek bir mesele değil.

 

 

 

 

 

 


Kıbrıs sorunu sadece siyasilerin, seçilmişlerin sorunu ve bu kesimlerin katılımıyla çözülecek bir mesele değil.
Tüm kesimler bu sürece dâhil edilmeli ve katkıları sağlanarak çözümün sahiplenilmesi sağlanmalı.
Yürütülen süreçte önemli bir eksik var, sivil toplum gereği kadar işin içinde değil, hiçbir zamanda olmadı.
İşadamları, ticaret odaları, sendikalar, dini kesimler çözüme katkı koymalı, kendi alanlarında görüş ve önerilerle toplumları çözüme, çözümün getiri ve götürüsüne, bedeline hazırlamalı.
Çaba var ama yetersiz, daha fazla sorumluluk almak şart.
Ezberlerin dışında, alışılmış, dile yapışmış söylem ve sırf olsun diye yapılan görüşmelerin dışında, iyi ve yapıcı niyetlerle sorunu, sorun olmaktan çıkarmaya çalışmalı.
Din adamlarının yaptığı görüşme ve kurulan ilişkiyi her zaman destekledim.
Dini kurumları siyasetin içine çekme, sürecin parçası yapma, söz hakkı verme, bir güç olarak görüp misyon yükleme gibi bir düşünceye hiç katılmadım.
Olmalıdır, Kıbrıs’ı ayıran sebeplerden biri de dini inanışlardır, din kurumlarının da çözüme yapıcı katkısı olmalıdır.
Bu daha çok psikolojik bir katkı olacaktır, şuana kadar böyle bir katkı oldu mu? Bunu bilemiyorum.
Ama içerde başka, dışarıda başka konuşulduğu, sürecin sabote edildiği ortada.
Kıbrıs’ın iki tarafında da dini liderler tartışılıyor, bu tartışma yapıldığı yerde ne kadar ses veriyor, ne kadar önemseniyor, bir diğer tarafta etki yaratıyor mu?
Din adamı sevgiyi, merhameti, güveni, toplumu aydınlatmayı, görev edinmeli, inanan ve inanmayana eşit mesafede olmalı.
Prof. Dr. Talip Atalay, KKTC Din İşleri Başkanı, özellikle Türkiye de 7 Haziran seçimlerinde aday adayı olmak isterken, Kıbrıs’taki görevinden istifa etmemesi ile eleştirildi.
AKP’den aday olma tercihiyle ilgili herhangi bir yorum yapmadım.
Sebebi de “Türkiye’nin seçimine, kuzey Kıbrıs’tan binlerce oy veren seçmen varken, aday olunması mı garip” şeklindeki düşüncemdi.
Yani 90 bin seçmen şaşırtmıyor da, aday olunması şaşırtıyor.
Şu bir gerçek;
Talip Atalay’ın KKTC’deki görevinden istifa etmemesi etik anlamda doğru değildi, keşke işin içine siyaseti getirmeseydi.
Kıbrıs sorununun çözüm sürecine katkı koyma çalışan dini liderler kendi taraflarında tartışılıyor.
Bizdeki gündem ezan tartışması.
Saçma, gereksiz, amaçsız, gerginlik ve ırkçılık kokan bir tartışma.
Sayın Atalay, hukuki bir iradeye karşı duygusal ve hamasi bir yaklaşım göstermiş.
“KKTC’de Ezan’ın susturulması asla söz konusu değildir ve olamaz. Camilerimizden ezanlarımız aynı şekilde okunmaya devam edecektir.”
Peki, hukuk, meselenin özü, işin doğrusu, yanlış başlayan, yanlış devam eden bu tartışmanın topluma verdiği zarar, daha olgun, daha bilinçli, olayı kişiselleştirmeden, sahipsiz bırakmadan çözmek olmaz mıydı?
Çözüme yardımcı olacak bir diğer dinin temsilcisi, Başpiskopos II. Hrisostomos.
Zaman zaman sürece yön verip, sabote etmeye ayarlanmış saatli bomba gibi.
Yine yapacağını yapmış, adeta hem Türk hem de Rumlara mesaj veriyor.
Türkiye kökenlilerin çözümün temeli olarak alınması durumunda, bunun şu an için belli olmayan bir zaman diliminde adanın Türkleşmesi anlamına geleceğini söylüyor.
Sanki yıllarca sürdürdükleri katı tutum bunu yaratmamış gibi.
Çözüm sonrasında sadece temsil yetkisi olacaksa başkanın Türk olabileceğini, aksi durumda ise başkanın Rum, başkan yardımcısının ise Türk olması gerektiğini seslendiriyor.
Başpiskopos’un düşüncelerini elbette bağlayıcı kabul etmiyorum, ama bu düşünceleri ön plana çıkarmaya ve bunlar üzerinde popülizm yapmaya hazır bekleyen kesimlere böyle malzeme verdiği için dikkate alıyorum.
Bu süreçte yapıcı olmak ve hamasetten uzak durmak, çözüme yapılacak en önemli katkıdır.
Farklı düşünce, fikir ve beklentiler olacak, olmalı, ama bunları seslendirecek yer ve zaman iyi seçilmeli.

Bu haber 603 defa okunmuştur

:

:

:

: