AB Birincil Hukukuna Dahil Olmak Neden Önemli? (2)

Uluslararası teamül hukuku da AB hukukunun yazılı hukuk kaynağı olmayan genel ilkeler gibi birincil hukuk ile ayni seviyede yer almaktadır(Harastch,2010).
Uluslararası teamül hukuku da AB hukukunun yazılı hukuk kaynağı olmayan genel ilkeler gibi birincil hukuk ile ayni seviyede yer almaktadır(Harastch,2010). Dolayısıyla ikincil hukukun üstünde yer almaktadır. Uluslararası teamül hukuku birincil hukuk yorumlanmasında göz önünde tutulmaktadır. Örneğin Poulsen and Diva Navigation kararına göre AB yetkilerini kullanırken uluslararası hukuka riayet etmelidir ve buna göre birlik tasarruf hükümleri uluslararası deniz hukukunun ilgili hükümleri ışığında yorumlanmalıdır. Bu doğrultuda yeni oluşturulacak devletin deniz hukuku alanına giren meselelerinin ihtilaf arz etmemesi için önceden tespit edilerek Yunanistan’ın ısrar ettiği 12 mil örneğinde olduğu gibi kriz aşamasına varılmadan çözümlenmesi gerekliliğidir. Zira deniz hukuku alanına giren münhasır ekonomik bölge, kıta sahanlığı, karasuları alanı gibi pek çok mesele halen güney ile çözümlenmemiş durumdadır. Kaldı ki yeni bir ortaklık devleti söz konusu olsa dahi bu alanların önceden tespiti, bu konuların müzakere masasında görüşülmesi ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de karşı karşıya kalacağı durumlar iyice hesap edilmelidir.

Esasında bu konu fazlasıyla derinlemesine ele alınması gereken ve halen güney ile gerçekleştirilen görüşmelerde ihtilaflı konu olarak yer aldığı dikkate alınırsa neler olabileceği ele alınması gereken konudur. Özellikle de, Kıbrıs Türk halkının kendi kimliğini, siyasi eşitliğini vb. meşru haklarını güvence altına alacak öneme sahip olan birincil hukukun gerçekleşmemesi halinde , Rumlar dört özgürlük kapsamında ABAD’a gidebilecek ve daha ciddi hatta işlerliğini yitiren bir yapı oluşması söz konusu olabilecektir.

Bu noktada Rumlar neden birincil hukukun oluşması konusunda isteksiz durmaktadırlar? Mevcut katılım antlaşması ile AB içerisinde yer almak Kıbrıs Türklerinin egemen taraflılığını ortadan kaldıracağı gibi iki toplumlu iki bölgelilik unsurlarını da erozyona uğratabilecektir. Annan planında bu sorunu Uyum Senedi taslağı kapsamında çözümlenmeye çalışılması görülmüştür. Fakat Rumların Annan planına hayır deme gerekçelerinden biri de budur. Tek başlarına AB’ne üye olma fırsatı onlar için çok daha cazip gelmiştir. İlaveten, Kıbrıs Türklerinin belli konularda kendi iç hukuk düzenlemelerini koruyabilmeleri derogasyon sistemi ile mümkündür. Derogasyon sistemi doğrultusunda AB sınırları içerisinde belli bir bölgede AB hukukunun uygulanması geçici olarak askıya alınması durumudur. Her şeyden öte derogasyonların ayrımcılık unsuru taşımadan tüm AB vatandaşlarına uygulanması, ortak Pazarın işleyişini en az şekilde engellemesi gerektiği yönünde ortak görüş söz konusudur. Bunun için Katılım anlaşmalarında derogasyonlar tanımlanma yoluna gidilebilmektedir. Bu doğrultuda varılacak anlaşmada yeni bir katılım antlaşmasının AB ile gerçekleşmesi ve derogasyonların burada tanımlanması gerekmektedir.

AB Derogasyonlar Sonuç Bildirgesi,2004 raporunda şu hususlar vurgulanmıştır; “Annan planı uyum senedi taslağı formülünün hukuki dayanağı katılım antlaşmasının 10.protokol 4. Maddesinden kaynaklanmaktadır. Bu Uyum Senedi’nde mal-mülk edinme, Kıbrıs vatandaşlarının yerleşim hakları ve Türk ve Yunan vatandaşlarının yerleşim hakları konusunda derogasyonlar getirilmiştir. Bu derogasyonların en önemli özelliği Annan Planı’ndaki ilgili maddelerle aynı olmasıdır. Yani Annan Planı’ndaki sistem aynen Uyum Senedi’ne yansıtılmıştır.Kalıcı gibi görünen ve yerleşim hakkına ilişkin kısıtlama getiren Uyum Senedi taslağının 2. maddesi 2. fıkrasında yer alan “... herhangi bir kurucu devletten biri kendi kimliğini korumak amacı ile, kendi Kıbrıslı sakinlerinin en az 2/3’sinin kendi resmi lisanlarını ana dilleri gibi konuşmalarını sağlamak için gerekli koruma tedbirlerini almalarına” ilişkin maddedeki derogasyon esasen AB temel ilkelerine uygundur. Avrupa Birliğini kuran Antlaşma’nın (Maastricht Antlaşması madde 6) ana ilkelerinden biri de üye ülkelerin oluşturduğu çok kültürlü çeşitliliğin ve ulusal kimliğin korunmasıdır. Uyum Senedi’nin birincil hukuk haline getirilmesi, geçersizlik iddiasıyla konunun ATAD önüne gelmesini engelleyecektir. Bu bir avantaj olarak görülse de, üye ülke parlamentolarından bir tanesinden dahi onay alınamaması durumunda, derogasyon elde etme olasılığı da ortadan kalkmış olacaktır. Çünkü üye ülke parlamentolarından geçmemiş bir uygulamanın daha sonra Konsey kararı şeklinde sağlanması politik olarak mümkün değildir. Uyum Senedi’nin ATAD önünü gitme riski ile parlamentolarca onaylanmama riskine bakıldığında , ATAD önüne gitme riski bulunmaktadır. Bu bağlamda üye ülke parlamentolarından geçirme konusundaki ısrarın istenmeyecek sonuçlar doğurabileceği dikkate alınmalıdır”.

Öte yandan, İngiliz egemen üsler bölgesinde AB hukukunun uygulanmamakta sadece Rumların 2004’te AB’ye girmeleri ile birlikte AB hukukunun gümrük, KDV, balıkçılık, tarım konularında AB hukuku yapılan protokol ile kullanılabilmektedir. Bunun gerisinde İngiliz Egemen üsler bölgesinde tamamı ile kendi hukuk düzeni üslerde üst düzey “idareci” tarafından uygulanmaktadır. Bu idarecinin çevresinde ise başsavcı ve hukuk danışmanı bulunmaktadır. Bu idareci üsler bölgelerinde barış, düzen ve yönetimi sağlamak için bulunmaktadır.
Netice itibarıyla, AB Birincil Hukukuna dahil olacağımız yeni bir anlaşma modelinin kabul görülmesi gerekmektedir. Rumların bu konuda istençsizliği ve karşı duruşu özde var olmayan iyi niyeti sergilemektedir. Zira birincil hukuka dahil olmadan gerçekleşecek bir anlaşma halinde Rumlar 1974 öncesi tapularını almadan, kuzeyde rahat mülk edinmeye, yerleşmeye hiçbir sınırlama olmaksızın hak elde edebileceklerdir. Bugün nasıl ki İngiliz egemen üsler bölgesi bu konuda ayrıcalıklı konuma haiz, kendi kimliğimiz, siyasi otoritemiz ve kurucu devletimizde meşru haklarımızı korumak da en doğal hakkımız olmalıdır. Unutulmasın ki eşitlik statümüz, bugün uluslar arası alanda kabul gören düzenlemelere dahil olmamız halinde söz konusu olabilecektir. Bundan ötürü müzakere heyetinin birincil hukuk elde etme konusunda geri adım atmadan mücadele vermeye devam etmesi gerektiği yönünde geniş bir kamuoyu söz konusudur. Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2009 yılında kararını açıkladığı Demopulos ve Türkiye Davası'nda, 35 yıldır KKTC toprakları içinde yer alan Rumlara ait mülkleri kullanan kişilerin, söz konusu süre içinde taşınmazlarla manevi bir bağ kurmaları nedeni ile mülk üzerinde eski mal sahibinden çok daha fazla bir hakka sahip olduklarını belirten kararı iki kesimli iki toplumlu karaktere saygıyı sağlayacak diğer önemli bir karardır. Tüm bu bilgiler ışığında yeni kurulacak devlet eskiden var olan “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne geri dönüş değil yeni bir düzen öngöreceği için birincil hukuk bu kapsamda önem arz etmektedir. Oysa Rumların siyasi açıklamalarında yeni bir ortaklık devleti düzeni değil, Kıbrıs Cumhuriyetine yapılacak anayasal düzenlemeler ile Kıbrıs Türklerinin dönüşü öngörülmektedir. Yeni devlet AB ve BM’ne üye olacaktır. Bu yeni düzende Kıbrıs Türkleri sadece birincil hukuk ile gelecek yeni düzen öngören anlaşmaya dahil olarak varlıklarını koruyabileceklerdir. Pek tabi ki bu hakların hemen arkasında yer alan garantiler sisteminin devamı ayrıca ele alınması ve tartışılması gereken bir konudur. Bundan sonraki yazımda Garantiler sistemini detaylı analiz edecek ve NATO, BM,AB garantörlüğü yada NATO-BM, veya BM garantörlüğü yada mevcut Garanti antlaşmaları kapsamında konuyu irdeleyeceğiz. (Son)
Bu haber 431 defa okunmuştur
  • Güvenin var mı? Hasan Mehmet  Lefke - 22.11.2015 1983 de bir devlet kurdun. Kurduğun devletin vatandaşlarının çoğu başka ülkeden, parası başka ülkeden, askerleri, başka ülkeden, pasaportu başka ülkeden. Yatırımları başka ülkeden, projeleri başka ülkeden. Bir devlet düşünün ki, kendi dinamiği ile hiçbir şey yapamıyor. Bıraksalar yok olup gidecek. O zaman, hiç boşuna derogasyonlarla, merogasyonlarla hiç uğraşmayın. Eğer kendine güvenmiyorsan, boşu boşuna Rumlarla anlaşma peşinde koşacağına, Türkiye ile bağlanma için çalış. halkı da kandırma.
  • yilbay  londra - 22.11.2015 kalemine eline saglik cok guzel bir yazi.
  • çok anlaşılır vatandaş   - 19.11.2015 hoca çok anlaşılır oldu tebrikler herkes okumalı

:

:

:

: