NATO-AB Garantörlüğü Mümkün mü? (I)

NATO-AB ilişkileri 1990 sonrası başlamış, Maastricht Antlaşması ile Batı Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunma konularında AB adına hareket etmesi kararlaştırılmıştır.
NATO-AB ilişkileri 1990 sonrası başlamış, Maastricht Antlaşması ile Batı Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunma konularında AB adına hareket etmesi kararlaştırılmıştır. AB-NATO stratejik ortaklığında, etkili siyasi prensipler şu şekilde belirtilmiştir; etkili karşılıklı istişare, eşitlik, AB ve NATO karar alma özerkliğine saygı, AB ve NATO üyesi ülkelerin çıkarlarına saygı, BM şartı ilkelerine saygı, tutarlı,şeffaf ve karşılıklı olarak iki kurumun ortak askeri gereksinimlerinin karşılanmasının sağlanması (NATO-EU Decleration on ESDP,2002). Buradan da açıkça anlaşılacağı üzere her iki kurumun çıkarlarına saygı, karar alma özerkliğine saygıdan bahsetmektedir. Bu noktada AB karar alma mekanizmasına bakıldığında güvenlik konularında bir uzlaşma yada oy birliği gerektiği görülecektir,tıpkı NATO’daki gibi. Tüm üye devletlerin ortak çıkarlarının Kıbrıs konusunda uyuşması mümkün olmayan bir yapıdadır. Kıbrıs’ın kendine has münhasır stratejik,jeoekonomik,jeopolitik önemli dikkate alındığında bu farklı çıkarların ne derece derin olduğu anlaşılabilecektir.
Bugün NATO, 1998 St.Malo Zirvesi sonrasında artık AB ile birlikte kriz yönetimi operasyonları gerçekleştirdiği doğrudur. Ancak yine de NATO ekseninde hareket edebilmektedir. Türkiye’nin bir NATO ancak AB üyesi olmaması , öte yadan GKRY’nin AB ancak NATO üyesi olmaması AB-NATO eksenli bir güvenlik argümanını zayıflatacak denge unsurundan yoksun bir durumu yansıtmaktadır. Dolayısıyla Lizbon Antlaşmasının 41.maddesi ile NATO antlaşmasının 5. Maddesi ayni sonuca varmaktadır. Savunma ve güvenlik konularında üye devletlerin ortak uyuşması ve oybirliği gerçekleşmesi zorunludur. Yeni bir düzen ve hukuk yaratılma çabası, Rumların en büyük çabası olduğu görülmektedir. Bu çerçevede Kıbrıs Türklerinin güvencesi NATO-AB güvenlik mekanizması çerçevesinde çözümlenebilir mi?
Uluslar arası arenada hiç şüphesiz devletler uyuşan stratejik çıkarları üzerine hareket etmektedir. Bu bağlamda NATO ve AB çıkarlarının uyuştuğu durumlarda . kriz yönetimi, kriz önleme ve çatışma sonrası istikrar sağlama operasyonlarda, savunma yeteneğini geliştirme konularında taraflar birbirleriyle işbirliğine gitmektedir. Esasında NATO ve AB birbirinden farklı nitelikli kurumlar olmasına karşın ortak çıkarlarını koruma gereği hissetmektedirler. Özellikle de Kıbrıs konusunda 19 Şubat 2009 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan haberde AB Güvenlik Mimarisinde NATO’nun Rolü başlıklı rapora yer verilmiştir. Sözkonusu raporda Türkiye’ye “NATO üyelerinin, AB ülkelerinin İttifak’a katılımını veto etmekten kaçınması” çağrısında bulunulmuştur. İlaveten, Türkiye dolaylı olarak suçlanarak AB’yle üyelik müzakeresi yürüten NATO ülkelerinin OGSP çalışmalarına ve Avrupa Savunma Ajansı’na daha yakın bir şekilde dâhil edilmesi istenmiştir.29 Mart 2012’de yayımlanan Avrupa Parlamentosu Türkiye Genişleme raporunda ise AB-NATO stratejik işbirliğinin geliştirilmesini Türkiye’nin engellediği ve bunun dış misyonlarda görevlendirilen AB personelinin güvenliğini olumsuz etkilediğini vurgulamış,Türkiye’ye GKRY yüzünden engellediği AB ve NATO arasındaki siyasi diyaloga izin vermesi;buna karşılık, GKRY’de Türkiye’nin Avrupa Savunma Ajansına katılımı konusundaki vetosunu kaldırması çağrısında bulunmuştur. Tüm bu çağrıların ve baskıların neticesinde Türkiye’den istenen GKRY’ni meşru temsilci olarak tanınması yolunu açabilecek argümanlar olduğu görülmektedir. Kaldı ki GKRY NATO üyesi değildir.
Hatırlatmak gerekirse, AB açısından Yunanistan’ın birlik içerisinde GKRY ile tam üye olması ve Türkiye’nin AB’ne üye olma girişimleri önünde Kıbrıs,Ege konularında devamlı surette veto engelini çıkardığının vurgulamak adına ileride Yunanistan’ın ve GKRY’nin Türkiyesiz bir AB’ne katılımını da veto edebileceği ihtimali göz önünde tutulmalıdır. 1996 başında Kardak Krizi sırasında Türkiye-Yunanistan gerginliği ardından Yunanistan AB’ni harekete geçirerek Konsey’den krizin çıkmasında sorumluluğun Türkiye’ye ait olduğunu ve çözümün Lahey Adalet Divan’ına gidilmesi gerekli olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağlaması, Türkiye’ye baskı uygulaması dikkate alındığında tek bir ülkenin dahi garantörlüğün Kıbrıs’ta oluşabilecek bir krizde müdahalesini önleyebileceğini ortaya koymaktadır. Kaldı ki NATO-AB garantörlüğünün olası ihtimali içerisinde adada yaşayan Türklerin güvenliği teminat altına alınmasından öte, Türkiye için de ayrı bir güvenlik endişesi doğması söz konusu olabilecektir.
Yunanistan GKRY’nin tek yanlı AB’ye girmesinden duyduğu memnuniyeti, dönemin başbakanı Simitis’in Enosis’i başardık demesi ile taçlandırılmıştır. Yunanistan Kıbrıs’taki Türk askeri varlığını adadan uzaklaştırarak NATO/AB güvenlik şemsiyesini oluşturmaya çalışarak fiili Enosis hedefini gerçekleştirme peşinde olduğu göz ardı edilmemelidir. Türkiye’nin AB üyeliğini diplomatik olarak desteklediğini Helsinki zirvesinde ortaya koyan Yunanistan, Kıbrıs konusu, Ege Adaları yada adadaki Türk askeri meşru varlığını ele aldığı politikalar kapsamında AB içerisinde bu sorunların Türkiye tarafından çözümlenmesi gerekliliği kriterleri Türkiyenin önüne koşul olarak koymaya devam etmektedir. Örneğin Gündem 2000 raporu bu şekilde alınmıştır. Tüm bunlar ötesinde Türkiye karşıtı lobi ve propogandalar, ayrılıkçı Ermeni ve Kürt politikalarını destekleyen duruş sergilediği bilinmektedir. (yarın devam edecek)
Bu haber 354 defa okunmuştur

:

:

:

: