Bu ülkenin hayal kırıklıkları

Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları bir yandan heyecan, bir yandan da endişe taşıyor.
Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları bir yandan heyecan, bir yandan da endişe taşıyor.
Bir yandan müzakere ediliyor, olumlu bir hava oluşturuluyor, bir yandan da söylenenler ters yüz oluyor.
Federal devletli çözüm modeli konuşuluyor, fakat tüm ülke adına uluslar arası anlaşmalar yapılıyor.
Olumlu hava hem içte, hem de dışta güven tazeliyor, motive ediyor, teşvik sağlıyor.
Kimler için, bu olumlu ortamdan kimler kazançlı çıkıyor?
Elbette güney Kıbrıs, tabi ki Türkiye, mutlaka ki bölge içinde çıkarlarını gözeten diğer ülkeler.
Peki, Kıbrıslı Türkler, bizler ne durumdayız?
Günlük yaşantısını “olası gelişmelere bağlayan” bununla yıllarını harcayan bir tek biziz.
Her şeyi çözümsüzlük veya çözüm üzerine kurmuşuz, çözümsüzlükle bir yere varmaya çalışanlar ve sadece çözümle yol almayı düşünenler.
Çözümsüzlükte de, çözümde de bir kurtarıcı bekleniyor.
Bu çaresizliğin, dibe vurmuşluğun, kendine güvensizliğin yarattığı bir eser.
Bunu yaratan en önemli pay sahipleri de bu ülkeyi yönetenlerdir.
Kendi kurumlarını, iradesini yönetmekten aciz, sorumluluktan kaçanlardır bu ülkenin en büyük hayal kırıklıkları.
Bu ülke o kadar kötü yönetildi ki, kurulan sistem o kadar devletin üstündeki her yer yavaş yavaş çöküyor.
Sistem denince sadece kurumsal yapılar, siyasetçiler, siyasi partiler değil, sendikalardan, tüm bireylere kadar uzanan bir mekanizmadan söz ediyorum.
Artık en yukardan, en aşağıya kadar görme ve kabullenme zamanı, bu ülke bu şekilde gitmez, gitmeyecek, gitmemeli.
Sendikalar grev ve eylemler yapıyor, çeşitli sebep ve istekleri var.
“Hakların sürekli budanmasına, eşel-mobilin kaldırılmasına, hayat pahalılığının hiçleştirilmesine, asgari ücretin sefalet ücretine dönüştürülmesine, işsizliğe, güvencesiz çalıştırılmaya, özelleştirmeye, taşeronlaşmaya, kamu kurumlarının ve belediyelerin batırılmasına, kamusal hizmetlerin niteliksizleştirilmesine, paralı hale getirilmesine, göç yasasıyla yaratılan eşitsizlik ve adaletsizliğe, toplu sözleşme düzeninin bitirilmesine, özel sektörde sendikasız ve toplu sözleşmesiz köle gibi çalıştırılmaya son verilmesi”.
Tümü haklı, geçerli ve çözüm bekleyen sorunlar.
Peki, çözümler, ülke gerçekleri ile orantılı üretilecek formüller.
Bunlar için ne yapılıyor, ya da ne yapılmalı ve geç bile kalınmadı mı?
Hele hele “Para yoksa bulacan canım; bulamazsan gidecen canım” yaklaşımı ne kadar doğrudur?
İçinde bulunduğumuz sistem denen sorunun beslendiği bir damar da bu değil midir?
Başbakanın, Maliye Bakanının bütçe görüşmeleri sürerken “kendi ayakları üzerinde duran bir ülke” söylemi ne kadar gerçekçi değilse, para yoksa bul yaklaşımı da bu derce gerçekçi değildir.
Bu ülkede kaynak vardır, etkin, adil, verimli ve tasarruflu kullanmama sorunudur mesele.
Bunların üzerine kararlılıkla gitmek, gerçekten çözme ve düzelme isteyen herkesin ortak amacı olmalı.
Öncelikle bunun gerekliliği, aciliyeti, daha iyi, daha güvenli bir yaşam, ileriye dönük daha sağlam bir yapının endişesini taşıyan herkesin ortak çabasına ihtiyaç vardır, üstelik her zamankinden daha fazla.
Bu haber 757 defa okunmuştur
  • LONDRALI  UK - 11.12.2015 ibrahim cakirdag hocamm . kibrisin kuzeyi )) dunyadan hicbir haberi olmayan bir toplum !! ama herseyin en iyisini bilen (zanneden ama hicbirsey bilmiyenler geri kalmislar ) zannedenler toplulugudur ..
  • İbrahim Çakırdağ   - 11.12.2015 Dibe vuruş ve sıfırlanmayı hepimizin kabul etmesi gerek. Ancak böyle bağımsız ve ekonomik olarak güçlü olabiliriz. hepimizin yapabileceği çok şey var.

:

:

:

: