Emanet

Emanet, hayatta en çok üzerinde durulması gereken konulardan biri olmasına rağmen pek idrakine varamadığımız bir gerçektir.
Emanet, hayatta en çok üzerinde durulması gereken konulardan biri olmasına rağmen pek idrakine varamadığımız bir gerçektir.
Sözlük anlamı olarak baktığımızda, korku ve kaygının gitmesi, insanın korunma konusunda gönül rahatlığı içinde olmasıdır.
En başta emin kelimesini hatırlayalım. Güvenilir kişi demektir. Kimseye zarar vermeyen, her konuda güvenilen, asla ihanet etmeyen demektir. Peygamberlerin sıfatlarından birisidir. Bu isimden yola çıkılarak, korunması şartıyla birinin himayesine bırakılan şey, sahibi olmadığımız, başkasına ait, geçici bir süreliğine bizde bulunanlar da diyebiliriz. Güven konusunda en güzel örnek, sevgili Peygamberimizin hayatında vardır. Mekkeliler, O’nun getirdiği dini kabul etmedikleri halde asla ihanet etmeyeceğini biliyorlardı. Güvenilir bir kimse olduğunda hiç şüpheleri yoktu. El emin lakabını kendileri vermişlerdi. Bundan dolayı bazıları kıymetli eşyalarını koruması için O’na bırakmışlardı ta hicret edeceği güne kadar yanındaydı. O gün geldiğinde bu eşyaları sahiplerine teslim etmek üzere Hazreti Ali’ye bırakarak Mekke’den ayrılmıştı.
Kur’an-ı Kerim’de” Şüphesiz biz emaneti göklere yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler ondan çekindiler onu insan kabul etti. Çünkü o çok zalimdir çok cahildir.” buyuruluyor.
Emanet konusu, oldukça detaylı bir konudur. Herkesin bulunduğu konuma göre mahiyeti değişir. Evlat ataya emanettir. Eşler biri birine öğrenci öğretmene işçi patrona, iş işçiye beldeler ülkeler yöneticilere kısacası bu dünya hepimize emanettir. Herkes sorumlu olduğu alanı korumakla görevlidir.
Millete ait olan bir şeyin korunmasıyla alakalı Hazreti Ömer’in şu kıssası çok manidardır.Bir arkadaşı, akşam vakti Hazreti Ömer’in yanına uğruyor, selam veriyor. Hazreti Ömer, mum ışığında bir şeyler yazmaya çalışmaktadır. Arkadaşına iltifat etmiyor. Arkadaşı bir köşede beklerken O, işini bitirdikten sonra yanmakta olan mumu söndürüp yeni bir mum yakıyor ve “buyur şimdi sabaha kadar oturabiliriz. Az önce geldiğinde devlete ait bir iş yapmaktaydım, yanmakta olan da devletin bir mumu idi. Şimdi kendi paramla aldığım mumu yaktım artık rahatça sohbet edebiliriz.” diyor.
Herkes sorumlu olduğu alanda görevli dedik ya, üzerinde yaşadığımız dünya, çevremiz, sahip olduğumuz kaynaklar, imkânlar her birimize emanet edilmiştir. Çevremizi korumakla alakalı Peygamber efendimiz,” lanete sebep olan şeylerden sakının buyurduğu hadislerinde bu hareketlerden birinin de “insanların konakladıkları, eğlendikleri yerleri kirletip kirli bırakmaktır” buyuruyor. Bir başka hadisi şeriflerinde ise “ Mümin bal arısı gibidir. Bal arısı temiz yere konar, temiz şeyleri yer, ürettiği de temizdir. Konduğu yere zarar vermez” buyuruyor. Bu cümleden olarak, yaşanılacak bir dünya kurmak için sahip olduğumuz her şeyin korunmaya layık birer emanet olduğu bilinciyle temiz bir çevre sağlıklı yaşam, güvenli gelecek hedefinde el ele gönül gönüle mutlu yarınlara dileğiyle…
AĞLAMASIN

Hor bakma toprağa kıyma fidana
Sümbül boyun büküp gül ağlamasın
Güzel dünyamızı koyma figana
Halden haber veren tel ağlamsın

Hak’tan hediyedir yerin dokusu
Çiçeklerden gelir Cennet kokusu
Salma dört yanına ölüm korkusu
Toz duman savuran yel ağlamasın

Balıklara mezar olmasın nehir
Çağlayan dereye dolmasın zehir
Çöp dağına mahkum kalmasın şehir
Perdeler yas tutup tül ağlamasın

Yurdumuz yaylamız yeşil dal olsun
Arılardan kovan kovan bal olsun
Yağmur eksilmesin suyu bol olsun
Kavrulan toprakta bel ağlamasın

Herkes gayret etsin imkan olunca
Fidan varsa diksin vakit bulunca
Hakkı, biz gidip de dünya kalınca
Nasıl mecnun olup çöl ağlamasın



Bu haber 138 defa okunmuştur

:

:

:

: