Suriye meselesine Antep'den bakınca...

Etrafta dolaşan insanların en az üçte biri Arapça konuşuyor.
Etrafta dolaşan insanların en az üçte biri Arapça konuşuyor. Bunda çok da şaşılacak bir şey yok. Türkiye'de olmak, herkesin her zaman Türkçe konuşacağı anlamına gelmez ki... İnsanların bir kısmının Türkçeden başka bir lisanda konuşuyor olmasında bir sakınca olamaz. Dün, hani işler yolunda iken, 'Angajman kuralları' falan deyip Rus uçağını indirmemişken, herhangi bir Antalya otelinde bırakın müşterilerin bir bölümünü neredeyse tümünün Rusça konuşması anormal miydi? Kemer'de mesela, geçen yaz, oteller dolu iken, Türkçe duymak mümkün müydü? Her yer Alman değil miydi? Sanırsın ki Kemer'deki o güzelim beş yıldızlı oteller Alman kamyon şoförleri, fabrika işçileri, emeklileri için yapılmış.
Ama biz Gaziantep'deyiz. Hani o Gani Müjde'nin Osmanlı Cumhuriyeti filminde Antep St.Germen takımı vardı ya, işe o hayali takımın, gerçek şehri, Türkiye'nin doğusunun Paris'i... Uzun Çarşı'dan aşağıya, Bakırcılar çarşısına doğru yürüyoruz 'Doğu'nun Paris'inin' ama kimse Fransızca, bırakın Fransızca falanı, Türkçe bile melodi söylemiyor etrafta.
Suriye'den ne şekilde gelmişse yurda gelmiş, kehribar tespihlerini çabuk konuşma yarışmasındaymışçasına bazen anlaşılmayan Türkçe, bazen zaten bilmediğim Arapça, bazen da bilmem hangi lisanda konuşan dükkân sahibine laf atıyorum, 'Ne kadar çok Suriyeli var?' Sıradan soruya, sıradan cevap veriyormuş havasında, lakayt bir cevap veriyor: 'He, öyle bugünlerde... 600 bini buldu diyorlar'
Düşünüyorum, daha birkaç saat önce meşhur Çağdaş İmam lokantasında garson Suriyeli sanıp Arapça konuşmamış mıydı benle? Demek ki durum gayet normal. Halk da alıştı bu duruma, yadırgamıyor. Gerçekten öyle mi acaba?
Sadece parasız, pulsuz kaçkınların oluşturduğu bir 'Suriyeli misafir' sorunundan bahsetmiyoruz. Yollarda dolaşan 'SA' veya 'SE' ile başlayan plakalı araçların – ki çoğu oldukça yeni ve pahalı araçlar – 'yerleşme izni' alan ve bir şekilde artık 'Türkleşen' Suriyeliler olduğunu anlatmamış mıydı sabahleyin 'yerli' muhabir arkadaşlar?
Özgürlük için Basın projesi nedeniyle geldiğimiz Antep'de Türk basınının sorunlarını araştırmak maksatlı her mülakat girişimimiz nedense kısa sürede Suriye meselesi tarafından rehin alındı hep. Burada sorun basın özgürlüğünden öte var olma, tehdide uyum sağlama, kimliği koruma aşamasına gelmiş. Görünürdeki 'uyum, lakayt kalma, sanki sorun yokmuş gibi davranma' havasının aksine, konuştukça yaşlısı, genci Antepli gazeteci arkadaşlar durumdan yakınıyor, bu hassas konuların yazılmaması için gerek Belediye'nin gerekse Valilik ve diğer yerel bürokrasinin nasıl kendilerini baskı altında tuttukları ağızlarından acı şikâyetler olarak dökülüyor...
Antep bir marka şehir imiş 'abuk sabuk yazılarla' Antep'in adı kirletilmemeliymiş. Türkiye çok ciddi bir sınavdan geçiyor. Hangi sebeple olursa olsun yaşam savaşı veren, hayatları için baldırı çıplak veya kaçırabildikleri tüm varlıklarıyla Türkiye'ye ve Batı demokrasilerine güven ve insanca yaşam talebiyle sığınan bu insanların dramına seyirci kalınması mümkün değil. Ama bu sorunu değil Avrupa Birliği'nin birkaç milyar euroluk 'cömert' yardım vaadiyle, onlarca kat fazlasıyla bile tek başına ne Türkiye'nin ne de bir başka ülkenin yüklenebilmesi mümkün değil.
Antep'de kiralar artan nüfusla orantılı olarak almış başını gitmiş. Bir evde iki, üç ailenin barınmaya başlaması çeşitli sorunlar ortaya çıkarmış. Uzun süre İŞİD teröristleri Antep'de, Kilis'de, Mardin ve Suruç'ta cirit atmış, 'kol kırılır yen içinde kalır' tavrıyla ya yazılamamış, ya yazdırılmamış, yazılanlarda sağır kulaklara, kör gözlere muamelesi görmüş. İŞİD sorularını beğenmeyen, muhabirleri kısa süreli de olsa gözaltına attıran ama Suruç katliamından sonra görevde kalabilmeyi başaran yerel yetkililer tabii ki her şeyi herkesten çok daha iyi biliyorlar. O zamanlar İŞİD pek de 'düşman' görülmüyor, bir şekilde bazı kesimlerce korunuyor, kollanıyor, yaralılarını özel hastanelerde tedavi ettirebiliyorlardı. Şimdi? Şimdi o imkânları yok ama hücre evleri hala mevcut deniliyor. Zaten gün geçmiyor ki bölgedeki güvenlik operasyonlarında teröristler ele geçirilmesin.
Başka? Şimdi de Suriye muhalifleri Antep'i üs yapmış vaziyette. Bir nevi Türk hükümetinin koruması altında 'sürgünde hükümet' kurdukları bile iddia ediliyor. Bu haberler tabii ki güvenilmez, ciddiye alınmaz statüde ama ateş olmayan yerden de duman çıkmaz. Var bir şeyler Antep'de... En azından Antep'li gazeteciler yazmaya çeşitli nedenlerle cesaret edemeseler de olduğuna inanıyorlar.
Suriyeli muhaliflerin televizyonunun, hani o Katar'dan uyduya çıkan kanal, Antep'de 75 personeli bulunduğu iddiası çok vahim. Bu arkadaşlar teknik olarak çalışma izni alamıyorlar. En azından mevcut mevzuat Suriyeli 'misafirleri' göçmen olarak kabul edip resmen çalışma izni verilmesine el vermiyor. Değişir mi? Değişmeli. Ama yasalar da yürürlükte olduğu, değiştirilmediği sürece uygulanmalı. Ne merdiven altı, veya üstü kocaman tesislerde, ne de bir televizyon kurumunda – ki kendisi de yasalar altında yasadışı herhalde – çalışma izni olmadan yabancı 'misafirlerin' çalışması kabul edilebilecek durum değildir. Nitekim asgari ücretin yarısına hizmet veren Suriyeli mühendisler, vasıflı, vasıfsız işçiler hem insani, vicdani hem de yasal açıdan sorunlu. Türk işsizler, alt gelir grupları öfke dolu. Onlar iş bulamazken vasıflı-vasıfsız Suriyeli işçiler yarı veya çeyrek maaşa kaçak ve herhangi bir sosyal güvence olmaksızın köle gibi çalıştırılıyorlar. İşsizlerin homurtularını kimse duymak istemiyor ama bu durum büyük bir sorun olarak birikmekte. Suriyelilerin çalışma imkanları, yeni bir yasayla düzenlenir ise ne olacak? İnsani açıdan çok önemli bir adım atılırken, Türkiye ilave bir işsizlik sorunu ithal etmiş olmayacak mı?
Suruç ve Ankara katliamlarıyla İŞİD tehdidinin boyutlarına uyanan Türkiye, Suriye 'misafir' krizinin alacağı boyutu, potansiyel tehlikeyi bir türlü göremiyor, görmek istemiyor. Çöken Suriye politikasızlığının ağır bir faturası olan bu durum giderek içinden çıkılmaz hale gelebilir. Üniversite kapısında bekleyen milyonlarca Türk genci varken, tamamen insani ve anlaşılabilir sebeplerle Türkçe bilmeyen Suriyeli gençlerin üstelik de sınavsız ve Türkçe eğitiminden geçirilmeden üniversitelerde 'serbest' ve burslu eğitim imkânı bulmaları rahatsızlık nedeni olmaz mı? Mümkün mü? Gençlerin homurtuları yükseliyor.
Kilis'te yerel nüfus Suriyeli nüfustan az. Mardin ciddi baskı altında. Nereye kadar bu sorun geçiştirilebilir, laf ile peynir gemisi yüzdürülebilinir? Acil önlemler alınması lazım.
Üç milyar euro sorunları çözecek imiş... Avrupa cömert yardım edecekmiş... Hepsi hikâye. Göçmen tehdidinden korkan Avrupa az masrafla bu sorundan elini yıkayıp çıkmak, Türkiye'yi, kendi başına bırakmak derdinde.
Sorunun ne kadar ciddi olduğunu ve daha da tehlikeli bir boyuta doğru evirildiğini Antep'den, Kilis'ten, Mardin'den, Şanlıurfa'dan bakınca daha net görüyor insan...
Bu haber 260 defa okunmuştur

:

:

:

: