Devlet otoritesi, özel karşısında zayıf

15. ve 17. yüzyıl boyunca tüm Avrupa'yı etkileyen Katolik Kilisesi' ne karşı yapılmış dinsel bir harekettir.
Reform;

“15. ve 17. yüzyıl boyunca tüm Avrupa'yı etkileyen Katolik Kilisesi' ne karşı yapılmış dinsel bir harekettir. Katolik kilisesinin aşırı zenginleşmesi ve yozlaşması, siyasetle ve dünyasal etkinliklerle daha fazla ilgilenmeye başlaması birçok din adamının tepkisini çekmiş ve reform hareketlerine yol açmıştır.”
Daha iyi duruma getirmek için yapılan hareket, değiştirme, yüz yıllar önce yaşanmış, dinsel alanda başlamış, yapılması gerekenin unutulup siyasetle daha fazla ilgilenmesi, yani esas konudan uzaklaşılması.
Bizde de esas konulardan uzaklaşılalı çok oldu.
Siyaseten kazanmak her konunun ve toplumun önüne geçmiş, olanlar oluyor yaşananlar yaşanıyor.
Reform, yenilenme çok güzel, çok hoş kelimeler.
Bizi yönetenler, kurucu meclis döneminden reform sözcüğünü cümlelere ve iyi intiba bırakmaya, daha doğrusu kandırmaya hapsettiler.
Bu durum da konuların kökleşmesine, yer etmesine ve yapı olmasına sebep oldu.
Kabul edelim;
Reform önce akıllarda sonra da her alanda gerekli.
Öncelikle kabul etmek şart, sadece şikâyet etmek ama değişimden de korkmak, önemli bir çelişki.
Hep bir bekleme durumundayız, “her daim dur bakalım ne olacak” diye kendimizi sabitliyoruz.
Önemli olan çoğunluğun, genelin memnuniyeti, fakat azınlığın memnuniyeti için kırk yılı heba ettik.
Olmuyor, olmayacak, bu gidiş bize, bugünden farklı bir yaşam kazandırmayacak.
Kimse memnun değil, gidişatın değişmesi gerektiği, herkesin ortak inancı.
Peki, neden olmuyor?
Çünkü kimse kendine dokunmadan her şeyin güzel olmasını bekliyor, böyle bir dünya yok, bedel ödemeden, bazı yanlışlardan vazgeçmeden, doğru bulunmaz, bulunan da doğru olmaz.
Hangisini konuşalım, yazalım veya söyleyelim.
Eğitim, sağlık, güvenlik, dilimizde yer etti.
Bu konuların düzelmeyeceğini, yaşadıkça, içselleştirdik, normale bağladık.
Sağlık konusu;
İnsan olmanın ilk kazanımı eşit ve adil sağlık hakkıdır.
Hiç kimse bu anlayışın dışında tutulamaz, hiçbir devlet, yönetim, vatandaşlar arasında sağlık ayırımı yapamaz.
Bizde oluşan sistem, paran varsa, sağlık hizmeti alabilirsin.
Belki çok iddialı ve haksız bir yaklaşım oldu, ama özele giden insan sayısı, kamuda yaşanan sıkıntılar, bu iddiayı güçlendiriyor.
Eğitim de gelinen nokta;
Okullarda öğretmenler saldırıya uğruyor, bir öğretmen bir okuldan, bir başka okula aktarılamıyor.
Her dönem hükümet anlayışına göre sistem değişiyor, devlet politikasının şekillendirdiği bir eğitim sistemi yok.
Eğitimde de özele bir yöneliş söz konusu.
Eğitim ve sağlık konusunda özel sektör, kamusal hizmetten daha güçlü, devlet, özel karşısında zayıf.
Devletin zayıf olduğu yerde, başıboşluk, keyfilik, kuralsızlık başlar.
Her türlü olumsuzluğun temeli de devletin zayıflığıdır.
Son günlerin konusu “güvenlik”;
Niyeti kötü olanlar, başıboş, iradesiz, otoritesiz, devlet yapısının boşluklarını kullanıyor.
Adalet arayanlarla, kendi adaletini yaratanlar diye ikiye ayrılan bir dünya yaratıldı.
Uyuşturucu, kardeşini, eşini, arkadaşını, katleden, tartıştığı esnafı yaralayan, araç kundaklayan, casino kurşunlayan, ne ararsanız var.
Eksik olan, sadece sonsuza kadar yaşatacağımız devletimizin otoritesi.
Herkes alışkanlık, şahsi çıkar, bir sonraki seçim kaygısı, kimseyle arayı bozmama, yani statükoyu değiştirmezse, önümüzdeki yıllar çok zor geçecek.
Reformlar sözcüklerde, başkalarının zorlamasında ya da dibe vurmada değil, ihtiyaçlarda, güne ayak uydurmada, daha iyi, daha güzel bir ülke ve yaşam yolunda herkesin istemesiyle olur.
Bu haber 614 defa okunmuştur

:

:

:

: