Amaç sorunu çözmek mi, suçlama ve savunma mı?

Son günlerde durum iyice kötüleşti.
“Son günlerde durum iyice kötüleşti. Toplumlar birbirlerinden şüphe ediyorlar. Rumlar Türklerin saldıracağından korkuyor, Türkler de Rumların.
Rumlar arasında ve Türkler arasında yeraltı teşkilatlarının olduğu sır değil. Bunun için fazlasıyla kanıt vardır. Anayasa değişiklik önerilerimi Dr. Küçük’e sunduktan sonra tansiyon yükseldi.
Rum veya Türk, herkes yeraltı teşkilatı üyelerinin bir gece veya gündüz vakti çatışmaya sürükleneceğini düşünüyor ve korkuyor.
Rum polislerinin görev esnasında kendilerini “Rum” olarak hissetmeleri, Türk polislerinin de “Türk” olarak hissetmeleri çok doğaldır.” (Niyazi Kızılyürek, Niyazi hocanın “21 Aralık Sabahı: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ateşe Atıldığı An!” başlıklı yazısından)
21 Aralık gecesi yaşananlar öncesinde, Kıbrıs Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun yaptığı son toplantısında, Makarios’un sözlerinden bir kesit.
İki toplum arasında, güvensizliğin arttığından söz ediyor.
Bu topraklarda “güvensizlik” oldukça eski.
Bugün içinde en önemli sorun güvensizliktir.
Bunu kalıcı ve sağlam temeller üzerinde inşa etmek çok emek ve en başta niyet ister.
Müzakere masasında görüşen iki toplum lider ve heyetleri her gün şaşırtan, bir gün umutlandırıp, bir gün karamsarlığa iten, birinin söylediği, birinin yalanladığı bir ortamda süreci yıpratıyor.
Yapıcı fikir ve iyi niyet beklerken bir suçlama-yalanlama- düzeltme durumu yaşanıyor.
Bu da işin ciddiyetine gölge düşürüyor.
Söylemeye gerek yok, Kıbrıs konusu ciddi bir konu, insanların hayatını, geleceğini, bu adanın ve bulunduğumuz coğrafyanın kaderini ilgilendiren bir sorun.
Bir cümle ile tüm günlük yaşamın etkilendiği, ekonominin, yatırımların durduğu veya hareketlendiği, bu kadar hassas bir denge var.
Sorumlu, ciddi, eğer yapılacaksa tam, yapılmayacaksa hiç açıklama yapılmasın.
Soru ve endişe, bilinmezlik ve karamsarlık yaratacak açıklamalar da olmasın.
Ortada çözüm için ilerleme veya umutsuzluk varsa, bu tam olarak söylensin, söylensin ki herkes iyi veya kötü doğruyu bilsin.
Dedikodu gerçeklerden daha tehlikeli ve zarar vericidir.
Amaç müzakere, ilerleme, çözüm ve sonuca ulaşma mı, yoksa birbirini suçlama, yalanlama ve düzeltme mi?
Kıbrıs Türk tarafı hep savunma durumunda mı olacak, yoksa bu anlaşılmış, kararlaştırılmış bir gizlilik anlaşmasının parçası mı?
Her an birbiriyle çelişen açıklamalar geliyor, bir gün 2016 yılının ilk üç ayında referandum seslendiriliyor, bir gün bunun mümkün olmadığı söyleniyor.
Bu manevraların amacı mutlaka var, ama kaş yapayım derken, göz çıkarılıyor.
Bu tartışmalar, bilgi kirliliği, her kafadan bir ses, umutsuzluk ve güvensizlikten başka bir durum yaratmaz.
Ve Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis’in Kıbrıs sorununa ilişkin yaptığı açıklamalarda, “müzakerelerin, olumlu veya olumsuz, 2016 yılında biteceğini ancak takvimlerin olmadığını” söylemesi gerçekten önemlidir.
Böyle bir durum var mı?
Yoksa bile bir zaman hedefi olmalıdır.
Kıbrıslı Türkler bir kırk yıl daha kendini bağlayamaz, zaman sadece çözülmeye, yıpranmaya, tükenmeye, zayıflamaya hizmet eder.
Her olursa olsun, sonuçta çok sıkıntılı ve sancılı bir dönem bizi bekliyor.
Bu haber 553 defa okunmuştur

:

:

:

: