Hukuken yitirilmeyen haklar için ne yaptık?

21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası törenlerle yad edilmiştir..
21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası törenlerle yad edilmiştir.. Öncelikle tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun. İman edenler bilirler ki, şehitler ölmez, diridir. Bizler bugün bu topraklarda halen Türk bayrağımız altında barış içinde ve özgürce yaşıyorsak bunu ecdadımızın verdiği şanlı direnişe borçluyuz. Bu vesile ile gazilerimize de yüce Allah’tan sağlık ve ömür dilerim. Bugünkü yazımı biraz buruk, biraz tarihi hatırlatma ve hukuken ne yapmamız gerektiği konusunda ele almak istiyorum. Biliyoruz ki, bugüne kadar, Kıbrıs Türkünün yaşadığı ızdırab dolu seneler, yaşanılan katliam ve soykırımlar hukuken hiç dile getirilmemiştir. Oysa GKRY, 1974’ten bu yana kendini aklayacak her kılığa girerek, Kıbrıs Türklerinin toplu yok edilmesini engelleyen ve adaya barış ve huzuru getiren Türkiye ve Türk ordusuna karşı dünyada propaganda yapmaya ve hukuken hak aramaya devam etmektedir.
Şimdi biraz geçmişe bakarak bugüne değinmenin fayda getireceği kanısındayım. Hatırlanacağı üzere, büyük bir umutla ve adada huzur ve sükunet sağlanacağı denen 1960 Antlaşmaları ne yazık ki o dönemin Rum kökenli yöneticileri için masa üstünde bir kâğıttan başka bir şey olmamıştır. Andlaşmalar, ahde vefa, iyi niyet gibi uluslararası hukukun genel ve temel ilkeleri ne derse desin, ENOSİS davasından vazgeçmeyen Rumlar, herhangi bir biçimde Türklerle eşit ortaklığı, yani egemenlik paylaşımını kabul etmek istememişlerdir. Böyle bir yaklaşımı, Megali İdea’dan vazgeçmek olarak algılamışlardır.
Bu maksat doğrultusunda Rumların, Akritas planını devreye koydukları 21 Aralık 1963 saldırıları çerçevesinde önce Kumsal Katliamı ve akabinde 1974’e kadar gerçekleştirilecek diğer toplu katliamlar ve hatta soykırımları Kıbrıs Türküne yaşatarak soykırımların müsebbibi olduğu gerçeğini hiçbir zaman aşımı, yeni bir anlaşma için müzakere süreci yok sayamaz, saymamalıdır da. Ne yazık ki, Uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler, bu kapsamlı etnik temizlik ve soykırım eylemlerine karşı da ilgisiz kalmışlardır. Unutulmasın ki bu insanlık dışı çabanın önünde Kıbrıs Türk halkını kurtuluşu, Türkiye Cumhuriyetinin 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarından doğan yetkilerini kullanarak adaya yaptığı askerî müdahale ile mümkün olabilmiştir. Şimdi Garantilerden vazgeçilmesi yönündeki GKRY-Yunanistan baskısı tüm bu tarihi gerçeklikler göz ardı edilerek yok sayılması mümkün mü?
Kabul edilmelidir ki, 1963-74 seneleri arasında Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı soykırım gerçekleştirmiştir. Neden soykırım yaşanmıştır diyoruz? Bunu, B.M. SOYKIRIM SUÇUNUN ÖNLENMESİNE VE CEZALANDIRILMASINA DAİR SÖZLEŞME (Yürürlüğe Giriş: 1951) doğrultusunda ifade etmek mümkündür. Örneğin, Muratağa - Sandallar - Atlılar saldırılarında, 16 günlük bebekten 90 yaşındaki yaşlılara kadar masum insanların çukurlar açılarak topluca savunmasız bir şekilde katledilmesi, sözleşmede de ifade edilen soykırım kastını açıkça ortaya açıkça koymaktadır !!!.
Ne üzücüdür ki, bugüne kadar uluslararası toplum, Türk tarafının barışçı yaklaşımlarını ve uygulamalarını, hatta suskunluğunu hep yanlış anlamış ve yanlış yorumlamıştır. Lakin, 1963 yılından 1974 Barış Harekatı dönemine kadar Kıbrıs Türklerine karşı uygulanan soykırım ve etnik temizlik eylemleri, işlenen diğer savaş suçları konularında bugüne kadar hukuki bir girişimde bulunulmaması büyük bir hata olmakla beraber oldukça düşündürücüdür. Bu konuda gecikilmiş olmakla birlikte, bu gibi suçlardan dolayı zamanaşımının söz konusu olmadığı da dikkate alındığında, ciddî bir hukuki inceleme ve teşebbüsün, geç de olsa, bir an önce başlatılmasında yarar görülmektedir.
Özellikle de, Rum – Yunan tarafının salt politik ve diplomatik yöntemlerle pek çok kazanımlar elde ettikleri bir süreçte, Türk tarafının hukuki yöntemlerden dahi yeterinde yararlanamamış olması, sivil halkın hakkını aramakta kendi başına kalması, üzücü olgulardır..
Öte yandan, Ermenilerin sözde “Ermeni Soykırımı”, Yunanlıların ise sözde “Pontus Rum Soykırımı” savları ile Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yürütmekte oldukları politik seferberlik, dolaylı işbirliği dikkat çekicidir.

Nitekim, yaşanan acı olaylar, Uluslararası Hukuk, İnsan Hakları Hukuku ve Uluslararası Ceza Hukuku çerçevesinde yeni baştan saptanmalı, belgelendirilmeli ve değerlendirilmelidir.
Ceza hukuk açısından temel yaklaşım, “insanlığa karşı işlenmiş suç”, “soykırım suçu” ve “savaş suçları” kavramlarına dayandırılmalıdır.
Özel hukuk açısından yaklaşım, tazminat hukuku, mülkiyet hukuku ve insan hakları hukuku kavramlarına dayandırılmalıdır.
Olaylar çok geniş bir zaman dilimini, coğrafyayı ve kişileri kapsadığından, tümü birden ele alınmamalı; belgelendirme, iddia ve taleplerin tespiti bakımından uygun durumda olan konular öncelikle değerlendirilmeli ve sonuçlandırılarak işleme konmalıdır.
Tüm bu çabalar, ne dillendirilen “barış” önüne engel ne de tarafımızca ortaya konan provaktif bir durumdur. Bu soykırıma maruz kalanlara, canını vatan için şehit verenlere karşı yapılması gereken bir vefa borcudur. Sizce de bunu istemek hakkımız değil midir? Tüm bunların ötesinde anlaşma istenen Rum tarafının Kıbrıs Türklerine bir özür borcu anlaşma yolunda ortaya konması gereken en büyük iyi niyet olmayacak mıdır?....!!!!
Bu haber 393 defa okunmuştur
  • güven yok Cengiz   - 28.12.2015 Rumlara güvenmiyoruz Emete hocam, bu söyledikleriniz derhal hayata geçirilmeli.
  • vatan ve çözüm mehmet yıldırım  İSTANBUL - 27.12.2015 gecmıste yaşanan ve kıbrıslı türk ü insanolarak görmeyen, her fırsatta kıbrıs ın tamamına sahip olmak isteyen bir RUM kesimi mevcut, mevcut topraklara saip çıkmalı ve RUM un vaatlerine kanmamalıdır, huzur isteniyorsa tavizlerden kaçınılmalıdır, hep taviz TÜRK lerden istenmekte ve kendileri herhangi bir toprak iade sine yanaşmakatadir.

:

:

:

: