Suda yine çözüm yok…

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin acelesi yok…
Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin acelesi yok…
Su olsa ne olur, olmasa ne olur?
Elektrik de gelecekmiş Anadolu’dan… Kime ne?
Su meselesinde hükümetin büyük, solcu ve istikrarlı öğesi, Cumhuriyetçi Türk Partisi ideolojik, takıntılı ve problemli duruşunda ısrar ediyor. Adamlar özel sektöre karşı. Devlet yapsın, belediye yapsın, özel sektör hiçbir şeye bulaşmasın diye acayip bir takıntıları var.
Tabii ki konuya “bağımsızlıkçı” bir yaklaşımla da bakabiliriz. Üstelik o açıdan bakılınca yanlış bile olsa alınan tavır saygı duyulması da gerekir. Nihayette Kıbrıs Türk hükûmetinin Türkiye’ye karşı bile kafa tutabilmesi, Kıbrıs Türkünü “Türkiye’nin alt yönetimi” olarak görenlere cevap niteliğinde bir tokat olur.
Su gibi hayatın temel öğelerinden birisinin yönetiminin devlete ait bir imtiyaz görülmesi esasında normal ve kabul edilebilir bir siyasi duruş olmalıdır... Öyledir de elimizdeki konu geçmişte hiç de başarılı olmayan bir kamu yönetiminin veya yerel yönetim sisteminin böyle büyük ve bol akçeli bir konuda yeterli olup olmadığı, böyle bir imtiyazla daha da büyük bir siyasi canavara dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
Kıbrıs Türk Su İşleri İdaresi veya Elektrik İdaresi tarihlerinin hangi döneminde başarılı görev yaptılar? Bırakın halktan, dayatarak baskı yaparak para toplamayı, kaç kamu kurumundan, kaç özel sektör kuruluşundan, otelden, kumarhaneden para toplayabildiler? Toplam işletme zararları ne kadar? Toplayamadıkları su ve elektrik paraları ne kadar?
Günümüz dünyasında bu işler artık kamu şirketleri yoluyla çözülmüyor. Kamunun da ortak olabildiği (şart değil) yap-işlet-devret modeli yapılanmalar yoluyla hem işin en ekonomik şartlarda gördürülmesi, sistemlerin devamlı yenilenmesi ve işler halde tutulması hem de belli bir süre sonra açılacak yetkilendirme ihaleleri yoluyla kamuya yeni yatırım imkanları sunacak mali destek sağlanması mümkün görülüyor. Bu gibi şirketlerin “işletme zararları” kamuya fatura edilmeyip kendileri tarafından üstlenildiği için gerek kamuda gerek özelde, isterse de otellerde, gazinolarda veya başka işletmelerde verilen hizmetin, satılan emtianın karşılığı kalmaz, kalamaz. Kalırsa da sadece o şirketi ilgilendirir.
Tamam Türkiye’deki aklı evvel elektrik dağıtım şirketleri, siyasi iktidarın da hoş görmesiyle “şebeke kaybı payı” veya “tahsil edilemeyen kullanım payı” gibi absürt kalemlerle faturaları şişiriyorlar ama, dediğim gibi bu “siyasi ortaklarla” mümkün olan özel soygun yöntemi, normal değil.
Ankara’nın Devlet Su İşleri’nin de ortak olacağı bir özel sektörün suyun dağıtımını yapması – ve sudan sonra adaya sağlanması düşünülen ucuz elektriğin de benzer bir firmayla Kıbrıs Türküne pazarlanması – önerisi o kadar yabana atılır, “Olur mu öyle şey, Türk şirketinin ne işi var burada” denilecek bir konu değil.
Tamam, Türkiye’nin koloni yönetimi kurmasına izin vermeyelim de kaynak sağlayıcı şirketin dağıtım şirketinde belli bir oranda ortak olması her zaman görülmese de ilk kez yaşanılan bir konu değil. Dünya kadar benzer örnek var, bilhassa petrol ve gaz alanında. Bu Türkiye’ye “alerji” duyan davranış sahibi arkadaşların marifetleriyle THY ile ortaklığına kezzap dökülen Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın başına gelenler ders olmalı Sayın Mehmet Ali Talat ve arkadaşlarına, ama olmuyor işte... Kimse ideolojiyi bir tarafa bırakıp, KTHY nasıl battı? THY ile ortaklığı olsa idi batar mıydı? Niye önce küçültüldü sonra batırıldı ve bir Kıbrıs Türk kurumu nasıl yok edildi, çalışanlar perişan edildi? Bunlar niye sorulmuyor? Keşke KTHY “millileştirilecek” diye yola çıkanlar, KTHY’yi özelleştirmeyi düşünebilseler ve batmadan önce bu adımı atabilseler idi.
Şimdi Su İdaresi sanki başarılı imiş gibi buna bir de belediyeler ilave edilerek oluşturulacak ideolojik şirket ile yüzlerce kişi işe alınacak, şişkin kadrolarla pahalılaşacak su halka sunulacak, devlet şirketi olduğu için Rum tarafı bu şirketle temas bile etmeyecek, kısa süre sonra işletme kaybı adı altında Türkiye’ye tekrar el açılıp verdiği suyun kötü yönetimi dolayısıyla oluşan siyasi zararın da ödenmesi istenecek.
CTP mantığı işte bu...
Hani eleştirdiğimiz “Kıbrıs ileri karakoldur, biz çalışsak da çalışmasak da maaşlarımızı Türkiye verecek, mecburdur” diyen anlayış vardı ya, o sağ görüştü, bu da sol... Var mı birbirlerinden farkları?
Artık biraz onurlu olsak, sakınca var mı?
Türkiye ile dişe diş görüşme yapılması güzel. Taleplerde bulunulması, mükemmel. Her denilene evet dememek de alkışlanacak bir özyönetim başarısı. Ama ideolojik takıntıları Allah aşkına aşalım.
Bir kere, Rum tarafına da satacak isek bu suyu, eğer bir gün rahmetli Turgut Özal’ın hayalini kurduğu Barış Suyu Projesi KKTC üzerinden gerçekleşip İsrail’e, Körfez Araplarına uzanan bir barış ve karşılıklı bağımlılık otoyolu olacak ise, özel şirket kurulması gerekmez mi? Bakın ne oldu mobil telefon olayına? Özel şirket bile kabul göremedi Rum kesiminde, roaming anlaşması dahi yapılamadı. Tamam Rumların mantalitesi bu işe engel oldu diye suçlayabiliriz ve haklı da oluruz ama özel şirketi kabul etmekte zorlanan bir “ortağa” KKTC kamu şirketini nasıl kabul ettirecek Sayın Talat ve nasıl Rum’a su satacak bir söylesin de öğrenelim.
Zamanı bol CTP’nin... Bu arada su denize akıtılıyor. Hayat denize akıyor. Yaz kapıda, Kıbrıs yine kavrulacak susuzluktan. Talat da o zaman herhalde bir yerlerden su bulur kına yakmak için.
Zamanımız bolmuş ve belki bir hükümetler arası anlaşma yapabilir, belki de yapamazmışız, acele etmenin gereği yokmuş...
Bu kafa neyin kafası?
Uyanalım ve farkına varalım. Kıbrıs’a Anadolu’dan su 1974 Barış Harekatından daha da büyük bir olay. Yarın elektrik gelecek. Ada Türkiye üzerinden dünyaya entegre olacak. Kıbrıs Türkü, ve arzu ederse Rum’u, ucuz taze suya ve elektriğe kavuşacak.
Buna engel olunabilir mi? İlle de belediyeler nemalansın inadıyla, ille de kamu şirketi olsun arzu ettiğim gibi çiftlik oluşturayım aymazlığıyla engellenebilir mi?
Geçen defa CTP ekonomik programı uygulamamak için kaçmıştı yönetimden. Sonra ekonomik program uygulanarak düze kısmen çıkan KKTC’yi yönetmeye bastonlu da olsa tekrar geldi. Ama değişen bir şey yok, CTP halka hizmeti ideolojiyle sınırlı görmekte ısrarlı.
Bu haber 318 defa okunmuştur
  • Sadece su mu? Hasan Mehmet  Lefke - 31.12.2015 Asrın projesi sevinilecek, övünülecek, düşmanın bile gıpta edip imreneceği bir proje iken, bir zamanların küçük İKÖK-KöGEF yöneticilerinin iş bilmez tavırları ile utanılacak bir duruma geldi. Rumlar bize kıs kıs gülmektedirler. Beceriksizlik ancak bu kadar olabilir. Ama bunun gerçek nedeni sadece mevcut basiretsiz idareciler değil. KKTC``deki mevcut siyasi yapılanmadır. Bu siyasi yapılanma, işin ehlini değil, partizanlığı, adam kayırmacılığı esas alır. Kim seçilirse seçilsin, seçimi dağıttığı para veya vaat ettiği makam iş, imkan, itibar ile kazanır. Doğru sistem kişilerin kendi temsilcilerini seçtiği, Dar Bölge - İki turlu seçim sistemi ve Başkanlık sistemidir. Başkan kabinesini milletvekillerinden değil, işinin ehli kişilerden seçmelidir. Bilindiği üzere bu sistemde kuvvetler ayrılığı esastır. Parti disiplini yasaktır. KKTC 50 seçim bölgesine ayrılmalıdır. KKTC``nin büyüyüp kalkınmasının esası budur. Ama maalesef partiler hala ``Tek seçim bölgesinden`` bahsetmektedirler.

:

:

:

: