Uluslararası hukuka göre “Garantiler Çağdışı ve Geçersiz” olabilir mi?

1963’ten bu yana Rum yönetimi ve Yunanistan ne istiyor?
1963’ten bu yana Rum yönetimi ve Yunanistan ne istiyor? Garantiler kalksın. Bunu da dile getirirken en azından bugün ortaya koydukları söylem ne? “Garanti antlaşması artık çağdışı ve geçersizdir.” Bu durumda Rumların ortaya koydukları bu söylemler karşısında ne yapmamız gerek? Tabi ki, Uluslararası hukuka bakıp garanti antlaşmaları çağdışı mı yoksa artık geçersiz mi değerlendirecek ve karşı yanıtımızı vermemiz gerekecektir. Zira “çağdışılığı” belirtilen antlaşma, bugün adada var olan barış ve sükunun yegane unsuru olduğu göz ardı edilmemelidir.
O halde ilk adıma bakalım; uluslararası hukuk bize diyor ki bir antlaşmanın geçerli olması için yetkili temsilcilerin serbest iradeleri ile gerçekleşmiş olması halinde antlaşma uluslararası hukukunca meşru sayılabilir. O halde ilk olarak Garanti Antlaşmasına imza koyan tarafların serbest irade ile hareket ederek bunu gerçekleştirdikleri dönemin kanıtlarına bakılınca görülmektedir. Tabiî ki bu geçerlilik koşulları için yeterli bir sebep olmamakla beraber söz konusu antlaşmanın yasal yetkililerce yapılmış olması gerekliliği gözden kaçmamalıdır. Garanti Antlaşması yetkisiz kişilerce gerçekleştirilmiş olsa idi bu Antlaşma uluslar arası hukukta ultra vires Antlaşma halini alacak ve bağlayıcılığı olmayacaktır. Nitekim, Garanti antlaşmaları irade serbestliğine dayanarak yani taraflarca serbestçe antlaşma hükümlerinin oluşumuna katkı konularak kabul edilmiştir. Bu koşullarda bugün Yunanistan’ın yada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin antlaşmanın çağımızda geçersizliği talebi söz konusu olamaz. Zira antlaşma dönemin tarafları arasında ortak irade ve mutabakat ile imza edilmiştir. Hem de geçerlilik süresi öngörülmeden, anayasal düzeni oluşturan ana unsurlardan biri olarak yer alarak bu olmuştur. Dolayısıyla antlaşma olurken geçersizliğine sebebiyet verecek yanılma yada hata , aldatma yada hile veya temsilcinin ayartılması, temsilci üzerinde zor kullanılma veya devlet üzerinde kuvvet tehdidi yada kullanımı olmamıştır. Şayet bu hususlardan biri gerçekleşmiş olsa idi Garanti Antlaşmalarının bugün çağdışılığı yada geçerliliği ve bağlayıcılığı tartışılabilecekti..

Şüphesiz, ilkesel olarak antlaşmaların gerçekleştikten sonra tarafların buna saygı göstermesi gerekmektedir. Bu saygının esasında yerini pacta sunt servanda ilkesi yani “yürürlükteki her antlaşma tarafları bağlamakta ve onlarca iyi niyetle uygulanmak zorundadır” hükmü evrensel ilke olarak 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuk Sözleşmesinde kabul edilmiştir. Zaten Garanti antlaşmaları da amacı gayet anlaşılır bir dil ile saptanmış ve uygulanırlık açısından sorun teşkil etmeyen uluslararası hukuka uygun bir metindir. Şayet taraflardan biri yükümlülüklerinden sakınır yada kaçarsa yada yerine getirmekte isteksiz olursa bu durumda iyi niyet durumu sorgulanmalıdır. Bugünkü koşullarda garanti antlaşması yapıldığı dönemden bu yana mevcut antlaşmada garantilerin sona erme tarihi olarak herhangi bir hüküm de öngörmemiştir. Kaldı ki Garanti Antlaşması Kıbrıs adasının tümü üzerinde anayasal bağlayıcılığı olan hukuksal etkisi olan bir antlaşmadır.
İlaveten, Garanti Antlaşması’nın özellikle de Üçüncü kişiler bakımından yükümlülükler doğuran yapısı göz ardı edilmemelidir. Bu yükümlülükler bağlayıcıdırlar. Bu tür antlaşmaların ilgili üçüncü kişiler bakımından hüküm doğurabilmesi için temel koşul bu yükümlülüğün üçüncü kişilerce de kabul edilmesidir. Nitekim, gerek uluslar arası mahkeme kararları gerekse 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (mad.35) bunu doğrulamaktadır. Bir üçüncü devlet bakımından böyle bir yükümlülüğün doğması için aranan başka bir koşul da , bu yükümlülük kabulünün yazılı yapılması ile ilgilidir. Tüm bu hususların da garanti antlaşması imzalanması döneminde uluslararası hukuka uygun şekilde gerçekleştiğini ve üçüncü kişileri bağlayıcı kıldığını görmekteyiz. Oysa bugün Yunanistan bu konuda karşı duruş içerisinde sesini yükseltmesinin arka plandaki niyeti sorgulanmalı ve düşünülmelidir. Garanti antlaşmasının varlığı neden Rum yönetimini ve Yunanistan’ı rahatsız etmektedir? Tüm bu sualler arkasında iyi niyet olmadığına dair yüksek bir ihtimali ortaya koyabilmektedir.
Peki bugün Garanti antlaşmalarının sona ermesi durumu yada uygulanmalarının durdurulması veya hükümlerin değiştirilmesi mümkün mü? Antlaşmaların sona ermesi yada uygulamalarının durdurulması üç durumda ortaya çıkmaktadır: tarafların ortak iradeleri sonucu. Bu da iki durumda olanaklıdır; Antlaşmanın hükmü ile yada tarafların rızası ile olabilir. Oysa Garanti Antlaşma hükümlerinde böyle bir durum söz konusu değildir. O halde,Tarafların rızası konusunda şart gerekmektedir. “Bunun uygulanmasında da iki yöntem söz konusudur. Birincisi tarafların yaptıkları bir antlaşma ile önceki bir Antlaşmanın tamamına yada bir bölümüne açıkça son vermeleri (abrogation expresse), ikincisi de yapılan ikinci bir antlaşma ile önceki antlaşmanın aykırı hükümlerine üstü kapalı bir biçimde son verme yöntemi olmaktadır”(Pazarcı,1997).
Bir diğer antlaşmaların kaldırılmasında sunulan seçenek de fesih ve çekilme durumudur. Esasen her sözleşmede fesih ve çekilme koşulları yer almaktadır. Fesih hakkının da tek taraflı bir biçimde yasal olarak kullanılması Viyana sözleşmesinde açıkça ortaya konmuştur. Buna göre antlaşma hükümleri bunu öngörüyorsa(mad 54/a), tarafların fesih yada çekilme hakkını tanıma niyetinde oldukları çeşitli verilerden anlaşılıyorsa gibi hükümler söz konusudur. Ancak Garanti Antlaşması yapısı gereği bu niteliği taşıyan bir zemin ve içerikte oluşturulmamıştır. Tüm bunları dikkate aldığımızda, garantilerin kaldırılmasını görüşebiliriz diyerek beyanat verenlerin bir kez daha uluslararası hukuku ve garanti antlaşmasını derinlemesine irdeleyecek çalışma içerisinde bulunmaları daha sağlıklı adımlar atılmasında yardımcı olacağı kanaatindeyiz. KKTC Cumhurbaşkanı’nın ve TC yönetiminin Garantilerin kaldırılmasından yana olmayan siyasi duruşu ise takdir edilecek bir durumdur. Lakin bu konudaki hassasiyet ve dik duruş tüm müzakere sürecinin sonuna kadar götürülmesi hayati öneme haiz bir durumu yansıtmaktadır.
Bu haber 896 defa okunmuştur
  •    - 02.02.2016 Tum garantor ulkelerin nufusunu bir toplayiniz.Bir de bu garanti antlasmasini onaylayan B.M.Guvenlik konseyi uyesi bes ulkenin nufusunu hesaplayiniz.Yani yuzmilyonlarca nufusa sahip bu ulkelerin garantorlugu, bir milyonluk bir nufusa sahip olan Kibris gibi minik bir adanin onlarca yildir savas icinde harcanmasinji onleyemedi!Demek ki esas amaclari biz Kibrislilarin refah ve guvenlik icinde yasamalarini saglamak degil ama sadece hep kendi devletlerinin milli cikarlarini korumakti.
  • Rica Kemal   - 01.02.2016 Hocam yazılarınız fevkalade güzel daha çok yazılarınızı sizi ekranlarda görmek istiyoruz
  • Bora  Lefkosa - 06.01.2016 Kimse gocunmasin ama basimiza ne geldiyse bu sozde Garantilerden gelmedimi?
  • Neyin garantisi? Hasan Mehmet  Lefke - 06.01.2016 Tezlerimizin ne olduğunu ortaya koyalım. Öncelikle iki bölgeli, iki kesimli tek vatandaşlı Federasyon, ilki. İkincisi de AB``ye katılım. Şimdi bu durumda Türkiye AB ülkesi olmuş federal Kıbrıs``ın nesini garanti edebilir ki? Garantilerin devam etmesi ancak iki devlet zemininde, konfederal yapı ile, devletler arası anlaşmalarla belki mümkün olabilir. Yoksa AB ülkesi olmuş bir devlete Türkiye nasıl garantör olabilir? Kıbrıs``ın AB``ne girmesi ile garanti anlaşmaları işlevselliğini yitirdi. Belki bunun yerine Türkiye``ye İngiltere gibi egemen üs vermek en akıllıca olanı.
  • tebrik ve rica Çakıroğlu    - 06.01.2016 Emete hoca, kaleminize sağlık, bir de su konusunda yazı yazarmısınız merakla bekliyoruz.bi de hocam daha sık yazsanız özlüyoruz yazılarınızı

:

:

:

: