Kent estetiği

Kentler iyi hazırlanmış sofralarda, altın yaldız tabaklarda sunulan benzersiz yemekler gibi olmalıdır.
Kentler iyi hazırlanmış sofralarda, altın yaldız tabaklarda sunulan benzersiz yemekler gibi olmalıdır. O şehirde yaşayanlara bir taraftan görsel bir şölen yaşatırken diğer taraftan da her gün farklı bir lezzet, ayrı bir yaşam zevki vermelidir sokaklarında dolaşanlara. Onları içinde yaşanılabilir, hatta ziyaret edilebilir kılan da böylesi bir sunumdur diye düşünüyorum.
Tabi ki kentleri kent yapan temel unsur insan ve orada yaşayan dostlardır ama işin içine estetik karışmadıkça bu yeterli olmuyor. Estetik kaygılardan yoksun yöneticilerce harap edilen kentler hızla kan kaybediyor, kimliğini, kişiliğini yitiriyor ve sıradan kentlerden biri haline geliyor. Bu nedenle kent kimliğini koruyarak geliştirilecek estetik yaklaşımlar kentlere kan, can hayat veren en önemli unsurlardan birisi olarak dikkatleri üzerinde topluyor.
Ben uzun zamandır, KKTC yerleşim birimlerinin bu konuda ciddi bir biçimde hırpalandığını görüyor, dağlarının denize bakan yamaçlarının, “ sardunyalı bahçelerle çevrilmiş evler “ yerine beton bloklarla dolmasından üzüntü duyuyor, endişeleniyorum.
Daha düne kadar otantik yapı iyi kötü korunurken son birkaç senedir ne oldu da her yer bir anda çok katlı apartmanlarla dolmaya başladı anlamak mümkün değil. Hadi Lefkoşe başkenttir oradaki yapılaşma biraz su kaldırır, merkezde olmak şartıyla göz yumulabilir. Peki Girne’ye, Magosa’ya ne oluyor. Her yer sekiz on katlı apartmanlarla doldu.
Dünyadaki hiçbir ada ülkesinde özel bazı durumlar dışında yüksek katlı yapılaşmaya izin verilmez. Hele bu ülke geleceğini büyük ölçüde “ Turizm “ sektörüne bağlamışsa böylesi bir ülkede betonlaşma, dikine yapılaşma affedilemez bir hatadır.
Bu konudaki diğer bir hata da inşaat tarzı ile ilgilidir. Kıbrıs’ın kendisine özgü bir kemer biçimi, bir duvar taşı, bir rengi vardır. Bu tarzın belki aynen değil ama stilize bir biçimde korunması gerekirdi diye düşünüyorum.
Ben görev gereği sürekli seyahat eden biriyim. Ayrıca da denizciliğe merakım nedeniyle de kendi teknemle sürekli olarak Egedeki Yunan adalarını ziyaret ediyorum. Sakız’da, Sisam’da, Samos’da devletin izin verdiği biçim’in dışında hiçbir inşaat yapamazsınız, beyaz dışında da hiçbir renge boyayamazsınız. Kafanıza göre oda ekleyemez, kat çıkamaz, balkon çeviremezsiniz.
Ama o adalara Turizm mevsiminde günde beşer onar Curuise yanaşıyor, hergün onlarca uçak inip kalkıyor. Dünyanın dörbir köşesinden turist yağıyor. Öyle oteller de ahım şahım değil, çoğu aile işletmesi. Masraf minimum, fiyatlar uygun, müşteri memnuniyeti tavan yapmış durumda.
Her yer otantik yapısını koruyor. Turist binaya değil bu yapıya geliyor. Binanın, otelin kralı kendi memleketinde var. Bize tabiatı yaşamaya, doğayı görmeye geliyor. Biz de doğayı bozup bozup bina yapıyoruz.
Bu gidişe çok geç kalmadan bir dur demek, birbirine bitişik binalardan oluşan site yapılaşmasına son vermek, bir master plan çerçevesinde adamızı betonlaşmadan korumak gerek. Kentlerimizin estetiği , doğallığı kaybolursa kaybımız müthiş olur.
Bu haber 181 defa okunmuştur

:

:

:

: