Umutsuzlukla kavga

İktidarlar sorunların üzerine kararlılıkla gidemiyor, bunu, bugünlerde çok daha net görebiliyoruz.
İktidarlar sorunların üzerine kararlılıkla gidemiyor, bunu, bugünlerde çok daha net görebiliyoruz.
Oysa çok şeyler, imkânsız olanaklar istemedik, bu ülkede yaşayanlar olarak iyi, adil, eşit hizmet, sağlık, eğitim, yol, yaşam hakkı istedik, fırsat eşitliği bekledik, yani bunları beklemek çok mu?
Biz de iyi vatandaş;
Islah, sessiz, hakkını aramayan, ne verilirse razı olanlar anlamına geldi hep.
Bölündük, ayrıldık, ayrıştırıldık, yönetilmemiz, yönlendirilmemiz, daha kolay oldu, bireyselleştik, bunun en önemli sonucu, umudu, çözmeyi, üretmeyi her daim kendimizden değil, başkalarından beklemek oldu.
Bu ülkenin en geniş kitlelerine ulaşabilen iki siyasi partinin ortaklığında bile sorunlar, beklentiler hüsrandan öte gidemiyor.
Herkes, her yerden illaki birilerine bağlı, bu bağ o kadar güçlenmiş ki herkesin öncelikleri arasında bir denge kurulmaya çalışılıyor.
Durum böyle olunca her ne varsa yarım yamalak, her yer sorun, sıkıntı, çözümsüz.
En kötüsü bu ortam kabullenildi, içselleştirildi, insanlar kendi ülkesine küstü.
İnsanlar kendine, seçtiklerine, kurumlara güvenmez durumda.
Söz konusu her ne olsa, ilk aklımızdan geçen biz yapamayız, bizim tecrübemiz yok, bizim imkânlarımız yok, beceremeyiz.
Sorun, sıkıntı, çaresizlik, belirsizlik, yaşamın, hayatın, memleketin kendisi oldu.
Bu nasıl bir ruh halidir, bunu terse çevirecek, güvenimizi bize geri verecek adımları daha da gecikmeden ne zaman ve nasıl atacağız?
Memlekette bir kavga olmalı, bir mücadele verilmeli, en başta umutsuzlukla, daha iyi, daha kaliteli bir yaşamla, güzel bir gelecek için.
Kavga, ideolojik, iktidar, inanış noktasından çıkmalı, elbette kendi içinde şekillenebilir, ama ortak nokta beraber daha güzel, daha güvenli bir hayat olmalı.
Bu kavgayı, bu mücadeleyi görmeyen, bu uğraşı ortaya koymayan, ilk önce kendisine, sonra ülkesine yabancılaşır.
Her şeyin ilk adımı olan umut ve bizim içinde olduğumuz umutsuzluk, birkaç yılda bir düzenlenen seçimlerle aşılamaz, vatandaşlık görevi sadece oy vermekle sınırlı tutulamaz.
Bize öğretilen, öğrenilmiş çaresizlik, bu umutsuz tablo, bu içinde bulunduğumuz karamsarlık, bizim eserimiz.
Bundan kurtulmayı sadece siyasi yönetimlere bırakmak, hayat, yaşam kavgasından vazgeçmektir.
Oysa hep söylendiği gibi, hayat bir mücadele değil midir?
Bu ülkede yaşam kavgasını oluruna bırakmak, umut etmemek, bununla beraber mücadele etmemek, ülke ile, yaşamın gerçeği ile ilişkinin kesilmesidir.
Bu ülkede hissedilen yalnızlık, yeniklik, umutsuzluk, her seçimde oy vermek, bunu “görevimi yaptım benden çıktı” diye basitleştirmek, artık hiçbir şeyi çözmüyor.
Yaşam kaygısında çok önemli mücadeleler, kavgalar veriyoruz.
Her gün için biri bitip, biri başlıyor, hep de öyle olacak.
Hepsiyle elbette yüzleşmeye devam edeceğiz, ama en büyük mücadelemiz umutsuzlukla olsun.
Ve tüm umutsuzluklara inat bir gerçek var ki, en imkânsızları, hep umutsuzlar başardı.


Bu haber 602 defa okunmuştur

:

:

:

: