AKEL’in tavrı, iç siyaset mi, Kıbrıs sorununu çözmek mi?

AKEL, bir zamanlar Kıbrıslı Rum ve Türk emekçilerin partisiydi. Toplumlar arası olayların yaşandığı 1958 yılında, AKEL doğru bir yönlendirme yapıyordu.
AKEL, bir zamanlar Kıbrıslı Rum ve Türk emekçilerin partisiydi.
Toplumlar arası olayların yaşandığı 1958 yılında, AKEL doğru bir yönlendirme yapıyordu.
Aynı zamanda bu yönlendirmeyi yapan tek siyasi partiydi.
Bildiriler dağıtıyor ve iki topluma çatışmalara son verip esas sorumlunun görülmesini, İngiltere’nin niyetinin fark edilmesini istiyordu.
İngiltere kendi çıkarları için iki toplumun yaşadığı semtlerde çatışmalar örgütledi, dikkatleri kendi üzerinden uzaklaştırarak, sorunun Kıbrıslı Rum ve Türkler arasında olduğunu göstermeye çalıştı.
AKEL, Londra-Zürih anlaşmalarının imzalanmasına karşıydı, sebebi ise emperyalist olarak gördüğü ülkeleri, Kıbrıs’ta söz sahibi yapmamaktı.
Bağımsız Kıbrıs’ın ancak ve ancak, Rum ve Türklerin beraber mücadelesi ile oluşacağını savunuyordu.
Sonuçta bugün bile tartışılan bu anlaşmalar imzalandı.
En başta İngiltere bu anlaşmalarla egemen üstler, 99 mil karelik Kıbrıs toprağı ve adanın 32 ayrı noktasını aldı.
Mareşal Harding AKEL’i ve diğer sol örgütleri yasa dışı ilan etmişti.
1959 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminden bir hafta önce bu yasak kaldırılmıştı.
Yine AKEL, Başpiskopos Makarios’a, bağımsız Kıbrıs için halkın birliğini sağlayacağını ilan etmesi koşuluyla, halkın ortak adayı olmasını teklif etti.
Makarios bu teklifi sebep belirtmeden reddetti, bu ret kararının sebepleri bugün bile bilinmiyor.
AKEL, Makarios’un Anayasada 13 maddelik değişiklik yapmak istemesine karşı çıkmıştı.
Bu girişimin Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında sorun yaratacağını öngörüyordu ve bu Makarios’a bildirilmişti.
Makarios “Belki bir gün tarih bizi haklı çıkarır” diyerek bildiğini okudu.
Sonrası malum, Kıbrıs bir daha eskisi gibi olmayacak zamanlara girdi.
AKEL, Lozan ve Zürih anlaşmalarına karşı çıkarken, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin adaya asker getirmesine karşı olan tutumu en önemli sebeplerdendi.
Yakın tarihte;
ANNAN planı, Kıbrıs için önemli bir adımdı, ilk kez bir referandum yapıldı.
AKEL, ANNAN da sekiz maddelik değişiklik istedi;
“Çözümün hayata geçirilmesi, güvenlik, asker, Türkiye’den gelenler, toprakların iadesi, mülkler, ekonomi, yetki yapıları”.
Güvenlikle ilgili garanti beklentisinin karşılanmadığı gerekçesiyle AKEL, ANNAN planına karşı çıktı.
Bunlar, o gün için AKEL’in kırmızı çizgileriydi.
Yapılan bir ankete göre, ANNAN planına hayır diyen Rumların %70’i AKEL destekçisiydi.
Ve dönemin devlet Başkanı Papadapulos tarafından “‘Hükümetten atarım’ diye tehdit edilip yanına aldığı yine AKEL’di.
Yani ANNAN planında değişiklik istemek de, bunlar olmayınca “bizden hayır” demekte sadece hükümetten atılmamak içindi.
Günlük ve içsel çıkar, makam koruma isteği ANNAN planıyla Kıbrıs sorununu çözmenin önüne geçti.
Bugün için durum nedir?
Kırmızı çizgilerini açıklayan AKEL;
“Mülkiyet, güvenlik (yani garantiler), askersizleştirme, büyük başlık toprak ve yerleşikler” diye bir çerçeve çiziyor.
Yazının başından anlatmaya çalıştığım, AKEL önemlidir, özellikle müzakere süreci devam ederken.
Anastasiades, DİSİ ve AKEL’in desteğini alırsa güneyde önemli bir avantaj olur.
AKEL’in Türk tarafına da avantajı olacak, konuları bilerek, Anastasiades’e iç siyasete baskı yaratacak, herhangi bir yanlışlıkta, Kıbrıs Türk tarafının tavrını bilen AKEL, Anastasiades’i sıkıştırarak doğru neyse ortaya koyabilecek.
Önemli olan, AKEL’in tavrı iç siyasete mi, Kıbrıs sorununu çözmek mi?
AKEL heyeti 23 Ocak tarihinde, yani yarın, Türkiye’yi ziyaret edecek.
Andros Kiprianu, “Ankara’nın ne İstediğini görmek için bütün yönleri konuşacağım. Türk tezleri değişmezse, ne kadar zaman geçerse geçsin, çözüm olmayacak. Ankara’yı Rum tezlerinin doğruluğuna ikna etmeye çalışacağım” diyor.
Yani iç siyasete yönelik manevraya devam ediyor.
Yarın ki ziyaret önemlidir, katkı koyar mı, göreceğiz.
Bu ziyaret esasen Kıbrıs Türk tarafının, Ankara hükümetine önerisiyle gündeme geldi.
Kıbrıs’ta gerek güney, gerekse kuzeyde siyaset yapan, halkın nabzını tutan partiler, oluşumlar, dış ziyaretleri olumlu katkı anlamında yapmalıdır.
Keşke UBP’de, Yunanistan’a gidip üst düzey ziyaretler yapsa, yapabilse, davet edilse.
Söylediğim gibi, amaç gerçekten olumlu katkı ve siyasetle çözüm üretme odaklı olsun.
Kıbrıs’ın önemli bir gerçeği de şudur;
Sorun iç siyasette heba edildiği sürece çözülmeyecek.
Bu haber 605 defa okunmuştur

:

:

:

: