Kamu eğri de, özel doğru mu?

ANNAN planından sonra ne yaptık, ya da neleri yapmadık?
ANNAN planından sonra ne yaptık, ya da neleri yapmadık?
Sanki, AB’ye giren biz, veya ANNAN planına “evet” diyerek birçok kazanım elde eden yine biz olduk.
Elbette hiçbiri olmadı, bu plan, bu oylama, bu “evet” iradesi, bu ülkede bir milattı.
Bu milat hiçbir kazanım, hiçbir motivasyon sağlamadı.
Tabi ki bir kesim, AB ve BM’yi, bir kesim güneyi suçluyor.
Bu sadece kolaya kaçmaktır.
2004 ANNAN planı referandumundan sonra kuzey Kıbrıs’ta yaşam daha da kötüye gitti.
ANNAN planında güneyin “hayır” iradesine sevinenler, kuzeyin “evet” iradesini sorgulamadı, sebeplerini araştırmadı, insanların “çözüm olsa iyi olur ama bizim yaşamımız böylede iyi” cümlesini söylemesini sağlamadı.
ANNAN planındaki “evet” iradesini kazanım olarak gören kesim ise bu iradenin sahipsiz kaldığını kabullenmedi.
Sonuçta, iki farklı irade anlayışı esas yapması gerekeni yapmadı.
Ekonomik, sosyal, altyapı, yapısal bütün sorunlar aşılabilir, fakat adalet yoksa, eşitlik inşa edilmemişse tüm sorunların temeli yerleşmiş demektir.
Ve bu ülkede adalet yerleşmedi, üvey evlat gibi hep birilerine yakın, hep birilerine uzak durdu.
Bir gün bu ülkede, hiç yapılmayanların yüzümüze vuracağı, bizi günlük kazandıran, aynı zamanda zayıflatan, güçsüzleştiren, öz güvenden uzaklaştıran, kolaycılık, zahmetsiz yaşamın aslında sadece günü kurtardığı belli olmaya başladı.
O kadar çok ayrılıklarımız var ki, o kadar çok kutuplaşma, bölünmüşlük yaşıyoruz ki, enerji ve zamanı olması gerektiği gibi kullanamıyoruz.
Yıllardır, kamu ve özel sektör arasında her anlamda fark var.
Kıbrıs sorunu çözülsün veya çözülmesin her iki sektör de sürdürülebilir değil.
Neden Kıbrıs sorunuyla ilişkilendiriyorum?
Çünkü başka kıyas yapacak, rekabet ve performansı ilişkilendirecek bir kıstas veya beklenti yok.
Yine kamu ve özel sektör arasında bir negatiflik var.
Her iki sektörün birbirini tamamlayıcı durumda olması gerekirken, birbirine rakip duruma gelmiş.
Kamuda çalışma saatlerinin düzenlenmesi üzerinden alevlenen bir tartışma var.
Kamunun derdi çalışma saatleri değil ki, sistemsizlik, verimsizlik, denetim, ceza ve ödül, liyakat gibi irade ve disiplin isteyen uygulamaların hiçbiri kamuda yok, esas mesele bunlar.
Bunların olmadığı yerde çalışma saatleri değişse ne olacak, değişmese ne olacak?
Peki, aynı sistem ve disiplin özel sektör için de geçerli değil mi?
İki dudağın arasında olan çalışma hayatı, örgütsüz, sendikasız, toplu iş sözleşmesiz, haklar ve ödevleri belirleyen akitler olmadan, sadece beklentiler üzerinden kamuya yüklenmek ne kadar samimi?
Kamuda ikinci iş yapan bundan hatırı sayılır kazanç sağlayanlar mutlaka var, hatta kamuda yaptığı işi avantaj sayıp bu avantajı kullanarak ilerleyenler de var.
Özel sektörde ikinci iş yapanlar yok mu, o zaman da haksızlık olmuyor mu?
İnşaat, turizm, sigortacılık, ulaşım, giyim sektörü, bu sektörlerde aynı anda faal olan özel sektör kesimleri var.
Bunlar haksız rekabet yaratmıyor mu, özel de çalışma saatlerine uyum insan hakkına göre mi düzenleniyor, yatırımlar neden asgari ücret üzerinden yapılıyor?
Hedef mi gösteriyorum, kamuyu mu destekliyorum?
Hayır, anlatmaya çalışıyorum.
Tek taraflı bakış açısı kimseyi haklı yapmaz.
Her kesim yeni kuzey Kıbrıs’a hazırlanmalı, hem de her anlamda, güney Kıbrıs, AB ve Türkiye ile rekabet edecek bir ülke yapısı oluşturulmalı.
Bu yapının içinde ise herkes, tüm kesimler bulunuyor.
Hedef bunlar değilse, gerisi laftan öte gitmez.
Bu haber 607 defa okunmuştur

:

:

:

: